Neredeyse iki haftadır sessizim. Bir koşturma, hayat gailesidir gidiyor, her zamanki gibi, hepimizin başından geçtiği gibi... Herhangi bir gündem olmaksızın başlıyorum. Önce arayı kapatalım.
Çalışıyorum. Galiba ben en çok bunu yapıyorum. Bu tempo normal geldiği, işim evim birbirine yakın olduğu, trafik denen şeyin içinde zaman kaybetmediğim, her hafta sosyalleşme namına iki, üç arkadaş gördüğüm için de yakınmıyorum. Ama günler hakikaten çok hızlı geçiyor. Bu hız karşısında şaşkınım. Kimi zaman fiziksel olarak yorgun düştüğümü, evdeki kimi işlere yetişmekte güçlük yaşadığımı fark ediyorum. Alışveriş için online seçenek, temizlik için iki haftada bir dışarıdan destekle tıngır mıngır yürütüyorum. Cumartesi günü bir arkadaşımın sık sık sipariş verdiği, evinde mis gibi tertemiz, leziz yemekler pişiren bir kadına ilk siparişimi verdim. Peynirli börek, kuru biber dolması ve mercimekli köfte. Tam gün tabağı... İki gün sofralar kurdum, sofralar kaldırdım., çaydanlığın altı usul usul yandı. Arkadaşlarımı gözettim. Sohbete doydum ve bunu haftalık rutinimin içine almaya karar verdim. Çünkü yemek pişirmek, onun alışverişini yapmak, menü düşünmek bazen sıkıcı bir hâl alabiliyor. Kızım da her öğlen yemeğini evden götürüyor. Dolayısıyla beslenme ciddi bir mesele benim için. Bir el almak, böyle bir stratejimin olduğunu bilmek hoşuma gitti. Hafta sonu sadece ben arayıp davet etmedim arkadaşlarımı. Ben de bir doğaçlama tiyatroya davet edildim. Oyunculardan biri arkadaşımızdı. Metinsiz, spontan, seyirci direktifleriyle oynanan, canlandırılan sekanslar, iki rakip grubun karşılıklı performansı çok ama çok iyiydi. Gülmekten yanaklarımız acıdı, karnımıza kramplar girdi. Gelecek cumartesi tekrar sahne alacaklar. Ağızdan ağıza yayıyorum şimdiden. Hayatın belirsizliğinin hediyelerini aldığım bir hafta sonu geçirdim anlayacağınız. Çok da keyif aldım. Gözetmek, gözetilmek, aramak, aranmak, duymak, duyulmak, özenmek, özenilmek hepsi el ele... Zorlama ilişkileri yürütmüyorum artık. Karşılıklı ilgi, emek, özen ile yürüyen ilişkilere zaman ayırıyorum. Beni besleyen, yanlarından keyifle ayrıldığım insanlarla bir arada olmayı tercih ediyorum. Bu da bana hafiflik, neşe olarak geri dönüyor. Kendimi yalnız hissettiğim zamanlar oluyor elbette, yakınlık özlediğim zamanlar... Yine de şükür hâlime diyerek devam ediyorum. Geçen gün arkadaşım, bir arkadaşının babaannesini anlattı. Babaanne seksenlerini sürdüğü sırada şikâyet etme enerjisine girmiş. Torun da almış onu karşısına. "Çok güzel ve uzun bir hayat sürdün. Eğer sabah uyanıyorsan o gün iyi bir gündür. Ben seni akşam 20.30'ta arayacağım. Bana gününü anlat." Babaanne ölene kadar, yıllarca her akşam 20.30'da aramış. Seni dinleyecek biri varsa, şayet, o günün içinden güzel anılar seçmek ve fark etmek kolaylaşır sanki. Ne dersiniz? O gün arayan ve neşeyle konuşan bir dost sesi, yeni açan bir çiçek, batan güneşin renkleri, leziz bir yemek, karşılıksız bir iyilik, komik bir video, anlatacak yığınla şey bulunur. Yeter ki tarafını seç, neyi besleyip, büyütmek istediğini bil. Bu anı hoşuma gitti. Pazar akşamıydı. Tüm gün anneme bakım vermiştim. Arkadaşım bize, eve gelmeden bir saat önce kordonda hızlı bir tur atıp eve dönmek ve kızımın elinden bir fincan Türk kahvesi içmek dışında hiçbir şey yapmamıştım kendimle ilgili. Sofrada sarı frezya vardı, kendime seçtiğim, ve leziz yemekler, yorgun bakışlar, her lokmada canlandı, kahkahalar arttı. Her zaman anlatacak iyi ve kötü hikâyelerimiz olduğunu anladım o an bir kere daha. İyi ve kötü, iyimser ve kötümser, istekli ve bezgin... Onlarca dualite sıralayabilirim buraya. Ve önemli bir de soru: sen hangisini seçiyorsun?
Öyleyse size son zamanlarda başımdan geçen güzel şeyleri maddeleyeyim:
Pazar günü şahane bir rüyadan uyandım. Çok huzurlu ve sakin. Sembolik olarak da çok anlamlı bir rüyaydı. Sabah niyetine, tez gerçekleşe inşallah...
Spor yapmayı sürdürüyorum.
8 Mart'ta gece yürüyüşünden sonra sahnede yerel bir kadın grubunu dinledik. Bir sürü arkadaşıma rastladım. Hangi birine sarılacağımı şaşırdığım şahaneli bir akşam oldu. İki gün sonra birinin evine yemeğe gittim hemen. Seçimim belli. Hemen yap, zamanını varken.
Doğaçlama tiyatroya gittim, gördüm, güldüm. Hem de çok.
Kitap okuyamama döngümü kırdım. Onur Çalı Mahsus Selam, Aylin Balboa Bu Hikâye Senden Uzun Osman (ikinci kez) bitti. Mahir Ünsal Eriş Acaip okuyorum şu sıra. Keyifli gidiyor. Araya serpiştirdiği kıssalar, dil işçiliğinden zengin, akıcı bir anlatı... Su gibi akıp gidiyor. Bir üçlemenin parçasıymış esasında. Gaip, Acaip ve henüz yazılmamış üçüncüsü...
Üç günlük bayram uzanıyor önümde. Dinlenmek, sosyalleşmek ve baharın gelişine tanıklık etmek için küçük bir mola... Papatyalar ve katırtırnakları çıkmış mı meraktayım.
Bugünkü reset de böyle oluversin. Ritmi sürdürmek adına bir küçük adım attım. Başta dediğim gibi maksat arayı kapatalım.
Ben de uzun zamandır yazamıyorum. Diğer blogdaşları da uzun süre okuyamadım da arayı pazar günü kapattım, şükür. Senin yeni yazına rastlamayınca merak etmiştim. Neyse ki her şey yolundaymış.
YanıtlaSilKısa bir süre önce seninle benzer kararlar aldım. Şikâyet etmek, olmayana odaklanmak yerine olanı görmek, onu büyütmek niyetindeyim artık. Yoksa bu hayat çekilmez, geçmez! Yaptıkların, yazdıkların çok hoşuma gitti. Umarım güzel sürprizler, şanslı fırsatlar hepimizin karşısına sıkça çıkar. Çok sevgiler...
Güzel dileklerin için teşekkürler Leylan🙏 Aklın yolu bir. Şahane niyet! Güzelliklerle sürsün dilerim. Bazen bir atalet geliyor üzerimize öyle değil mi? Olduğu kadar, olmadığı kader diyeceğim ama o da içime sinmiyor. Daha çok yazmak, özellikle de kurmaca yazmak istiyorum ama bloğun ötesinde kalem oynatmıyorum her nedense. Ama şikayet enerjisinde değiliz ✌ Vardır onun da bir zamanı. Sevgiler
Sil