Geçmişte yaşanmış, bitmiş olayların bugüne düşen acılı, kederli izlerini anlatıyor bize tragedyalar. Bu aralar içimdeki anlatma isteği ve hevesiyle, beni yazı masasına çağıran ve önceden belirlemediğim, planlamadığım ama bir müddet sürmesini umduğum, aynı dertle hemhal olurken yazacağım için bir içerik bütünlüğü taşıyacağını sezdiğim için de bir üst başlık belirlediğim yazıların ilkini dün yazdım. Orada geçmişte yaşanmış, üstü örtülmüş, halının altına süpürülmüş ama açığa çıkmış, kötü kokular yayan bir olayın üzerimdeki etkisinden bahsediyordum. Hayat bazen böyledir. Öznesi olmasanız da çamuru üstünüze sıçrar, kokusu siner, sinek küçüktür ama mide bulandırır misali afallatır. Sonra her bilgi hazmedilir, yola devam edilir. Benimki de o hesap. Midem bulandı. Saygım azaldı. Sorumluluklarım arttı. Ama yol benim yolum, yürüyorum.
Bugün geçmişte tohumu atılmış, izi bugüne düşen ve yolumu çiçeklendiren eylemlerden bahsetmek istiyorum. Seçtiklerimiz ve seçmediklerimizle şekilleniyor yaşam yolculuğumuz. Yolculuk, dedim de aklıma geldi, Sanal Yazı Evi'nden tanıdığım Öykü, El Camino yolunu yürüyor şu an. Benim Nermin Yıldırım'ın Ev romanını okurken haberdar olduğum, ya acaba günün birinde yapabilir miyim diye aklımın, kalbimin bir köşesine bir çentik atan, virgül gibi kıvrılıp uygun ânı kollayan bir düşünce olarak yerleşti. Birinin düşü, diğerinin yolu olmuş. Görünce heyecan duydum Öykü adına. Cesaretini, kararlılığını kutladım. Sırtında çantası, adım adım ilerliyor, geçmişin izini bugününe düşürüyor. Paragrafı yazmaya başlarken lafın Öykü'ye ve yolculuğuna geleceğini bilmiyordum. Ama bir kelime, bir kelime daha derken zihin bizi bir yerlere çekiyor. Yaşamak, özen istiyor, geç kavradım. Ben de kırklı yaşlara kadar nasıl geçtiğini heyhat anlamadığım bir hız, devinim, debelenme içindeydim. Oradan oraya savruldum. Evet kimi seçimler yaptım. Ancak şimdi bu seçimlerin belki de en önemlilerini, bugünümde en çok etki edenlerini yaparken çok da bilinçli hareket etmediğimi fark ediyorum. Meslek seçimi zaten başlı başına tesadüftü bizim zamanımızda. Bugün de yine puanına göre bir yer seçiyorsun ama o zaman sınav öncesi yazdığın, yaparım diye düşündüğün bölümleri yazıyor ve o günün performansının ne olacağından habersiz 18 tercih yapıyordun. Biri denk geliyordu, okula gidiyordun. Şimdi bakıyorum da gençler istemedikleri yolları yürümeme, kararlarından vazgeçme konusunda bizim nesle nazaran daha özgür. Aileler daha destekleyici. Muhtemelen onları yetiştiren ebeveynler biz olduğumuz için, zamanında buralarda söz hakkımız daha az olduğu için, "aman üzülmesinler" diye cici kız, iyi kız etiketlerine sarıldığımız için. Ben şu yaşımda hâlâ "bırakınız üzülsünler" diyemiyorum. Hak edene hak ettiği cevabı vermek yerine çoğu zaman oradan uzaklaşmayı, kendimi, kendi iyi olma hâlime teslim etmeyi tercih ediyorum. Ama yalan yok. Bazen özeniyorum şöyle kallavi bir küfür savurmayı. Bu yaz içimde 100 birimlik kızgınlık varken bile ağzımdan uzlaştırıcı sözler çıkıyordu. Yanımdaki arkadaşlarım benim yerime s.ktiri çekerken ben "Yeter artık. Sıktın!" demiştim. O da sadece bir kez. Davul zurna az takımından olunca karşı taraf, bir yanım, geri çekilmek, orayı dışarıda bırakmak istiyor. Hadi tıbbi bir benzetme yapayım. Bir doku, organ beslenmezse nekroz olur, çürür. Ben de orayı düşüncelerimle beslemeyi keserek, önceliği kendi yaptığım, yapmak istediğim güzel şeylere vererek bir koruma kalkanı inşa etmeyi, dışarıda tutmayı tercih ettim. Çünkü ne kadar haklı da olsam, haklı-haksız dualitesine girmek, kendi adalet terazine uyan eylemlerle karşılaşmamak öfke ve kızgınlık biriktiriyor. Ben bunların kumbarasını tutmak istemiyorum. O yüzden bırakalım onları kendi bok çukurlarında, lağım kokusundan rahatsız olsunlar, biz bakalım bu yılın renkli, keyifli eylemelerine...
İnstagramda yeni takip etmeye başladığım bir hesap var: Mey ile Yolculuk. Dün okuduğum iletinin başlığı, soldurduğunuz insanların parlamasını izlemek. Daha ilk cümlede "Aha bu benim!" dedim. Siz de okuyun, etrafınızda parlamaya başlayan ya da parlaklığını yitirenler belirir belki gözlerinizin önünde. Şöyle diyor Mey'imiz.
"Bazı insanların ayrıldıktan sonra güzelleştiğini söyleriz ya... Bence mesele güzelleşmekten çok daha büyük. Bazı ilişkiler insanın yüzünden, gözünden önce ışığını tüketir.
...
Sonra o insan sizden gider. Bir süre hiçbir şey olmaz sanırsınız. Sonra bir bakarsınız... Yüzü değişmiş. Bakışları sakinleşmiş. İşi büyümüş. Bedeni toparlanmış. Daha çok gülüyor. Daha güzel giyiniyor. Yeni şeyler öğreniyor. Yeni yerler görüyor. Kendine para harcıyor. Evini güzelleştiriyor. Uyuyor."
Tüm iletiyi yazmadım. Ama meali bir ilişkinin içinde hep tetikteyseniz, güvenli ve huzurlu alana sahip değilseniz, hayallerinize, hedeflerinize koşmanın, kendini göstermenin, ışıldamanın, huzurla uyumanın yerini başka şeyler alıyor, tazeliğin yerini donukluk, bedende katılık, hareketsizlik...
Yılların biriktirdiği kiloları veremedim henüz. Tartıda görmek istediğim rakamın hayli üstündeyim. Ama kasım ayında yıllardır gitmem ve yakarım dediğim üç aylık fitness üyeliğiyle bedenimi canlandırmayı başardım. Şubattan beri de pt ile çalışıyor ve günden güne güçlendiğimi fark ediyorum. Eskiden yapamadığım pozlarda daha uzun kalıyorum. En önemlisi ne kadar yorgun olursam olayım ya da dışarıda hava ne kadar sıcak, arkadaş davetleri vaat dolu, antrenman aksamıyor, ertelenmiyor. Hareket etmeye başladım, sürdürdüm, bugüne izi düştü. Daha güçlü kollarım var. Beni koşarak 5 km taşıyabilen bacaklarım. Varan 1! Koşuyor arkadaş. Var mı ötesi? 2026'da koşmaya başlayacağım hayalimin sonucunda evde üç bitirme madalyam var. Çanakkale (6K), Bozcaada (5K), Ayvalık (5K). 2027 hayalim Atina Maratonu'nda 5 ya da 10 K koşarak Panathenaic Stadyumu'ndan içeri girmek. Düşünmek bile güzel.
Yazmak bugünüme izi düşen en güzel, bana en çok keyif veren eylemlerden biri. Bloğa başlamak da keza öyle. Burada düşünüyor, Julia Cameron'ın sabah sayfalarında yapmamızı önerdiği gibi yazıyor, eteğimdeki taşları döküyor, kiri pası atıyorum. Tek okurunun kendin olacağın, belki de dönüp hiç bakmayacağın sabah sayfaları gibi gelişigüzel, sansürsüz olmuyor belki ama zihnimdeki tortuları yazarak atarken ve açarken bir yandan da yazı temrinleri vazifesi gören bir alanı, 2013 yılının kasım ayından beri aktif olarak tutuyor, düzenli güncelliyorum. Burada edindiğim pek çok arkadaşım oldu yıllar içinde. Kimi gelişigüzel yazılar, öykü nüvelerine döndü. Söyleşiler yaptım öykü yazarlarıyla, onların ağzından kendi yazma yolculuklarını dinledim ve aktardım, gittiğim, izleyicisi olduğum edebiyat etkinliklerinin, masal söyleşilerinin notlarını tuttum. Kendim için yazdım, çizdim, biriktirdim. Bir sporcunun bedenini çalıştırması gibi ben de yazma kaslarımı çalıştırdım burada, sizlerin gözü önünde. Fark ediyorum kendimdeki ilerlemeyi. En önemlisi de kararlılığımı kutluyorum, ödüllerimi yıllar içinde topluyorum. Bu da varan 2! Ama bir hedef koyuyorum önüme sizlerin de tanıklığında; bir ödül özlüyorum. 2027 ilk çocuk romanımı yazmayı bitirdiğim yıl olsa mesela. Basılacağı haberini alsam içime sinen bir yayınevinden, elime alsam hatta, okullara gitsem, çocuklarla buluşsam. Şahane olmaz mı? Kendime not: hayalini kurmak güzel ama oturup yazmaya da başlamalısın.
Bir hayal ya da hedef diyelim. 2027 bitmeden Homeros Destanlarını ve Gılgamış Destanını okumak istiyorum. Bu da bonus olsun. Bir bonus daha var. Okumak, yazmak üzerine küçük grup çalışmaları yürütmek...
Bakalım bunların hangilerinin izi düşecek 2026-2027 sonbahar kış sezonuna.


