kurmaca biyografiler
Filmler, şarkılar, kitaplar, şehirler ve yazarlar... Bende kalan izler...
27 Mayıs 2026 Çarşamba
Yol günlükleri
21 Mayıs 2026 Perşembe
Bir tatlı hatıra
Hafta başından beri evden işe, işten eve, arada kısa mesai, yatak istirahati ile geçti günler. Haliyle sıkıldım. Bugün birkaç kere muayenehanenin önüne çıktım hava almak için. Morsalkımlar döktü çiçeklerini. Yeşil bir paravan şimdi, sokakla aramıza gerilen.Gölgede oturdum. Derin nefesler aldım, verdim. Arkadaşımla telefonda sohbet ettim. Ani gelişen, küçük bir kriz için empati aldım. Sonra onu dinledim. Şiddetsiz iletişim kampında geçirdiği deneyimi anlattı. Küçük çatışmalar, kendini açmalar, duygu ve ihtiyaç tahminleri, yeni stratejiler, herkesin duyulması için alan tanınması... Bir arada yaşamanın ne zor, geçinmeye gönlü ve hevesi olmanın ne büyük meziyet olduğunu düşündüm.
Kızım, arkadaşlarıyla çarşıya gitmek için izin istedi sonra. İşim bitince buluşmak üzere sözleştik. Hataylı bir ailenin işletmesine gittik ve yöresel yemekler denedik. Hatay'da yediklerim kadar lezizdi. Çay, kahve faslını sahile bıraktık. Yol boyu konuştuk. Çay bahçesinde bir arkadaşım da katıldı yanımıza. Sırlardan bahis açıldı, dedikodulardan... Laf lafı açtı. İsim vermeden birinden bahsettim. Kızım da, arkadaşım da tanıyor muyum diye sordu. Kızıma hayır, dedim. Arkadaşıma sen de tanımıyorsun manasında Deniz bile tanımıyor, dedim. Aksi pekâlâ mümkün elbette ama fark ettim ki kızım benim hayatımın merkezinde. Arkadaş bellediğim hemen herkesi tanıyor, biliyor. Birbirimize sahiden yarenlik ediyoruz. Sohbet ediyoruz. Bunun için çok şükran dolu içim. Hayatımın en büyük iyikisi, başarısı, sevinci bu sanırım. Kızımla olan ilişkim. Ona verdiğim emek ve inşa ettiğimiz ilişki. Bir kez daha tanıklık ettim bu zenginliğe bu akşam ve keyfine vardım. Günün mutluluğu ve tatlı hatırası olarak geçsin kayıtlara.
Zihin oyunları, Çatlak ve kırılma zamanı
5 Mayıs 2026 Salı
Paylaş ki çoğalsın
Nisan ayı boyunca hayli suskun kaldım. Mayısta bu sessizliği bozmaya niyetim var. Hadi hayırlısı!
Bugün Hıdırellez. Gece boyu dilekler dilenecek, gül dallarına asılacak. Hızır'ın ve İlyas'ın buluşması kutlanacak. Çocukluğumdan beri Hıdırellez'i çok severim. Annemin yıllar boyu taşları üst üste koyarak çizdiği ev dileğine bakarak büyüdüm ne de olsa. O taşlar üst üste yığıldı, bir eve döndü sonunda.
Bugün madem Hıdırellez ben de dileklerimi akşama saklayıp bu aralar hayatımda olan güzel şeyleri, beni memnun ve mutlu eden şeyleri yazayım, şükür niyetine... Paylaşayım ki çoğalsın...
Muayenehanemin önündeki morsalkımlar mest ediyor beni bu ara en çok. Salkım salkım coştular. Kokuları başımı döndürüyor. Her baktığımda keyifleniyorum. Onu apartmanın bahçesine dikip önümüzü sarmasına vesile olan hastamıza binlerce şükür. Sırf ben değilim çünkü güzelliğinden faydalanan. Gelen geçen kokluyor, ne güzel açmışlar diyor, görüyorum, duyuyorum.
Hareket etmek mutlu ediyor bir de. Eski hareketsiz, ağır yaşamım geride kaldı. Kendimi bu konuda ayağa kaldırdığım, sürdürdüğüm için çok ama çok memnunum. Nereden nereye geldiğime bakınca içsel motivasyonumu, şevkimi, azmimi kutluyorum.
50'ye doğru koşmayı öğrenme çabama çok gülüyorum. Henüz lise sıralarındayken "Koşmak çok saçma!" derdim. Bir insan otobüs veya vapuru yakalamayacaksa neden koşsun ki diye düşünür, dile de getirirdim. Kış aylarında bir videoya denk geldim, sosyal medyada, yaşlı bir kadın, "otobüs ve erkekler için koşmayın," diyordu. "Beş dakika sonra yenisi gelir." İzlediğimde güldüm ama pek de katılamıyorum doğrusu. Çanakkale'de otobüs seferleri o kadar da sık değil. Binmek istediğin hat kalkmak üzereyse koşmak da fayda var. Aynısını erkekler ve arkadaşlar için de söyleyebiliriz muhtemelen. Sohbetinden hoşlandığım, merakımı çeken az sayıda insanla karşılaşıyorum artık. Belki kırılmamak için inşa ettiğimiz duvarlar yüzünden, genel bir insanlık hâline, davranış kalıbına dönüşüyor bu da, bilemiyorum. O yüzden daha yakından tanıma isteği duyunca bir sonrakini beklememeli belki de insan. Koşmasa da adım atmalı. Tanımaya cüret etmeli. Hayatımıza soktuğumuz her güzellik bir şeylere cüret etmeyle ilgili değil mi zaten? Bu da kulağıma küpe olsun. Buralar sahiden unuttuğum yerler. En güzeli kendiliğinden doğal bir akış, düşünmeni, plan yapmanı gerektirmeyen bir hâldi galiba. Öyle hatırlıyorum. Bunu yapabilmek için bir referans sistemine ihtiyaç duyduğumun da farkındayım. Benim için hiç tanımadığım birileriyle arkadaşlık kurmak, hayatıma sokmak neredeyse imkânsız. Arkadaşlarım, sevgililerim hep etrafımdaki ağ sayesinde kuruluyor. Belki bu da kendime taktığım bir etiket. Çünkü bunu söylediğim arkadaşlarım buna katılmıyor. Benim iletişime açık olduğumu söylüyor. Bunu söyleyen insanların bir kısmını kentte düzenlenen söyleşi, festival gibi yerlerde tanıdığımı düşünürsem belki de haklılar. Bu konuda bütünüyle kuşkudayım diyelim ve geçelim.
Neydi meselemiz? Beni mutlu eden şeyler: Dün bir arkadaşım sörf yapmayı öğrenelim mi diye sordu. Bir ilan attı. Bugün bir arkadaşım Hıdırellez kutlamasına gidelim mi sorusuyla geldi. Aranmak, hatırlanmak, bir yerlere davet edilmek beni çok mutlu ediyor. Kadın arkadaşlarıma karşı bu anlamda çok cömertim. Evime, dışarıya davet eder, zorlandıkları yerde dinler, eşlik ederim. Benim çekindiğim yerler karşı cinsle arkadaşlıklar galiba. Olağan karşılaşma, buluşma yerlerinde görüştüğüm ama bire bir ilişkiye girmediğimin de çok farkındayım. Uzun süreli ilişkiler, evlilikler karşı cinsle arkadaşlığımızın köküne kibrit suyu mu döküyor? Ne dersiniz? Etrafımda erkek arkadaşlarım, özellikle de meslektaşlarım, lise arkadaşlarım var, grupça bir araya geldiğimiz ortamlar da sıkça oluyor. Bununla beraber hadi bir kahve içelim, gel sahilde yürüyüş yapalım davetlerim hep hemcinslerime. Bilinçaltımın derinliklerine inmeyi başka zamana bırakıp sonraki maddeyle devam edelim.
Gün batımlarını izlemek, sahilde yürümek, uzamış çayırların arasından başını uzatan gelinciklerle, papatyalarla karşılaşmak, baharın uyanışına şahitlik etmek... Sahiden mutlu ediyor.
Küçük, samimi sofralarda buluşmak, sohbet etmek, iyi bir film izlemek...
Bayramda tek başıma tatile çıkacak olmak. Mesleki kurslar, toplantılar nedeniyle tek başıma şehir dışına çok çıktım ancak tek başıma sırf keyif için bir yere gitmek? Şehrin içinde yürüyüş, kafe molası dışında işte bunu hiç yapmadım. Yıllardır dilime doladığım Tiflis'e gidiş dönüş biletim var. Bir de otel rezervasyonum. Gerisi kervan yolda düzülür misali. Varışımı bekliyor.
Paylaş ki çoğalsın listemin bir çırpıda aklıma gelen maddeleri. Akşam için dileklerim ise ayrı bir kâğıda yazılacak. Daha çok duygularımı yazacağım belki de. Karşılanmasını arzu ettiğim ihtiyaçlar, onlar karşılandığında hissedeceğim hoşnut duygulardan ibaret bir liste. Aslında her ne istiyorsak, sadece bunun için!
3 Mayıs 2026 Pazar
Pazara ve yeni aya merhaba
27 Nisan 2026 Pazartesi
Efsanenin izinde
26 Nisan
Sabah 07.50 suları...
Büyük gün geldi çattı.
Geçen yıl ilki yarı maraton olarak düzenlenen Troyarun bu yıl tam maraton olarak da koşuluyor. Troya antik kentinden başlayacak tam maratoncular, şehrin içini turlayacak 21,10 ve 6k'cı binlerce koşusever şehri doldurdu. Üç gündür kordonda şenlik havası esiyor. Otellerin doluluk oranının da arttığı söyleniyor.
Herkes kendi ritminde, kendiyle rakip.
Çok değil altı, yedi ay önce özellikle dışarı çıkmazsam günlük 1000 adımı aşmakta zorlanırken yarış kitimi almak, parkuru bitirmek üzere evden çıkmak, arkadaşlarımla buluşacak olmak heyecan verici.. Koşu süremi pek arttıramadım. Hedefim 50-70 dk arasında, ağırlıklı yürüyerek bitirmek. Asıl performansımı yarış esnasında göreceğim.
27 Nisan
Dünün bilinmezi bugünün gerçeğidir. Dün gittim. Ta Bremen'den birlikte koşmak için gelen arkadaşımla buluştum. Eh buranın yerlisiyiz, başkaca arkadaşlar da vardı elbette. Stantlarda gittik yüzümüze makyaj yaptırdık. Birlikte ısındık. Müziğin ritmine ve atmosferin coşkusuna kendimizi kaptırdık.
Şehrin sokakları trafiğe kapatılacağından koşu sonrası rahat dönebileceğim bir yere arabayı park ettim. Hava şahaneydi. Gökyüzü masmavi, deniz kıpırtısız. Stantlar cıvıl cıvıl. Kordonda kısa koşu yapanlar, esneyenler, ısınanlar, sohbet edenler, hatıra fotoğrafı çektirenler... Bu atmosferin parçası olmayı çok sevdim. 15'er dakika arayla 21K, 10 K ve 6 K için start verildi. 10 K'da 1700 küsur koşucu vardı. O bitmek bilmeyen start anı şahaneydi. Sonra bizim sıramız geldi. Özgenle yan yana yerimizi aldık. Düşük tempoyla koşmaya başladık. Koşarken konuşabileceğin tempo dedikleri türden. Kulaklık takmadan kendi nefesimi izleyip etrafın farkında olarak koşmak istedim. Yarış gününe kadar daha çok yürürüm diyordum ama elimden geldiğince, nefesim yettiğince koşmayı da denemek istiyordum. İlk bir km arkadaşımdan kopmadım. Sonra nabzım yükseldi. Hızlı tempo yürüdüm, nefesim toparladı koştum ve bunu sonuna kadar sürdürdüm. İki kadın arkadaşım beni önden karşılayacaktı ve yanlarına koşarak varmak en büyük hayalimdi. O yüzden aman demedim, yoruldum demedim, yürüme tempomu düşürmeye yeltenmedim. Ve otobüs için durağa dahi koşmayan ben 6K'yı kendi hedeflerim doğrultusunda 51dk 43 sn ile bitirdim. Öncesinde kesintisiz 600 metre bile koşmayan biri için güzel bir zafer. En önemlisi zevk aldım. Kendime meydan okumanın, bedenimin yaptığım antrenmanlara karşılık vermesinin, güçlenmesinin tadına vardım.
20 Haziran'da Bozcaada'da yarı maraton var. 5 K, 10,5 K ve 21 K. Arkadaşlarım 10 K için motive ediyor ama 5K ile devam etmeyi, 45 dk süresi olan bu koşuyu 37-40 dk arası bitirmeyi hedefliyorum. Belki ondan sonra sıra 10 K'ya da gelir.
Velhasıl efendim, aralık ayında yeni yıl için koyduğum hedeflerden biri gerçekleşti. Efsanenin izinde koşusunun parçası oldum ve bitirdim. Darısı diğer niyetlerin başına...
30 Mart 2026 Pazartesi
Heybemden çıkanlar
Martın son günleri. "Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır," sözünün hakkını veriyor. Çanakkale için şaşırtıcı değil esasında. Çocukluğumdan itibaren hatırladığım pek çok 18 Mart, hatta 23 Nisan mont giyilecek kadar soğuk. Belleğim böyle buyuruyor. Kızım 11 Nisan doğumlu. Hastaneden çıkıp eve girdiğimiz gün kalın baharlık montumsu hırkamla üşüdüğümü, onu battaniyeye sarıp sarmaladığımı, üşümesin diye üzerine titrediğimi de belleğim bulup getiriyor. Demek ki bahar geç kalmış değil, ritmi bu.
Yine de uzun süren kıştan bıkmaya iznim olmalı. Isınmak, sarılıp sarmalanmak isteğime burun kıvrılmamalı. Dün bu arzumun peşine düştüm. Kızımla Biga Kırkgeçit Kaplıcası'na gittik. Açık havada sıcak termal suda yüzdük. Giderken ve dönerken manzaranın tadını çıkardık. Tepesi dumanlı dağların arasında, ağaçların içinde, kuşların ötüştüğü, sessiz sakin bir yer. Asıl güzel olan, kısa süreli de olsa evden uzaklaşmak, yola çıkmak ve yolda sohbet etmek. Arabanın içinde seyahat etmek, dar bir alanı paylaşmak demek. Eğer şoför ve yolcu gerginse, birbiriyle çekişmeliyse yol ve yolculuk karabasan gibi üzerine çöker. Çizginin diğer tarafı ise yolun sunduklarının açtığı sohbetler, çağrışımlar, şarkılar eşliğinde keyifle akıp gider. Bizimki ikinci türden bir kısa yol hikâyesiydi. Çanakkale Biga arasında geçmeyi sevdiğim, her mevsim başka güzel görünen ormanlık alan, dumanı üzerinde tüten dağlar, bulutlar, kuş sürüleri... Hepsi de şehri geride bırakıp gözlerimi ve ruhumu dinlendirme imkânı bana. Keyifli geçti ama yorgunluğum dinmedi.
Cumartesi hepten hareketliydi. Öğlene kadar hastalar... Miting alanını teğet geçip yarım günlük mesleki seminerin yapılacağı otele varma çabası... Eve yetiş. Yemek ye. Üzerini değiştir ve doğaçlama tiyatroya git. Arkadaşlarımla ve kızımla izlediğim doğaçlama tiyatronun bir bölümünde sahneye bir konuk çağrılıyor. Ekip ona sorular soruyor. Sonra sahnede doğaçlama hayatından kesitler canlandırılıyor. Biraz abartılıyor. İzleyici de gülmekten kırılıyor. Çıkışta bir kafede oturduk. Kızım bizim ebeveynliğimize dair başından geçenleri anlattıkça güldük, güldükçe neşelendik ve bu malzemeyi tiyatro ekibine verse sahnede neler izleyebileceğimizi düşündük. Tiyatroyu izlemek güzeldi ancak böyle bir deneyimin, çalışmanın parçası olmak kim bilir ne kadar keyiflidir. İnsanın kendi rutin hayatı dışında yeni şeyler denemesi, öğrenmesi, içindeki canlılığı arttırıyor. Bu ara benim de içime daha çok neşe ve yenilik katasım var. Bakalım yolum nereden açılacak?
Borgen'i izliyorum. Birkaç dizi daha vardı aklımda. İsimlerini not etmemişim. Belki çıkar karşıma. Ya da anımsarım.
Sarı Zarflar vizyona girmiş. Çok kalmaz burada. Hafta içi fırsat bulup izlemeli.
Ay sonu yaklaşırken benim heybeden çıkan bunlar. Nisan hayırlarıyla gelsin.
