Beden farkındalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beden farkındalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2021 Çarşamba

Duygu Ceritoğlu ile Ofis Yogası

Çanakkale Diş Hekimleri Odası Kadın Diş Hekimleri Komisyonu kapsamında yoga eğitmeni Servet Duygu  Ceritoğlu ile gerçekleştirilen ofis yogası: 




23 Ocak 2021 Cumartesi

Esra Yurttut ile Sandalye Egzersizi

Çanakkale Diş Hekimleri Odası Kadın Diş Hekimleri Komisyonu etkinliği:



30 Temmuz 2019 Salı

Defansif Yaklaşım

Bir süredir hem hekimlikte hem yaşamda defansif yaklaşımı benimsediğimi görüyorum. Kişilerin bana gönderdikleri ilk sinyaller, beden dilleri, beklentilerine dair sezdiklerim, olası sonuçlar üzerine düşüncelerim belirliyor onlarla kuracağım ilişkiyi ya da kurmayacağım ilişkiyi... 
Bu bir yargı mı? Emin değilim. Daha çok kendini koruma güdüsü, bir seçim. Nasıl insanlarla çalışmak, arkadaşlık kurmak istediğime dair bir seçim. Çünkü her ilişki işbirliğine, gücü birlikte kullanmaya, dayanışmaya ve dengeye gereksinim duyuyor, en çok da emeğe... Yorgunluk ve sularımı bulandıracak insanları dışarıda bırakmak, ihtiyaç duyduğum şeffaflığı, hafifliği, huzuru sağlayanları içeride tutmak istiyorum. İşte bu yüzden yargı değil bir seçim. 
Bir başka seçimse, zalim, kurtarıcı, kurban üçgeninden olabildiğince kaçmak. 

Özellikle her kendini kurban olarak görene sırtımda alet çantam koşarak gitmekten vazgeçtim, vazgeçiyorum, vazgeçeceğim. Kendini sıkıştıran sonra da açan bir zemberekten dökülen anlar ve ayrıntılar yığınının altında ezilmek istemiyorum. Bu anlara ve ayrıntılara maruz kaldıkça boynum geriliyor. Anlıyorum başka başka zihinlerin gereksizce çoğaltılmış, fazladan anlam yüklenmiş durumlarını, şikâyetlerini dinlemek istemiyor. Dahası kendiminkilere de tahammül edemiyor. Hak veriyorum ona. Hep haklı olan, hep geçmişte yaşayan, seçimlerinin sorumluluğunu almayan, sorumluyu hep dışarıda arayan insanların bedenimi, zihnimi, zamanımı ele geçirmesine izin vermiyorum. Aşılmaz duvarlar örüyorum kimilerine. Sahte nezaketlere yer vermeyen duvarlar... Kendime yabancılaştıracak kadar kalın duvarlar örüyorum. Defansif yaşam böyle başlıyor. Üzerine düşüncelerle devam ediyor. 
Sınırlar muğlak, şikâyet ve sohbet etmek ya da dertleşmek arasındaki ayrım nedir, belki de haksızlık ediyorum birilerine derken boynum bas bas bağırmaya devam ediyor. Anlıyorum ki bedenim neyi istediğini, neyi istemediğini benden daha iyi biliyor. 

* Görsel, www.fr.dreamstime.com adlı web sitesinden alınmıştır. 

17 Ekim 2017 Salı

ÇAĞDAŞ DANSIN BENİMLE NE İLGİSİ VAR?

Mesleğimin bedenime verdiği zararlar var. Duruş bozuklukları neticesinde zaman zaman bel, omuz, boyun, sırt, bacak (saymadığım ekstremite kalmamış) ağrıları çekiyorum. Fazla kilo ve hareketsiz yaşam tarzı işimi kolaylaştırmıyor. 2015 yılının bahar ayında pilatesle başladığım hareketi arttırma plan ve projesi, geçen sonbahar beden farkındalığı atölyesine evrildi. Bir yıl boyunca bedenimizle çalıştık. Benim için ilginç ve kazanımları olan, uzun soluklu bir deneyimdi. 8 ay boyunca aynı grupla yol aldık. Bedenimizi dinledik. 
Ağrı, onun gerildiği, zorlandığı, aynı pozisyonda uzun süre kaldığı durumlarda başlıyordu. Şimdi hasta başında çalışırken ağrının yerleşmesine izin vermeden zorlanmayı hissettiğimde pozisyon değiştiriyor, gerilen kasımı gevşetiyor, ağırlığı transfer ediyorum. Bu önemli bir kazanım ancak fazlası da var. 
Beden farkındalığı atölyesinde yaptıklarımızı tarif etmekte her zaman zorlandım. "Eveet bu dizlerim, bu bacaklarım, bu da kollarım, hah tamam burdalar, tam olmaları gerektiği yerde" gibi dalga geçmeye açık bir başlık. Hem tam da dalga geçildiği gibi hem de çok daha fazlası. Dilim döndüğünce anlatayım. 
Benim için beden farkındalığı yeri geldiğinde kelimeleri unutup alışık olduğumuz şekilde iletişim kurmaktan vazgeçebilmek, önyargılarımı, korkularımı bir kenara koyup yeni bir iletişim dili kurmak, yalnızca dile ve kelimelerin anlamlarına yüklenmeden, kendimi görmek, duymak, aynı zamanda diğerlerini de görmek ve duymak demek. Benim için beden farkındalığı kendimi ve diğerlerini görüp işitirken mekânı unutmadan, onu da hissetmek, bize sunduklarını sonuna kadar kullanmaya çalışmak demek. Benim için beden farkındalığı susarak anlaşmak demek. Benim için beden farkındalığı evi paylaştığım minik insan dışında birileriyle konuşmak, paylaşmak, kendi sesim dışında sesler duymak demek. Benim için beden farkındalığı koyduğum sınırları ihlal etmek, hatta bütünüyle yıkmak demek. Benim için beden farkındalığı kendini gerçekleştiren kehanetler, çemberin büyüsü ve istemek demek. Ah bir kez isteyince insan, cânı gönülden isteyince, hele de niyet tohumlarını çembere ekmişse, eşzamanlılık bir fizik formülü gibi işliyor ve kendinden yeni bir ben, dilediğin gibi bir ben çıkarıyorsun. Korkular, tıkanıklıklar bir bir gidiyor, güven inşa ediliyor, dostluklar derinleşiyor, perçinleşiyor. Hâl böyle olunca yaz tatiline giren atölyenin yeniden başlaması dört gözle bekleniyor. 
Bir süredir Esra'dan gelecek "Hadi" işaretini bekliyorduk. Zaman ve içerik konusunda bir müddet whattsappta yazıştık ve dün akşam biraz daha kalabalık yeniden başladık. Bir ay süreyle çalışacak ve öncelikle bedenimizden gelecek geribildirimleri paylaşacaktık. Böylece Esra atölye müfredatını belirleyecek, gerekirse büyük gruptan iki ayrı atölye çıkaracaktı. Yazışmalarda kullandığı teknik kelimesinden uyanmalıydım! İçimde daha fazla hareket etme isteği duyan Tuğba işitmemi engelledi. Ve dün kendimi Çağdaş Dans Teknikleri atölyesinde buldum. İyi de çağdaş dansın benimle ne ilgisi var?
Esra, çağdaş dans adımlarının bütününü bir bebeğin doğumundan yürümesine kadar geçen sürede doğal olarak yaptığı, bedenin hafızasında yerleşik hareketler olarak tanımlıyor. Atölyede yaptığımızın hatırlamaktan ibaret olduğunu söyleyerek üzerimizdeki baskıyı azaltmaya çalışıyor. Onun iyimserliği karşısında gözlerimi kapıyorum. Müziği dinliyor ve dönüyorum, ters x, düz x, hepimiz birer Maksimum Adam'ız.
Bedenim bu yeni sürece nasıl uyum sağlayacak, zevk alacak mı bilmiyorum ancak zihnimin atölyeye şimdiden adapte olduğunu, elinden gelenin en iyisini yaptığını, sıvışmayı düşünmediğini söyleyebilirim. Ne de olsa bizden aşağıdaki gibi bir yıl sonu performansı bekleyen ebeveynlerimiz yok. :)




28 Eylül 2017 Perşembe

ÇÜNKÜ ERGONOMİ ÖNEMLİDİR


Bir süredir sol elimin işaret parmağı ağrıyor. Aeratör tutarken sorun yok ama ne zaman elime bir kalem alsam kendini belli ediyor. Reçete yazdığım ya da protokol defterine hasta bilgilerini kaydettiğim zamanlarda inceden ağrıdığını hissediyorum ama sebebini de bulamıyorum. Kalemi bırakıp masaj yapıyorum. Günün yoğunluğu içinde unutuyorum.
Dün aljinat karıştırırken parmağımın yeniden sızladığını duydum ve elime baktım. Bol kaşığını tüm avcumla kavramak yerine işaret parmağımı kaşığın ucuna doğru uzattığımı, parmağımın aşırı gerilmesine sebep olduğumu fark ettim. Diş hekimliği sayısız tekrarlayan hareketten oluşuyor. El bileğimiz, parmaklarımız sayısız kereler dönüyor, itiyor, çekiyor. Günün önemli bölümünü öne eğik bir postürle geçiriyoruz. Diş hekimlerinin büyük çoğunluğunun bel ve boyun ağrıları çekmesi, fıtık olmaları şaşırtıcı değil. Tüm bu risk faktörleri yetmezmiş gibi, bizzat kendim, hiç de gereği olmadığı halde kötü bir duruşla parmağımın ağrımasına yol açmıştım.
Farkında olmak her türlü sorunun çözümünde ilk adım. İki gündür aljinat karıştırırken bol kaşığını avucumun içiyle kavrıyorum. Ve ağrı neredeyse tamamen kayboldu. Ağrıyı önlemenin yolunu fark etmek bana katıldığım bir eğitimi hatırlattı.
Dört beş yıl önce dental lazerlerin kullanımıyla ilgili bir eğitime katılmıştım. RWTH Aachen Üniversitesi işbirliğiyle İstanbul'da düzenlenen eğitimin dili İngilizceydi ve içeriğin tamamı Aachen Dental Laser Center tarafından sağlanıyordu. İki yıla yayılan dört modülde, farklı dalga boylarındaki dental lazerlerin kullanımıyla ilgili pek çok güncel teorik bilgi edindik. Koyun kafaları üzerinde pratik uygulamalar yaptık. Her modülün sonunda bir sınava girdik. Tüm modüllerin ardından kendi vakalarımızı sunarak sertifikalarımızı aldık. Bu eğitimin, lisans eğitimimden önemli bir farkı vardı. Gerçekten dersi derste, tüm yönleriyle kavramıştım. 
Sebep sonuç ilişkisini kurmanızı sağlayan, işinde uzman, hitabet sanatını iyi bilen bir eğitmenle dersi derste öğrenmek mümkün. Alman profesörde tüm bunlar fazlasıyla vardı. Profesyonel diş hekimlerine yönelik eğitimin katılımcılarının yaş ortalaması 35'in üzeriydi. Hepimiz uzun zamandır muayenehanecilik yapıyorduk. İçimizde diş hekimliği fakültelerinde çalışan akademisyenler dahi vardı ancak profesör Gutknecht'in anlatım tarzı hiç değişmiyordu. Her bir yeni bilgiyi ilk kez karşılaşıyormuşuz gibi, tabiri caizse Bilal'e anlatır gibi anlatıyordu. Dental lazerin kullanımını anlattığı derse, "Cihazı fişe takın, hasta, hekim ve asistanın koruyucu gözlüğü taktığından emin olun, açma kapama düğmesini açın, her zaman lazerin pedalına kendiniz basın" diyerek  başlayabiliyordu örneğin. Çünkü iş güvenliğini önemsiyordu. Hastanın, hekimin ya da asistanın retinasında oluşabilecek hasarı, asistanımıza kısacık bir an emanet ettiğimiz pedal, istemimiz dışında çalışırsa ya da dur dediğimizde çalışmaya devam ederse yumuşak ya da sert dokuda  oluşabilecek zararı, her daim aklımızda tutmanızı istiyordu. İşte bu yüzden "hiçbir diş hekimi bunu yapmaz  zaten" demeden sabırla, tane tane anlatıyordu. Bu, biraz da kültürel bir farktı. Bazı kültürlerde kervan yolda düzülmüyor, başarısızlık da planlanıyordu. Bizse ulaşmamız gereken sonuç hakkında bilgilenmeye devam ediyorduk. Bu esnada kendimizi nasıl koruyabileceğimize değinen yoktu. Bu yüzden preklinikte elektrik akımına kapılan arkadaşım da oldu, tendonunu kesen de. Almanya'da diş hekimliği eğitimi alsaydım, elimize ilk kez kesici ve delici aletler alıp birtakım modeller üzerinde çalıştığımız preklinik yıllarından itibaren kendimizi koruma yolları, ergonomik bir çalışma alanının nasıl sağlanacağı, kas iskelet sistemini zorlamadan nasıl çalışılacağı vb konuların müfredatın önemli bir parçası olacağına eminim. Çünkü ergonomi önemlidir, hem muayenehanede hem yaşamın içinde. 
Artık kırklı yaşların başındayım. Geçen yıllar içinde istemediğim pek çok duruma maruz kaldım. Bazılarında süreci hiç de iyi yönetemediğimi düşünüyorum, özellikle ikili ilişkiler söz konusu olduğunda. Çünkü daimi güvence, daimi mutluluk, daimi refah arıyordum. Bunların azaldığı her duruma şiddetle karşı koydum. Oysa değişime karşı koymak hiç de ergonomik değil. Hayatın, enerjinin, gücün, besinin, fırsatların iniş ve çıkışları var. Değişime ve belirsizliğe karşı koymak yerine, durumu kabul etmek ve bu döngüyü yaşamaya izin vermek bazı kalp ve beden ağrılarını dindiriyor.