Özcan Yüksek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özcan Yüksek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2015 Perşembe

BİLMEK İSTEYEN YOLA ÇIKAR

Bütün çocuk masallarında kahramanın bir yolculuğa çıkması, yolun sonunda değişmesi, dönüşmesi, gerçeğe, iyiliğe ulaşması boşuna olmasa gerek.
Masallar bizi bekliyor. Bilmek isteyen yola çıkar.
Özlemle beklediğimiz masal söyleşileri kente geri döndü.
24 Aralık 2014 tarihli ilk söyleşinin konuğu patronsuz dergi Magma'nın genel yayın yönetmeni Özcan Yüksek'ti. Geçen seneki ilk masal söyleşinde "1001 Gece Masalları ve Kent Ütopyası" konulu bir sunum yapan Yüksek, bu söyleşide ise bize sembollerin ardına saklanan gerçekleri anlattı.


Toplumları hiyerarşiyle ya da cehennemle korkutabilirsiniz ancak insanları hiçbir yaptırıma, çıkara bağlı olmadan da bir araya getirme yöntemleri vardır. Biz bugün masallar sayesinde bir aradayız. Çünkü masallar gerçeği anlatır. Masalın örtük dili bize gerçeği apaçık sunmaz. Masalın ardına gizlenen gerçekleri anlayabilmek için bazı anahtarlara sahip olmak gerekir. Bu anahtarları uzun okumalar, iç yolculuklarımız sayesinde buluruz. O anahtarlara sahip olduğumuz zaman masal bize gerçeği anlatmaya başlar.
Masallarda kırk odalı, bin odalı saraylar vardır. Evin sahibi misafirini yalnız bırakır gider. Giderken bütün anahtarları verir. "Her odaya gir, gez dolaş, keyfini çıkar ama şu son kapıya girme, yoksa bütün felaketler seni bulur," der. Misafir gezer dolaşır sonunda merakına yenik düşer ve açmaması gereken kapıyı açar. O kapı kilitlidir, açılmaması gerekir çünkü hepimizin korkuları vardır. O kilitli kapı korktuğumuz, kaçtığımız şeyleri temsil eder. Masallar insanların arzularını çok da sınırlamaz. Diğer 39/999 kapı açıktır size. O kapalı kalması gereken kapı ölçülü olmayı simgeler aynı zamanda. Her şeyin bir ölçüsü vardır. O ölçünün ötesi o mahalle, ülke, gezegen için kıyamettir. Bugün tüm gezegen, o açılmaması gereken son kapı açıldığı için can çekişiyor. Masallara bu gözle bakın. Dünyayı masallar kurtaracak dediğimiz zaman kastettiğimiz bu. Yoksa burada toplanıp birbirimize masal anlatmak değil.
Masallarda devler vardır, halılar uçar, lambadan cin çıkar, dağlar koşar. Bunlar gerçek dünyamızda yokmuş gibi gözükür. Tıpkı biz bir dağı hareket etmiyor gibi görürken aslında onun hareket ediyor olması gibi. Masal, gerçeğin kendisini kendi eğretileme yöntemiyle bize güzelce anlatır. Biz gerçeği ya var, ya da yok görürüz ve öyle kabul ederiz. Oysa masalın gerçeği ele alış biçimi bizden daha doğrudur. Dünyada sürekli bir devinim var. Sular yükseliyor, çekiliyor, kıtalar birbirini itiyor. Dağlar ilk oluştuğu andaki gibi değil. Dağlar yürüyor, koşuyor. Dağların kıtaların birbirini itmesiyle oluştuğunu jeoloji bilimi bize yeni söylüyor. Oysa masal bu bilgiye her zaman sahipti.
Şu anda çok bireyci bir çağda yaşıyoruz. Romanlarda bir yaratıcı yazar vardır. Oysa masallarda çağlardan damıtılan, süzülen bir bilgi aktarımı vardır. Ve bu yönüyle romandan daha güçlüdür. Masallar tüm insanlığa ait dertleri, meseleleri anlatır. Hepimizin bildiği masallar var. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler gibi. Yedi cücelerin hepsi erkek ve karşısında bir kadın var. Masal o kadına diyor ki, senin orada gördüğün erkekler ruhsal olarak, beden olarak olgunlaşmamış. Sen etkilenebilirsin ama onların büyümesini beklemen gerek. Bu, henüz aşk değil. Yedi cüce bir benzetmedir. Masallarda üvey anne, asla üvey anne değildir. Üvey annenin aynaya baktığında gördüğü, karşılaştığı kendi yüreğidir. Bu masal bize, gerçek aşk için büyümeyi beklemek gerektiğini söylüyor.
1001 Gece Masalları'ndan bir masala bakalım, Kesilerek Öldürülen Kadın, Zenci Reyhan ve Üç Elma. Bu masalın anahtarları nelerdir?
Masalı bilmeyenler aşağıdaki linkten pdf dosyası s.263'ü açarak okuyabilir.
http://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=24&ved=0CCsQFjADOBQ&url=http%3A%2F%2Fm.friendfeed-media.com%2F19d78a78ff7bc0b4c85b73d6bf7a31d787d90ab9&ei=ukzTVPmZD833apG0gMAD&usg=AFQjCNEkXT-kRWEmM4YwsQQzjOvrtJoebA&sig2=vsiWdZJp7rokLp_nHnFRng

1001 Gece Masalları aslında tek bir kişiyi anlatır. Oradaki vezir de, hükümdar da, cellat da tek bir kişidir.
"Vezir", aklı simgeler, "hükümdar" duyguları, gücü, "cellat" öfkeyi, "zenci" içimizdeki karanlığı, kıskançlığı, kötülüğü... Masallarda bütün kötülükleri zenciler yapar. Masallar ırkçı değildir, zenci bir semboldür, herkesin içindeki kıskançlığı, kötülüğü, karanlık yanları simgeler. Masallardaki aldatma, gerçek bir aldatma değildir. Erkeklerin kıskançlık duygusunu tarif eder, bilinçaltını ortaya çıkarır. Bir yanlış anlamadan kaynaklı ani öfkeyle, karısına zarar verdiğinde olacakları gösterir. İçindeki kıskançlığa hâkim gelmesi, yenmesi gerektiğini anlatır.
Kesilerek Öldürülen Kadın, Üç Elma ve Zenci Reyhan polisiye bir masaldır. İçinde gerilim unsuru vardır. Batıda ilgi çeken ancak yanlış yorumlanan bir masaldır.
Vezir neden suçluyu aramıyor, üç gün eve kapanıyor da çözüm için uğraşmıyor diye düşünebilirsiniz. 1001 Gece Masallarında "üç" sonsuzluğu temsil eder. Aslında vezir sonsuza kadar suçluyu arıyor. Hepimiz içimizde bir suçluyla yaşıyoruz. İnsanın içinde suçluluk duygusu, vicdan vardır. Bunu söküp atamayız. O yüzden vezir dışarı çıkıp katili aramıyor. Bir cinayet işleniyorsa buna bireysel mesele gözüyle bakamayız, bu toplumsal bir meseledir. Bir kişinin yaptığı tüm toplumu etkiler. Geçmiş toplumlar, suçun, kötülüğün önüne geçmek, engellemek için bu bilgiyi masala yedirmiştir. Vezirin üç gün evde yalnız kalması vicdanıyla baş başa kalmasıdır. Bizi içimizdeki kötülükten koruyan, öfkeyle başkalarına zarar vermemizi engelleyen de bu vicdandır işte, cezaevi ya da cehennem korkusu değil.
Masallarda kelime seçimleri asla sıradan değildir. Vezirin en sevdiği küçük kızına sarılmasında bir hikmet vardır. Bir anne ya da baba bir çocuğunu daha çok sevebilir mi? Neden o zaman en sevdiği küçük kızı diyor burada? Çünkü en küçük, en masum, kirlenmemiş olandır. Onunla kucaklaştığımızda en kötü yanımızı da görmüş oluruz. Kıskançlık hepimizin içinde vardır ancak en masum, saf olana baktığımızda içimizdeki karanlığa teslim olmayız. Vicdanımız bizi durdurur.
Masallar unutuldu ve bugün gezegenimiz doğasını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya.
Masallar ürkütücü gerçeğin içinden nasıl çıkacağımızı anlatıyor. Masalları anımsa, masalları oku, masalları anla. Güneşin altında söylenmesi gereken her şeyi onlar binlerce yıl önce söyledi.
Dipnot:
Masal söyleşilerinin bu yıl yeni bir yerel destekçisi var, Maya Masal Grubu. Grup üyelerinin iyi cadılardan oluştuğu söyleniyor. Duyduğuma göre bahar aylarına doğru bir de masal festivali düzenleyeceklermiş. Benden söylemesi.


19 Aralık 2013 Perşembe

DÜNYAYI MASALLAR KURTARACAK


 
Çanakkale Kent Müzesi, ÇAYEK, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ortaklığıyla düzenlenen masal söyleşilerinin ilki 18 Aralık 2013 tarihinde Çanakkale Kent Müzesi'nde gerçekleşti. "1001 Gece ve Kent Ütopyaları" başlıklı ilk söyleşinin konuğu Atlas Dergisi'nin genel yayın yönetmeni Özcan Yüksek'ti.
Özcan Yüksek, söze "1001 Gece Masalları'nın Bağdat'ı, Sultan Harun Reşid, onun veziri ve celladı, bütün bunlar bir kent ütopyasının benzersiz tarifidir." diyerek başladı.
Söyleşi süresi bir saat, konu da 1001 gece masalları olunca laf lafı açtı. Özcan Yüksek, kah masallar anlattı, kah 1001 Gece Masalları'nın peşinde yol anılarını. Gezi direnişini Bremen Mızıkacıları masalına benzetti. Bildiklerini aktardı, yorumları dinledi, soruları cevapladı. Bana da bu keyifli akşamın notlarını derlemek düştü. 
 
1001 Gece ve Kent Ütopyası
Rönesans'la birlikte Avrupa'da bir "ütopya" kurgusu belirdi. Oysa 1001 Gece Masalları çok daha önce bu soyutlamayı yapmıştır. Adalet, özgürlük, toplumsal vicdan, akıl, kibir, bütün bunlar, hiçbir edebiyat yapıtında böylesine derinlikli işlenmemiştir. Üstelik bu masalların bir yazarı da yoktur.

Masal nedir?
Masal kelimesinin kökeni Arapça “mesel” sözcüğüdür. Mesel, ibret alınacak, örnek teşkil edecek kısa anlatı demektir. Masal, sözlü halk hikâyesidir. Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren yaşanmamış öykülerdir. Masalların ortak özellikleri vardır:
Olağanüstü konuları vardır.
Kahramanlar gerçeküstü özelliklere sahiptir.
Yer ve zaman belirsizdir. (1001 Gece Masalları hariç)
Her masaldan bir öğüt, bir ders çıkarılabilir.
Masallar kalıplaşmış bir tekerleme ile başlar.
Masallarda olağanüstü varlıklar(cin, peri, melek) bulunabilir.
Masallar kalıplaşmış tekerlemelerle biter.
Masallar hep mutlu sonla biter, iyiler her zaman kazanır.
Niteliği ne olursa olsun her şeyiyle hayal ürünüdürler.

Masallar bizi kandırıyor mu?
Masalı masal yapan şey bir yazarının olmamasıdır. Masal tüm çağlardan, bilgilerden geçer, ağızdan ağıza aktarılır, yazanı çizeni belli değildir, zamansız, sahipsiz sözlü anlatılardır. Masallar dikte etmez, parmağını sallayarak gözümüze soka soka bize bir şey öğretmez. Biz hikâyenin içinden bilgeliği, bilgiyi kendimiz keşfederiz. Masalların sonunda her zaman iyiler kazanır. Kötülerin kazandığı masallar nesiller boyu ağızdan ağıza aktarılmaz. Çünkü masal, bir iyilik propagandasıdır.
Sadece kötülerin yaşadığı bir toplum, dünya yaşayamaz. Dünyanın devamlılığı için iyilerin çoğalması ve hayatta kalması şarttır. Masallar yüzlerce, binlerce yıldır insanların bildiği, inandığı öğretileri gelecek kuşaklara aktarmak için vardır.

1001 Gece Masalları
8. yy.da Arap Abbasi Halifesi Harun Reşid zamanında Bağdat önemli bir ticaret şehriydi. İran, Çin, Hindistan, Afrika ve Avrupa'dan gelen tüccarlarla dolup taşmaktaydı. Bu dönemde şehrin kültürel yapısı gelişti. Arap kültürü diğer Doğu kültürleriyle harmanlandı. 1001 Gece Masalları bu dönemde halk hikâyeleri olarak çıktı. Ticaret, kervan yolu üzerinde yolculuk yapan, taşınan bu sözlü hikâyeler, sonunda tek bir eserde derlenmiştir. Hikâyelerin çekirdeğini eski bir Fars (İran) kitabı olan Hazâr Afsâna (Bin Efsane) oluşturduğu bilinir. 9. yy. civarında hikâyeleri derleyen ve Arapçaya çevirenin masalcı Ebu Abdullah Muhammed el-Gahşigar olduğu söylenir. Eserdeki hikâyelerin çerçevesini oluşturan Şehrazad öyküsünün esere 14. yy. civarında katıldığı düşünülmektedir. İlk modern Arapça derlemesi ise 1835'te Kahire'de yapılmıştır. Fransızcaya ilk kez 1704'de çevrilse de hikâyelerin bir kısmının daha önce Avrupa'ya gittiğine inanılmaktadır.
1001 gece masalları Arap Edebiyatı'nın en güzel eserlerinden biridir. Ali Baba ve Kırk Haramiler, Alaaddin'in Sihirli Lambası 1001 gece masalları içinde en çok bilinen, pek çok dile çevrilmiş olan masallardır. O zamanlarda Arap matematik çevresinde 1000 sayısı kavram olarak sonsuzluğun sembolüydü. 1001'i  ise sonsuzluğun ötesi olarak yorumlamak yanlış olmaz. Belki de bu yüzden eserdeki tüm eserleri okuyan kişinin delireceğine dair bir efsane çıkmıştır.     
                                                                    
1001 Gece Masalları gerçek şehirlerde yaşanmıştır, (Bağdat, Şam, Kahire gibi), gerçekten yaşamış insanlar masal kişisidir (Harun Reşid gibi). Bu yönleriyle klasik masallardan ayrılırlar.
Hikâyeye göre; Fars kralı Şah Şehriyar, karısının kendisini aldattığını öğrenir ve öfkelenir, tüm kadınların sadakatsiz, nankör olduğuna inanmaya başlar. Önce karısını öldürtür. Vezirine her gece kendisine yeni bir eş bulmasını emreder. Her gece saraya yeni bir eş gelir. Her tan vakti, Şehriyar yeni eşini idam ettirir. Bir süre bu böyle devam eder. Vezirin akıllı kızı Şehrazad bu kötü gidişata son vermek için bir plan yapar. Şehriyar'ın bir sonraki eşi olmaya aday olur. Babası itiraz eder. Bakar ki kızı kararlıdır. Ona bir hikâye anlatır.
Şehrazad, evlendikleri gece, kardeşi Dünyazad'ın hikâye dinlemeden uyuyamadığını söyler. Her gece Dünyazad'ın da yardımıyla çok güzel ve heyecanlı hikâyeler anlatmaya başlar. Tam şafak vakti geldiğinde, en heyecanlı yerinde hikâyeyi anlatmayı bırakır. Hikâyenin sonunu merak eden Şehriyar, Şehrazad'ın idamını erteler. Şehrazad hayatta kalabilmek için her gece bir önceki masalın devamını anlatıp yeni bir hikayeye başlar. Gün ağarırken hikâyeyi, en heyecanlı yerinde yarım bırakır. 1001 Gece Masalları Şehrazad'ın Şehriyar'a anlattığı hikâyelerdir. Sona gelindiğinde, evliliklerinde uzunca bir süre geçmiş ve üç oğulları olmuştur. Şehriyar'ın kadınlara olan öfkesi ve kötü düşünceleri geçmiş, Şehrazad'ın sadakatine güvenmiştir.
Özcan Yüksek'in söyleşi sırasında anlattığı iki masal da başka bir yazının konusu olsun.
Gökten üç elma düştü. Biri benim, biri bu organizasyonu gerçekleştirenlerin, biri de bu yazıyı okuyanların başına... Masal anlatanınız bol olsun.