Şefkatli ebeveyn günlükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şefkatli ebeveyn günlükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2023 Pazartesi

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 43

 Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları
Şiddetsiz İletişim, kendi içimizde barışı nasıl yaratacağımızı öğrenmemize yardımcı olur. 
                                                                                                                              Marshall Rosenberg 

Çocuğunuzla empati kurmakta zorlanıyorsanız, bu genellikle sizin de empatiye ihtiyacınız olduğu anlamına gelir. Çocuklarınızın size empati göstermesine güvenemezsiniz. Eşiniz de empati için her zaman müsait değildir. Her ebeveynin empati arkadaşlarına ihtiyacı vardır. Birisi tarafından dinlenmeye ihtiyacınız olduğunda, telefonu kaldırır ve bunu yapabilecek birini bulursunuz. 

Ben ne düşünüyorum? Ne yapacağım? 
Yirmi üç yıldır çalışıyorum. Mezuniyetten dokuz yıl sonra artık İstanbul'da yapamayacağımı fark etmiştim. Şehir üstüme geliyordu. Sinirli, yorgun, bezgin hissediyordum. Pek çok kötü giden şeyin sorumlusu o şehir ve şehrin insanlarıymış gibi geliyordu. İstanbul'dan ayrıldım, ayrıldık. Neredeyse on üç koca yıl olmuş. Kafamı bir kaldırdım, dokuz yıl olmuştu, yeniden kaldırdım on üç yıl daha geçmiş gibi bir hâl. Öyle hızlı, öyle yoğun, öyle boş, hiçbir şey yaşanmamış gibi sanki. Bu kadar yıldır tanıdığım insanlar nereye kayboldu? Aslında varlar mı? Bir arkadaşımla yıllar yıllar önce dertleşirken, desteksiz kaldığımı düşündüğümü söylediğimde "yere yat, yer seni taşır" demişti. Çok bilgece gelmişti o anda sözleri. Hiç kimse olmasa yer var beni taşıyacak, bacaklarım var beni götürecek, kelimelerim var beni saracak, kitaplarım var benim içinde kaybolacağım, deniz kıyısı, parklar var kenarında, içinde yürünecek, huzurla, şefkatle beni içine kabul edecek. Var tüm bunlar kabul ama çok sıkıldığımda, gerçekten empati almaya ihtiyaç duyduğumda daha çok arayabileceğim arkadaşım olmasını isterdim sanırım. Bir kahve içmek için aradığımda "Aa ne güzel olurdu," diyenler yerine "Hadi gel" ya da "Geleyim," diyenlerin sayısı daha çok olsun isterdim sanırım. Bu yüzden, bu yıla girerken kendime en önemli hedef olarak bunu belirledim. Her hafta bir arkadaşımla buluşmak. Kimi zaman yüz yüze yapamıyorum hâlâ kabul ama uzun telefon sohbetlerine yer açıyorum. Skype ile farklı şehirlerden arkadaşlarımla buluşuyorum. Yine de ihtiyaç duyduğum sıklığa ulaşamıyor sanırım. 
Empati kurmanın önündeki bir engel de kronik ağrıymış meğer. Hevesimi, neşemi, dikkatimi, sabrımı azaltıyormuş. Ağrıyı kontrol altına alma çabam sayesinde kendimi daha sabırlı hissediyorum. Sabır derken sabır taşı olmaktan, kendini bastırarak ses çıkarmama hâlinden bahsetmiyorum. O zaten tepkiselliğin en büyük nedeni. Susup yutup dolmak ve taşmak döngüsüne yol açıyor. Daha çok kişisel almamak, varsaymamak, tahminde bulunmamaktan kaynaklanan daha sakin bir ruh hâlini koruma çabası bahsettiğim. Bu geliştikçe tetikleyiciler de azalıyor. Durumları, olayları algılama hâlimiz değiştiğinde eylemlerimiz, reaksiyonlarımız da değişiyor. Sabrın taşması, hevesin kaçması, yükselmeler daha az görülürken kendine ve diğerine şefkat de gelişiyor. 
Bunları yazarken bir Şiddetsiz iletişim alıştırması geldi aklıma. Katılımcılarla dolu salonda rastgele yürürken aynı anda durup karşındakiyle göz teması kurup içinden kimi cümleler tekrar ediyordun. 

Tıpkı benim gibi o da mutluluğu arıyor. 
Tıpkı benim gibi o da acıdan kaçıyor. 
Tıpkı benim gibi o da mutsuzluğu, yalnızlığı, çaresizliği biliyor. 
Tıpkı benim gibi o da ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor. 
Tıpkı benim gibi o da öğreniyor ve büyüyor.  

Zorlayıcı, sabrın taşmaya yakın olduğu anlarda karşındaki bilmese bile onun gözlerinin içine bakmak ve içinden bunları söylemek tepkisel davranma dürtüsünü azaltıyor bana kalırsa. Bendeki tepkisellik genellikle kendimi suçlanmış hissettiğimde gelişiyor. Bunu denediğim birkaç sefer bir mikserle çalkalanmadan kalabildiğimi, iyi geldiğini hatırlıyorum. Kimi zaman insanlar hemen her olay, olgu için bir suçlu arıyor, gerçekten de suçlayarak konuşuyor, karşı tarafın sözleri suçlama içerdiğinde, o anın içinde onun çaresizce arayışta olduğunu kabul etmek, sözlerini suçluluk ve utançla üstümüze giymemek nasıl olurdu? Kısacık bir an suçlayana bakarak içimizden "şu an çaresizce sebebini, sorumlusunu anlamak, bilmek istiyor" diyebilmek ve kendimize odaklanmak nasıl olurdu? Şöyle şeyler çıkabilir: İşler şu an hiç de istediğim gibi gitmiyor. Bunları duymak hoşuma gitmedi. Suçlandığımı duymak içimde kızgınlığa yol açıyor. Kalbim sıkışıyor. Biraz daha sürerse hiç de hoşuma gitmeyecek şeyler söyleyeceğim. Şimdi buradan uzaklaşmaya ihtiyacım var. Anlayışa, takdire, rahatlamaya ihtiyacım var ve birazdan bu ihtiyaçlarımı gidermek için kendime alan ve zaman ayıracağım demek ve o anın içinden çıkar çıkmaz bir arkadaşı aramak, açık havada yürümek, kahve içmek, bir film izlemek, sıcak bir banyo yapmak gibi rahatlatıcı bir aktivite bulmak, bunu da güven duyduğun biriyle, bir hayvanla ya da doğayla ilişkilenerek yapmak... Kendine empatinin yollarını önceden bilmek, bulmak, deprem çantası hazırlar gibi el altında tutmak gerek belki de. 


18 Şubat 2023 Cumartesi

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri 42

Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları
"Çocuk", "çocuğum" gibi etiketler, karşınızdaki genci, bir arkadaşınıza veya komşunuza göstereceğiniz saygıyı hak eden bir kişi olarak göstermenize engel olabilir. 
Çocuğunuzla nasıl konuştuğunuza, ona nasıl davrandığınıza dikkat edin. Bir komşunuza ya da bir arkadaşınıza gösterdiğiniz saygının aynısını gösterip göstermediğinize dikkat edin. 

Ben ne düşünüyorum? Ne yapacağım?

Senaca, Lucilius'a yazdığı, asırları aşan, içeriği eskimeyen mektuplarından birinde zaman konusuna değinir ve şöyle der: 
"Şimdiye değin senden zorla alınan ya da çalınan, boşa akıp giden zamanına sarıl, iyi kullan onu. Durum, emin ol, sana yazdığım gibi: Kimi zamanımız bizden zorla alınıyor, kimisi sinsice çalınıyor, kimisi de boşa akıp gidiyor," diyor. Devamında insanın ölümlülüğüne değiniyor, zamanın akıp gittiğini vurguluyor ve onu zamanına kıymet vermeye, sahip çıkmaya davet ediyor. 
Öyle ya da böyle doğduğumuz anda kum saati tersine dönüyor, aldığımız her nefes, attığımız her adım, zamanın sonsuzluğuna karşın bizi kendi sonluluğumuza yaklaştırıyor. Okuduğumuz kitabın solda kalan sayfaları gibi yaşadığımız günler, geriye dönmek mümkün değil, kalan sayfaların bir sınırı var, sonu. Öyleyse bizim için en değerli ve telafi edilemeyen şey zaman. Ve Seneca haklı. 
İnsan her an ölebileceği bilgisiyle yaşamıyor elbette ama zaman zaman bir şey oluyor, doğal bir afet, bir yakınının zamansız ölümü, geçip giden günlerin telafi edilemeyeceği ve bencilce sahip çıkmak istiyorsun elinde kalan zamana. Son derece insani bir hâl. Bize iyi gelmeyen, nahoş duygular uyandıran kimi insanlardan, ortamlardan kaçmak istiyoruz. Boş konuşmalar, iç bayan sohbetler, negatif enerji saçanlar, ruhumuzu emenler, darlayanlar... Bilirsiniz işte. 
Böyle anlarda içim sıkılıyor, ruhum daralıyor. Yakamı bir an evvel o sohbetten, o mekândan, o insandan uzaklaştırmak istiyorum ama insan sosyal bir varlık ve utanma belası denen bir şey var. Dolayısıyla bazen hiç de istemediğim uzatılmış, alakasız, odağını kaybetmiş konuşmalara maruz kalıyorum, kalıyoruz, her birimiz. Oralarda gösterdiğimiz sabrı, saygıyı, toleransı en yakınlarımıza, eşimize, kardeşimize, çocuğumuza göstermediğimiz oluyor. Yoksa "boş konuşma," diyebilir miyiz hiç ona. Ya da "ne saçmalıyorsun,". Yakınlık ve samimiyet bir başkasına gösterdiğin özeni çocuğa göstermeye engel olabiliyor. Çünkü o evdeki, elimizin altındaki. Bize de yapıldı, küçükken, çocukken. Güvenlik ve bağlanma arayışımız en yoğunken. Çoğu dürtüsel, defansif tepkilerimizin kökeni de oralarda bir yerlerde atıldı. 
Polivagal teori tam da bunu anlatıyor. Dr. Stephen Borges tarafından 1994 yılında ortaya atılan teori, vagus sinirinin duygu düzenleme, sosyal düzenleme ve korku üzerinde etkili olduğunu, herhangi bir somut (örneğin üzerine doğru hırlayarak koşan bir köpek) ya da soyut (sende kabul görmediğin, eleştirildiğin algısı yaratan bir durum) tehdit karşısında, kişinin verdiği savaş ya da kaç veya donma tepkisinin bedenin, iç organların deneyimleriyle şekillendiğini, biz farkına dahi varmadan bedenimizin hafızasında yerleşik bir deneyimi çağrıştıran bir eylemle karşılaştığımızda verdiğimiz tepkilerin bizim otonom sinir sistemimizde kayıtlı olduğunu, bunun otomatik gerçekleştiğini söylüyor. Bunun da en çok çocuklukta, 0-6 yaş arasında şekillendiğini bildiriyor. Yani annemiz yorgun ve başı ağrıyorken şarkı söylediğimizde bizi susturması sonucunda sesimizin kötü olduğuna dair bir inanç geliştiriyor, ya da babamızı kızdırmamak için çocukken aldığınız önlemler, görünmez olmak, alttan almak, benzer bir otoriter figür karşısında benzer tavırlar sergilemeye yol açıyor. Yani arkadaşım, sorumluluk büyük. El aleme gösterdiğimiz içi boş kibarlığın alasını evdeki çocuğa göstermemiz gerekiyor. Yoksa, bizim her iç çekişimizi, göz devirmemizi, herhangi bir sözümüzü başka türlü algılayabiliyor. İyi haber şu: bunların hiçbiri kader değil, tanrı kelamı, değişmez, sabit şeyler değil. Etrafımızda cereyan eden konuşmaların üzerimizdeki etkisini fark etmek, hemen tepki vermek yerine kısacık bir nefes molası almak, kendimize düşünme fırsatı vermek, bedenimizi fark etmek (çünkü duyguların bedendeki izdüşümünü fark etmek bize aslında neler olduğunu anlatıyor, dinlemeyi öğrenmek gerek), bize kendimizi sakin, huzurlu, sosyal, iletişim açık, merkezde tutan kişileri, eylemleri fark etmek, bunları çoğaltmak, sinir ağlarımız arasında yeni bağlantılara yol açıyor. Böylece savaşmak, kaçmak, donmak gibi dürtüsel tepkilerin sıklığı azalıyor. Bazen kızımın bana karşı savaştığını görüyorum, aslında hiç de ima etmediğim bir durumdan yola çıkarak. Dişlerimi sıktığım için yüz ifademi gergin gördüğünde, kafam başka bir şeyle meşgulken onu duymadığımda, sorduğu soruya yanıt düşündüğüm için sustuğumda, aslında benim içimde bambaşka bir gerçeklik varken onun varsayımlarına yenik düştüğünü ve tetiklendiğini fark ediyorum. Hiç ummadığım bir anda bağırması, tepkiselleşmesi benim için her zaman kolay yönetebildiğim bir süreç değil. Çoğu zaman çuvallıyorum ama onun o an, bir sarmala kapıldığını, sakinleşmek için güvendiği bir yetişkine ihtiyaç duyduğunu fark ettiğimde, ona herhangi bir şey öğretmeye, nasihat etmeye çalışmadığımda, yalnızca duygularını tahmin edip söylediğimde bir şeyler değişiyor. Konuşmaya başlıyoruz, birbirimizi duymaya... O zaman bir kaşık suda fırtına koparan çocuk etiketi yok oluyor, güvenli, sakinleştirici bir ortamda yavaş yavaş yumuşuyor. Çoğu zaman masaj istiyor böyle zamanlarda, yüzüne, başına, karnına, bir kedi gibi mırıldıyor. Tüm bunların vagus sinirini yatıştırma üzerinde olumlu etkileri olduğu da söyleniyor. Beden kendisini neyin şifalandıracağı konusunda bilge ama modern hayat, uyaranlar bize onu dinlemeyi unutturuyor. Bedenimize daha çok kulak verdiğimiz, çocuğumuzun bedenini daha çok dinlediğimiz, ona etiketler takmaktan vazgeçtiğimiz en azından azaltmayı hedeflediğimiz bir hafta olmasını dilerim. 





16 Kasım 2022 Çarşamba

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 41

Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları
Karşı tarafa bir şey/ler verdikten sonra alıngan hissettiğinizi fark ediyorsanız verme eylemini koşula bağlayıp bağlamadığınıza bakın. Koşullu vermek, sonunda herkesin acı çekmesine yol açacak bir döngüdür.  
Koşullu vermeye bağlı alınganlık hissinden kurtulmak için neyin sizi mutlu edeceğini keşfedin.

Ben  ne düşünüyorum? Ne yapacağım?

Alınganlığın altında çok şey yatıyor. Hayal kırıklığı, kıymetinin bilinmediğinin düşüncesi, takdir edilmeye duyulan özlem... Evde ya da dışarıda ürettiğimiz her işin ardında bolca emek, zaman var. İşlerimizi sürdürürken çoğunlukla takdir ediliyoruz. En azından bu emeğe maddi bir bedel biçildiği için çekilen yorgunlukların, dökülen alın terinin bir karşılığı var. İşinize bağlı olarak bunu sözlü işitmeniz de mümkün. Ben örneğin, hekim olduğum için hastalarım minnetini, teşekkürünü sıklıkla sözlü olarak ifade ediyor. Maddi olarak emeğimin karşılığını almamın yanı sıra manevi olarak da doyuma ulaşıyorum. 

Ev öyle bir alan değil. Ev içi emeğin maddi bir karşılığı yok. Varlığıyla göz doldurmayan, dile dökülmeyenler ancak yokluğunda fark ediliyor. Bunun eksikliğine dair dile getirilenleri işitmek, kadın için her zaman kolay değil. Ardından yükselenin serzeniş, ayıplama, kınama ya da kusur olduğuna dair olduğuna dair bir dizi düşünce gelip yakamıza yapışıyor zira. Bu da hem suçluluk uyandırıyor -bir nevi sorumluluğunu yerine getiremememişsin gibi bir hâl- hem de bizi bu suçluluk, rahatsızlık hissiyle karşılaştıranlara karşı nahoş duygular, tepkiler gelişmesine zemin hazırlıyor. Burası çok otomatik pilotta giden bir yer bence. 

Kırmızı kazağım nerede? Temiz çorabım yok. Aç değilim ( o esnada çatalla oynanıp göz süzülüyordur). Bu yemek güzel değil. Başka ne var? Evde yemek var mı? ... vs. vs. Cinsiyetimizden dolayı üzerimize yapışan bin bir türlü işe dair günlük deyişler...  Bu aralar alıngan hissettiğimi fark ettiğimde bunu içime atmak ya da beden dilimle ima etmek yerine sesli dile getiriyorum. Bunu söylemen, bunu yapman veyahut bu konuda sessiz kalman beni üzdü. Alındım. Çünkü bu konuda şöyle bir emek verdim. Böyle bir konuşma yapmak, içinde bulunduğum durumu belirginleştiriyor bana kalırsa. Verdiğim emek karşısında takdir edilme, emeğimin görülme arzusu içinde olduğumu gösteriyor. Alınganlığın üstesinden gelmek için beni mutlu edecek şey; alınganlığın bireyleri birbirinden uzaklaştıran sularında yüzmek yerine duygularımı fark etmek, dile getirmek ve içimde olanı biteni görünür kılmak. Başkalarının düşünceleri, eylemleri, sözleri üzerinde bir gücüm yok ama içinde sürükleneceğim bir anaforun içine atlamak yerine duygu ve düşüncelerimi izlemek, sakince zihnimde olup biteni dile getirebilirim. Çünkü alınganlık, iki aynı kutbun birbirini itmesi gibi iş görüyor.  Karşı tarafa da kendisini suçlu hissettiriyor. Bununla karşılaşmaktan kaçınmak, kimi ilişkilerin sessiz sedasız bitmesine dahi yol açabiliyor. 

31 Ocak 2022 Pazartesi

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 40

 Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları 
Hediyelerinizi özgürce verin. 
Çocuğunuza zamanınızı, dikkatinizi, ilginizi ya da başka bir hediye verdiğinizde bunu yapmak istediğiniz için yaptığınızdan emin olun çünkü vermenin doğasında neşe vardır. Eğer suçlu hissettiğiniz, görev gibi gördüğünüz ya da bununla bağlantılı düşüncelerle veriyorsanız bunun bir hediye olmadığını ve sonucu herkesin ödeyeceğini bilin. 

Haftanın mindful alıştırması
Bu hafta çocuğumla ilişkime hangi niyeti taşıyacağım?
Saygılı bir dil kullanarak kolaylıkla güvenli, dürüst ve aidiyet içeren bir ev ortamı yaratabilirsiniz. İhtiyaç duyduğunuz destek için Şiddetsiz İletişim Kitaplığı'ndan faydalanabilirsiniz. 


Ben ne düşünüyorum? Ne yapacağım? 
Çocuklar için en kıymetli hediyenin mecburiyetten uzak, içtenlikle verilen zaman ve ilgi olduğunu düşünüyorum. Maddi değeri olan nesnelerin verdiği haz çok anlık, uçucu. Evde biriken eşyalar da bir müddet sonra insana sıkışıklık hissi veriyor. Üstelik ebeveyn olarak şöyle bir çıkarım da yapıyoruz rahatlıkla. "O kadar oyuncağın, kitabın var ve sıkılıyorsun öyle mi!" Az çoktur şiarıyla bakacak olursak beraber geçirilen zaman satın alınan oyuncaklardan, götürülen etkinliklerden, kurslardan çok daha kıymetli ve akılda kalıcı. Anı biriktirmenin, nesne biriktirmekten daha etkili olduğu muhakkak. Bununla beraber bütün günü okulda ya da evde geçirmiş, ebeveynine olanı biteni anlatmak için sabırsızlanan, ya da sıkıntısını gidermek umuduyla onu dört gözle bekleyen, ya da kardeş çatışmasını aşmak için sizden medet uman çocuk varsa ve siz fırtına gibi eve giriyor, üzerinizi değiştirdiğiniz gibi sizi bekleyen işlere girşiyorsanız ne olacak? Çoğu kadın için işten eve gelmek, ikinci bir mesai, karşılığı olmayan bir emek. Eksiklerin görüldüğü, söylendiği, olanın dile getirilmediği bir alan. İş yerindeki üretimin maddi bir karşılığı var, oradaki emek maddi manevi gideriliyor ancak evdeki emek çoğunlukla görmezden geliniyor. Temiz çamaşırlar kendiliğinden katlanıp çekmecelere, pişmiş yemekler kendiliğinden buzdolabına yerleşmiş gibi bir sessizlik. Buna karşın henüz yapılmamış, sırası gelmemişler hemen size soruluyor. Bazen bu yoğunluğun içinde insanın içindeki şefkatli doğayı koruyabilmesi gerçek bir mucize. Şimdi bu satırları yazarken yeniden fark ediyorum. Akşam eve gittiğimde bir süre sessizlik içinde kalmak istiyorum. Günün bombardımanından arınmak, yalnız kalmak, çabasızca hareket etmek, sırayla, yapmak istediğim kadar, buraya bir uyaran geldiğinde, içimde ihtiyaç duyduğum yavaşlıktan çıkarak telaşla iş yaparken daha fazla multitask olmak istemiyorum. Kızımla bunun üzerine sohbet ederken o da bir okul gününü bitirmenin yorgunluğuyla eve geldiğini, bazen kendisini yorgun, bıkkın hissettiğini fark etti. Böyle hissettiğimizde birbirimizi durumdan haberdar etmeye ve birbirimize ihtiyaç duyduğumuz alanı tanımaya karar verdik. İkinci yarı yıl başlarken bu kararı hatırlatmak üzere onunla konuşacağım. Dinlenmiş ve arınmış bir zihinle ve bedenle iletişime başlamak, hediyelerimizi birbirimize cömertçe sunmamıza vesile olmasını diliyorum. 

5 Ocak 2022 Çarşamba

Şefkatli Ebeveyn İpuçları: 39

 Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli ebeveyn ipuçları 
Niyetiniz iletişimin en önemli parçasıdır. 
İletişimdeki niyetinizi fark edin. Kendinize sorun. "Söylemek üzere olduğum şey bağlantıyı sağlayacak mı, koparacak mı?"

Haftanın mindful alıştırması 
Bağlantıyı arayın, önce, sonra, daima. 

Ben ne düşünüyorum? Nelere dikkat edeceğim? 
İletişimin temel anahtarı kelimeler elbette. Ancak kelimelerin arkasındaki vurgu, niyet, ima, beden dilimiz (elimizin kolumuzun nerede durduğu, mimik) kelimelerin anlamlarının ötesinde bir etki yaratıyor. Hayat gailesi içinde yorgun argın eve gidip çocuğa bir şeyler anlatmaya, ikna etmeye, ilgilenmeye çalışmak her zaman kolay değil. Duygu durumu çalkalanmaya müsaitse ufacık uyaranların kendisini yoldan çıkarabildiğini deneyimlemeyen ebeveyn sanırım yoktur. Yeni duyduğum bir mindfulness bilgisi, nefes al, tepki vermeden önce düşün'ün dışında işlevsel bir ipucu sundu bana. Paylaşayım. 
Hepimizin içinde üç seviyede savunma mekanizması var. Biri düşünen beyinden geliyor, diğerleri ilkel beyinden. İlkel beyin, saldırı altında bize iki yol sunuyor: 
savaş ya da kaç (bağır ya da küs, uzaklaş)
donma ( elim kolum bağlı, hiçbir şey yapamıyorum. uygularım, tepkilerim donuyor)
Bunlar bizim sürüngen beynimizden kaynaklı tepkiler. Uyaranlar karşısında tepkiselleşmemizin sebebi de tam olarak bu. O esnada bize saldırı altındasın diyen ilkel beyni her şeyin yolunda olduğuna ikna etmek için etrafını gözlerinle izlemek bize "tehlike yok, güvendesin" diyen minicik bir anahtar. Gözlerinle mekânı izlemek, nesnelere, renklere bakmak zihni sakinleştiriyor. "Evet ben yine evdeyim, buradayım, tehlike yok," demek, dilimizin ucuna geleni söylememek için zaman kazanmak, gözleri devirerek anlamca olumlu ama samimiyetsiz nasihatler vermekten, "O kadar konuşuyorum, dil döküyorum, anlamaya çalışıyorum, bana ters davranıyor," demekten çok daha makûl. Denemeye değer.
Bir olay olduğunda hemen bir söz söylemem gerekmiyor. Çocuğum canını sıkan bir olay anlattığında hemen akıl vermem, çözüm yolu bulmam, tamir etmeye çalışmam gerekmiyor. Çoğu zaman çocuk kendi için güvenli alana gelene dek biriktirdiği tüm olumsuz duyguları, düşünceleri püskürtmek ve rahatlamak istiyor. Gelecek sefer yangına körükle gitmek yerine beklemeyi denediğimizde neler değişecek kim bilir. Söylemek üzere olduğum şey, mevcut durumun şiddetini arttıracak bir katalizör mü olsun istiyoruz, her şey bittiğinde bize sarılıp iyi ki yanımdasın, sen olmasan çözemezdim demesini mi? Olaylar bizim dışımızda seyrediyor elbette ama her zaman bir seçim gücümüz var. Ve bizim seçimlerimiz onların kriz anlarını nasıl yöneteceğini de belirliyor esasında. 
Her zaman bunu yapabilecek güçte olmayabiliriz. Ama o zaman bile ağzımızdan çıkan sözcüklerin öznesinin o olmamasına dikkat edebiliriz. Şunu kastediyorum. "Şu anda kendimi çok çaresiz ve üzgün hissediyorum." İlgim ve sözcüklerim beni gösterdiğinde bağlantı kurmak, onu herhangi bir şeyi yapmak/yapmamakla itham etmiyor. Kendi duygularımın sorumlusu benim. Şimdi bir mola almaya ihtiyacım var. Bunu yaptığımda yazının başında bahsettiğim düşünen beynim devrede. Ben düşünen beyni sahneye davet ettiğimde muhtemelen o da kendi düşünen beyniyle bağlantıya geçecek ve diyalog başlayacak. 
Yeni yıl için kendimize davetimiz düşünen beynimizin elini daha sık tutmak olsun o zaman. 



27 Aralık 2021 Pazartesi

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 38

 Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli ebeveyn ipuçları

Çocuklarınızın davranışlarının arkasında kötü ya da dalavereci bir motivasyon yoktur. Çocuklarınız sadece ve her zaman insani ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. 
Kendinizi davranışın arkasındaki ihtiyacı bulmak, adlandırmak için eğitin. Bu sayede ne yaptıklarıyla ilgili geçerli olan nedeni anlar, ihtiyaçlarını giderecek eylemleri seçmelerine yardım edersiniz. 

Ben ne düşünüyorum? Nelere dikkat edeceğim? 

Bu sözleri kim bilir kaç yıldır, kaçıncı kez işitiyorum: 
"Her davranışın ardında bir ihtiyaç yatar." 
"İhtiyaçlar değil stratejiler çarpışır." 
"Çocuklarınızın elinde sihirli bir güç ya da sizin uzaktan kumanda aletiniz yoktur." 

Ve fakat bunları bilmek, her zaman evde işlerin yolunda gittiği anlamına gelmiyor. Bazen üst üste gelen krizlerden birini başarıyla idare ettiğimde, oradan çıkardığımız sonuçla, işlerin uzun süre yolunda gideceğini umuyorum; anlamlı bir değişimin yaşanacağını. Ama olmuyor. İki gün sonra kendimi aynı çaresizlik içinde yalpalarken bulabiliyorum. Tüm o konuşmalar, anlaşmalar nereye uçtu gitti isyanı içine girebiliyorum. Bu his çok derin. Altında hayal kırıklığı, kızgınlık, bıkkınlık da var. Yine mi başa dönüyoruz sorusu var. Son günlerde bana bu konuda iyi gelen iki şey var:
Birincisi pedagojide tekrarın önemine dikkatimi çeken bir konuşmacı. Eğitim bir günde olmaz, pekiştirme gerekir demesi. Kırk kere mi söyleyeceğim sorusu boş bir soruymuş, heyhat! Kırk kere, olmazsa kırk bir kere söylemek gerekiyormuş. 
İkincisi şiddetsiz iletişimde ricanın zamanının şimdiki zaman olduğunu öğrenmem. Evet, şimdi, burada, bu sorun için ne yapalım? Yaptığımız anlaşma sadece onun için. Bunu öğrenmek biraz ferahlattı beni. Her olayın, yepyeni dinleme, anlama ve düşünme alanı olduğunu kavradım. 
Bu hafta kızımın bir patlama anına tanık oldum. Benim için çok zorlayıcı bir deneyimdi. Akıl vermeden, onu herhangi bir şeyden sorumlu tutmadan, onu oradan çıkarmaya uğraşmadan durmaya çalıştım. Bir önceki an olduğu gibi dizi izlemeye koyuldum yeniden ve o, saklandığı, kendisini kapattığı yerden yavaş yavaş çıkıp diyaloğa girdi. Ebeveyn olarak çocuk güçlü girdaplara sürüklendiğinde onu oradan çekip almak, önümüze koymak ve bir hayat dersi vermek istiyoruz galiba. Kıssadan hisse, alsın cebine koysun ve bir daha o kadar çalkalanmasın diye. Mümkün değil elbette. Fırtınayı hisseden inekleri hatırlayın. Yalnızca çömelin ve geçmesini bekleyin. Yapıcı olan, anlamaya yönelik olan oradan  doğacak çünkü. Ebeveynlik de yazmak gibi sabır gerektiriyormuş. Çatlamayan sabır taşı olmak için yalnız olmadığımızı hatırlamak da, ebeveynlik anlayışı bize uyan arkadaşlarla müttefiklik hâlinde olmak da fayda var. Bu, çocuğa karşı alttan almak değil, bu denli zor ve uzamış pandemi koşullarında kendi ilk yardım kitimizi oluşturmaktan, oksijen maskesini kendimize takmaktan ibaret bir farkındalık. 

28 Temmuz 2021 Çarşamba

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 37

Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait. 

Şefkatli ebeveyn ipuçları
Bazen ebeveynler çocukları ile empati yapmaya korkarlar, yaparlarsa, onlara isteklerini vermek zorunda olacaklarından çekinirler. 
Ancak empati çocuğunuzun isteğini kabul etmenizle ilgili değildir. Senin içinde neler olduğuyla ilgileniyorum anlamına gelir. 

Ben ne düşünüyorum? Nelere dikkat edeceğim? 
Ne zaman empatinin ne olduğu ya da ne olmadığı hakkında bir şeyler okusam, duysam aklıma Brene Brown'un bir animasyon eşliğinde empatiyi anlattığı konuşması geliyor. (İzlemeyenler ya da yeniden izlemek isteyenler için bağlantı aşağıda) 


Empati hak vermek, acımak, sempati duymak, poh pohlamak, teselli etmek, akıl vermek değil, yalnızca ve yalnızca karşındakini duymak ve onunla kalmak. Bunu yapabilmek sizi yalnızca iyi bir ebeveyn değil, iyi bir arkadaş, iyi bir çalışan, iyi bir hizmet veren hâline de getiriyor. Ve çoğu beceri gibi okuyarak değil, izleyerek öğreniliyor. Benim zihnim yargılamaya, etiketler takmaya, tasnif etmeye, elemeye yatkın. Bu becerileri geliştirdiğime göre geçmişte işime yaradı, hayatta kaldım ama artık anlamaya, dinlemeye daha açık, daha önyargısız olmak istiyorum. Buna da en küçük çemberden, aile içinden, ebeveynlik ilişkimden başlamak yerinde olacaktır. Beni bu adımları atarken sabote eden en önemli faktör çözüm bulma eğiliminde olmam. Ben de pek çok anne gibi, bebeklikten itibaren bakım hizmeti verdiğim kızımı korumaya, beslemeye, temel ve duygusal ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorum. Giderek daha çok ipi bırakmam gerektiğinin, ona daha fazla düşünme, tercih etme, seçim yapma alanı bırakmam gerektiğinin de farkındayım. Bunu da büyük ölçüde yaptığım kanaatindeyim. İstenmediği halde çözüm bulma ve akıl verme meylim devam ediyor. Bunun altında büyük ölçüde kendimi onun duygularından sorumlu hissetmek olduğunu fark etmek, insanlık için küçük olsa da benim için büyük bir keşif sayılabilir. 
Deniz büyük ölçüde bana benziyor. Yabancılar onu içe dönük görüyor. Oysa içi cıvıl cıvıl, neşeli. Herkesle dost, arkadaş olmaya çalışmıyor. Ait hissettiği insanların yanında kendisini mutlu hissediyor. Bunun sağlanamadığı koşullarda sıkılsa dahi yalnızlığı tercih ediyor, bununla başa çıkabiliyor. Daha dün, en yakın arkadaşı tatilde olduğu için, tüm günü evde geçirmesini, havuza girmemesini eleştirdim. Oysa o evde kalmaktan şikayetçi değildi. Nitekim isyanını "Diğer çocuklar iyi olsaydı, onlarla yüzerdim. Ben evde kalmaktan rahatsız değilim," diyerek dillendirdi. Benim çözüm bulmak isteyen yanım onca çocuğun arasında onu rahatsız eden, üzen bir, ikisi dışarı çıkmaya, eğlenmeye devam ederken Deniz'in kendisini geri çekmesinden rahatsız elbette. Bununla beraber sorunlar karşısında dilediği stratejiyi belirlemeye, savaşmaya, kaçmaya (seçim yapmaya) hakkı olduğunu kabulleniyorum. Can sıkıntısının yaratıcılığını arttırdığını da gözlemliyorum. Hatta bu seçiminden dolayı mutlu dahi oluyorum. Çünkü yalnız kalmamak için istemediği şeylere evet demek zorunda kalmayacak, kendi seçimlerinin olağan sonuçlarıyla yaşamaya şimdiden başladığı için gerektiğinde rahatlıkla "hayır" diyebilecek. Ki bu da kazanmasının önemsediğim bir meziyet.  

27 Haziran 2021 Pazar

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 36

Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli ebeveyn ipuçları

Çocuğunuz size canınızı sıkan bir şey söylediğinde ne yaptığınıza dikkat edin: düzeltmek, nasihat vermek, tavsiyede bulunmak ya da yanıldığını ispatlamak. 

Bunlar yaygın alışkanlıklardır. Bazen çocuğunuz sizden tavsiye veya teselli ister ancak çocuklar (ve her insan) her şeyden önce onları anlamanızı ister. Önce onların duygularını işitin ve bu duyguların ardındaki ihtiyaçları sezin. 

Haftanın mindful alıştırması: 

Çocuklar siz ne öğrettiyseniz odur.

Ben ne düşünüyorum? Nelere dikkat edeceğim?

Şiddetsiz İletişimin ilk adımı gözlem yapmak. Gözlem yapmanın tarifi ve buna dair alıştırmalar yorum, varsayım katmadan, akıl vermeden, çağrışımların sizde uyandırdığı hikâyeleri anlatmadan, paralel konuşma yapmadan yalnızca dinleme odaklıdır. Bu sayede zihin her zamanki eylemliliğine girmeyecek, bu defa farklı bir yol aranacaktır. 

Çocuk üzgün ya da canı sıkkın bir vaziyette yanımıza geldiğinde bunu çözmek istemek, neredeyse nefes almak kadar düşünmeden yapılan bir davranış bana kalırsa. Gerçekten müdahale gerektiren bir şeyse çözümlemek, onun abarttığına inandığımız bir şeyse de bakış açısını değiştirmek istiyoruz. Çünkü biz yaşadık, biliyoruz bunun yol açtığı zorlukları. O yüzden biz hangi beceriyi geliştirsin istiyorsak, o konularda akıl veriyoruz çoğu zaman. Kolay morali bozulan, hevesi kaçan biriysek şayet, istiyoruz ki, bir küçük olay, beyaz sayfaya düşmüş minicik bir mürekkep damlasını alıp tüm sayfaya yaymasın. Biz mahcup ve utangaçsak istiyoruz ki girişken olsun, kolay arkadaş edinsin, hakkını savunsun. Oysa çocuklar, tam da haftanın mindful alıştırmasında dendiği üzere, biz ne öğrettiysek odur. Yani çocukta değişmesini arzu ettiğimiz ne varsa, önce kendimize bakacağız, biz değişeceğiz, eski, bildik kalıplarımızı yıkacağız, o bize baka baka öğrenecek, değişecek, gelişecek, tıpkı  o çok övündüğümüz alışkanlıkları edindirdiğimiz zamanlarda olduğu gibi. Bizdeki iyi örnekler; kitap okumak, diş fırçalamak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, kurallara uymak, sınır bilmek, sorumluluk sahibi olmak diyelim. Bunların nasıl bizden geldiğini biliyorsak, zayıf olarak nitelediğimiz yanların da bizden geldiğini bilecek, çocukların nasihatle değil, bakarak, kopyalayarak öğrendiğini unutmayacağız. 

Çocuğu hayal kırıklığına uğratan bir konu var örneğin, bizim de canımızı sıkıyor üstelik, onunla anafora kapılmak yerine, "Bu seni hayal kırıklığına uğrattı sanırım, bugünün böyle geçmesini ummuyordun," demek ve dinlemek kafi. Onu hayal kırıklığına uğratan, karşılanmayan ihtiyacın ne olduğunu keşfetmek çok da zor değil aslında. Çoğu zaman tutulmayan sözler, karşılanmayan güven, oyun, eğlence ihtiyaçları çocukları tetikliyor; yapılanın adil olmadığına dair duydukları köklü inançlar... Burada hiçbir şeyi çözmeye çalışmadan, dikkatini küçük bir bebekmiş gibi daha eğlenceli olana çekmeden, tamam hadi geçti diyerek teselli etmeden duygularını ifade etmelerini sabırla beklemek, belki en sonunda bunu şimdi nasıl telafi edebileceğimizi konuşmak yerinde olabilir. Çoğu zaman gerçekte onları rahatsız eden meseleyi netleştirdiklerinde, o duygu sarmalından, kaostan kurtularak bir çözüm önerisi sunabiliyorlar. 

Ezcümle sabırlı olması gereken biz yetişkinleriz. Dikkatimiz dağılmadan, çözüm bulma hevesine kapılmadan, her bir olayı bir düşünme-dönüşüm fırsatı olarak görmeden dinlemek ve doğru dinlediğimizi duyurmak altın kural bu. Bu haftanın nasihatinden cebime koyduğum tam olarak bu. Umarım siz de içinden işe yarar bir şeyler çıkarmışsınızdır. 









 

24 Nisan 2021 Cumartesi

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 35

 Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları
Çocuklar, hepimiz gibi, bölünmemiş dikkat ister. Her gün çocuğunuza on beş dakika bölünmeden dikkatinizi verdiğinizden emin olmak için neyi farklı yapardınız?

Ben ne düşünüyorum?
Bir yılı aşkın süredir pandemi koşullarında yaşıyoruz. Olayın şoku ile günlük 4bin vakalarda iken yavaşlamışken şimdi tam mesai çalışıyoruz, eğer hâlâ gidebilecek bir işimiz varsa. Üstelik vaka sayısı günlük 60 binlere tırmandı. Değişen koşullar, uzun süreli kısıtlanma, kaygı hepimizi derinden etkiledi. İlk günlerdeki gibi mola alma hâli değil, şimdi yaşadığımız. Eve vardığımızda nefes almak, dinlenmek istiyoruz. Evdeyse tüm gün ekran hariç sosyalleşememiş, eğlenememiş çocuk/lar bekliyor bizi. Onların eğlenme ihtiyacıyla, bizim dinlenme, ev işleri gibi yükümlülüklerimiz karşı karşıya geliyor. Bölünmemiş dikkati, uzun süreli vermek mümkün olmuyor. 

Deniz'le nasıl paylaşıyorum? 
Bu konudaki tavsiyeler, bizi memnun eden deneyimler, süre belirlemek, daha uzun oynamak, gezmek üzerine belli günler seçmek ve ona uymak, telefonsuz ve ekransız zaman ayırmak, o anda ilgilenilmesi gereken bir konu varsa dile getirerek ne zaman ilgilenebileceğini söylemek ve ona uymak yönünde. Erken çocuklukta olduğu gibi uzun saatler boyunca ona ihtiyaç duyduğu ilgiyi ver(e)miyorum. Kendi yaratıcılığını kullanmasını ve bu sıkıntının içinden çıkmak için yol bulmasını bekliyorum. Birlikte dizi izlemek, tavla, okey oynamak günlük aktivitelerimiz arasında. Bir de önceden belirlediğimiz, sözleştiğimiz, gezdiğimiz günler var. 

Deniz'in geri bildirimi ne? 
Deniz bölünmemiş ilgi istiyor, eğlenmek ve oyun oynamak istiyor. Arkadaşlarıyla buluşamamaktan doğan eksikliği bizimle gidermek istiyor. Onun istediği kadar oynamak mümkün değil. Buna rağmen oyun öncesinde belirlediğimiz kurallara uyuyor ancak yaptığımız şey biter bitmez sıkılmaya başlıyor. Ve çoğunlukla yeni, hazır, hap öneriler istiyor, mümkünmüş gibi. Çocukluktan çıkıp ergenliğe yürürken ilgisini en çok çeken şeyin, seçtiği tarifleri tek başına yapmak olduğunu görüyorum. Bunu yapmasına olanak sağlamak onu memnun ediyor. 

Sonrasıyla ilgili ne düşünüyorum?
Çanakkale şu sıra yangın yeri. Okullar, parklar, bahçeler kapalı. Sık dışarı çıkma imkânımız yok. Haftada bir de olsa kırlara gitmeye, baharı karşılamaya, Deniz'i ahçılık becerilerini geliştirme konusunda desteklemeye devam! 

Kendimi nasıl değerlendiriyorum? 
Şu sıra kendimi daha çok kendi içime çekilmiş, kendi ilgi alanlarımı tatmin etmek üzere çalışırken buluyorum. Bu da bir çeşit suçluluk hissi yaratıyor. Bunun da benim pandemiyle başa çıkma şeklim olduğunu kendime hatırlatmalı, bu yersiz suçluluk hissinin yerleşmesine izin vermemeliyim. Boş zamanlarını televizyonda dizi izleyerek geçirdiği için kendisini yeterince iyi baba olmakla suçlayan erkek sayısı pek de kabarık olmasa gerek. Oysa biz kadınlar, kendimizi geliştirmek, tatmin etmek için el attığımız alanlarda zaman harcarken hep ikircikli haller içindeyiz. Bunu yaparken rahat ve doğal olmak, o alanı korumak belki bugün kız çocuklarımıza verebileceğimiz iyi şeylerden birisidir. İleride kendi olma yollarını suçluluk hissi olmadan açmalarını sağlamak, bizim kendiliğimizi yaşayabilmemizden geçiyordur. 

Eski günlüklere buradan ulaşabilirsiniz


26 Mart 2021 Cuma

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 34

 Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları

Eğer çocuklarımızda değiştirmek istediğimiz bir şey varsa, bu kendimizde değiştirmemizin daha iyi olacağı bir şey mi diye önce kendimizi inceleyip bakalım. Carl G. Jung

Öğrendiklerimizin %95'i modelleme %5'i ise talimat yoluyla gelir.
Çocuklarınız çoğunlukla yaşantınızdan öğrenir. Sizin için kıymetli üç değerinizi listeleyin. Her değerin karşısına onu karşılayacak bir eylem seçin. Bugün bu üç eylemi yapmak için kendinizden ricada bulunun.

Ben ne düşünüyorum?
Bana iyi geldiği halde, üç aydır yeni günlük yazmamışım. Hesabını tutunca şaşırdım. Araya yayına hazırlanan yeni dosyamın editöryel çalışmaları ve Kadın Diş Hekimleri Komisyonu etkinlikleri ve hazırlıkları girdi. Çevrimiçi etkinlikleri blog sayfamda paylaşmak, aylık ileti sayısını tutturmak da beni günlüklerin uzağına savuran bir diğer etken olsa gerek. Pandemi koşullarında normal sayılmalı. Yeniden günlüklerin içine girmek, kaldığım yerden devam edebilmek için bu ısınma cümlelerini yazıyor, bir yandan da üç kıymetli değerimi düşünüyorum. Sanırım seçtim: süreklilik, Deniz'in ihtiyaçlarını gözetmek, yaratıcılık 
Süreklilik: benim için bu, en çok sürdürülebilir eylem planları seçmek demek. Anlık, geçici çözümler yerine emek vermeyi sürdürebileceklerimi belirlemek. 
Deniz'in ihtiyaçlarını gözetmek: üçüncü dalganın devam ettiği şu günlerde en görünür ihtiyacı eğlenmek, iyi zaman geçirmek. 
Yaratıcılık: Deniz'e en sık söylediğim şeylerden biri, tüm icatların bir ihtiyaçtan doğduğu. Bence yaratıcılık, bu ihtiyacın karşılanmamasının yarattığı olumsuz, rahatsız edici duygulara takılmak yerine gidermenin yollarını aramak, demek.

Deniz'le nasıl paylaşıyorum? 
Pandemi döneminde tek çocuk olmak, arkadaşsız kalmak, evin içinde bir hayvan dostunun bulunmaması Deniz için işleri zorlaştırıyor. Ekran karşısında geçen okul gününün ardından hareketsiz, eğlenmeye, oynamaya aç vaziyette beni bekliyor. Mesainin ardından maskelerimden sıyrılıp (metafor yok ey okur) dinlenmek, rahatlamak istiyor; bir yandan da ev işlerini sürdürüyorum. Deniz sıkıldığını dile getirdiğinde evde beni bekleyen işler, hevesim, bedensel ve zihinsel durumum gibi pek çok faktöre bağlı oluyor yanıtım. Bazen siber aylaklık edip biraz rahatlamak gevşemek istiyorum. Bazen kendi ilgi alanlarıma yönelik katılmak istediğim çevrimiçi bir etkinlik oluyor. Bazen okumak yazmak o an için  öncelikli geliyor. Her sıkıldım'a elimde bir etkinlikle koşmuyorum ve fakat sürdürülebilir hedeflerimiz de var. Örneğin her hafta bir aile filmi seçip sinema gecesi yapmak, bir yeni tarif denemek, her cuma dışarı çıkmak gibi. Çalışma saatlerim ve çocuklar için sokağa çıkma kısıtlamaları nedeniyle bu bizim günlük bir eylemimiz değil maalesef.  

Deniz'in geri bildirimi ne? 
Yitirdikleri düşünülünce telafi edebildiklerim Deniz için haliyle yetersiz. Daha fazlasını -haklı olarak- talep ediyor. İsteklerini ve ihtiyaçlarını fark ettiği zamanlar acil aile toplantısı düzenliyor. Gündem genellikle onun sıkılması ve bunu nasıl gidereceğini bilememesi oluyor. Sınırlarını genişleteceği yaşlarda eve kapanmak her çocuk gibi onun için de zorlu. Gün içinde çevrimiçi arkadaş sohbetleri, ödevler, kitap okumak gibi faaliyetlerle elinden geleni yapıyor. Sonrası için yardım bekliyor. Bunu da doğrudan dile getiriyor. 

Sonrasıyla ilgili ne düşünüyorum? 
Deniz ekrana düşkün bir çocuk değil. Siber aylaklık eden daha çok biziz. Deniz ilgisini çeken bir sanat faaliyeti, mutfakta yoğurma, karıştırma işleri ya da doğa keşfi için her zaman harekete geçmeye hazır. Ona bunları daha çok sunmak ve/ya kendi yapabileceği araçları bulmak konusu önceliğim olacak. Elbette, çocukların nasihatler yerine davranışları izleyerek yani modelleyerek öğrendiğini aklımdan çıkarmayacağım. 

Kendimi nasıl değerlendiriyorum? 
Mükemmel değilim ama gayretliyim, öğrenmeye ve değişime de açığım. 


Eski günlüklere buradan ulaşabilirsiniz








9 Ocak 2021 Cumartesi

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 33

 Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları 
Çocuğunuzun davranışı, karşılanmayan  bir ihtiyacın bir işareti ve dışavurumudur. Davranışa tepki vermek yerine böyle davrandığında neye ihtiyaç duyduğunu bulmayı deneyin. Bu sayede iki taraf da daha etkili davranışlar sergileyecektir. 

Ben ne düşünüyorum? 
Çocuğun ağzından çıkan söz, hoşa gitmeyen davranışı iki şekilde görmek mümkün. Bazen bir tetikleyici olarak görüyor, benzer bir tepki veriyorum. Bazen şimdi bu sözün, davranışın üzerinden atla ve derine bak, diyorum. Bu ikinci yolu görmeye çalışmak, buradan hareket etmek her zaman çok daha iyi sonuç veriyor. Çok tetiklendiğim, sonradan pişman olacağım sözler söylemek üzereysem durmaya, nefes almaya, biraz geri çekilmeye ve derine bakmaya çalışıyorum. Bunun yeni bir dil ve yol yaratmak olduğunun farkındayım ve her yeni dil gibi bol pratik gerektiriyor. Çocuklu yaşam, pratik yapmak için yeterince maraz çıkarıyor. 

Deniz'le nasıl paylaşıyorum?
Deniz geçtiğimiz yıl içinde sıkı bir Harry Potter hayranına evrildiği için yeni yıl hediyelerini Harry Potter temasından seçmeye gayret ettik. Benim hediyem ise yeni yılın ilk cumartesi günü gerçekleşen bir yaratıcı okuma etkinliğiydi. "Harry Potter  ve Felsefe Taşı" kitabı üzerine gerçekleşen etkinlikten çıktığında Deniz'in yüzü pek gülmüyordu. Etkinlikten zevk almama sebebini anlamak üzere sorduğum sorulara sert sayılabilecek bir tepki verdi. Bana kızdı ve beni onun tarafını tutmamakla suçladı. Hoşnutsuzluğunu anlamak için sorduğum sorular nedeniyle atölyeyi yürüten kurumun tarafını tuttuğuma inanıyordu. Sonunda kendimi dinletmeyi başardım. 
Harry Potter'ı sevdiği için hoşuna gideceğini düşünmüştüm. Atölyeyi yürüten isme güvenmiştim. Zevk alamadığı için üzgündüm. Bana neyin eksik olduğunu söylerse çok daha iyi bir çevrimiçi Harry Potter etkinliği düzenlememiz ve arkadaşlarını davet etmemiz mümkündü. 

Deniz'in geri bildirimi ne? 
Hayal kırıklığının ardına bakma ve bunu bir fırsata çevrime olasılığı Deniz'i harekete geçirdi. Beraber zihin jimnnastiği yaptık. Davetiye hazırladı. Kendi menüsünü oluşturdu. Çocukların tek başlarına hazırlayabileceği yiyecek ve içeceğe Harry Potter dünyasını andıran isimler verdi.  Tarifleri ve küçük sihirbazlık numarası için gereken malzeme listesini davetiyeye ekledi ve arkadaşlarına yolladı. Şimdi sabırsızlıkla ve heyecanla davet gününün gelmesini bekliyor. 

Sonrasıyla ilgili ne düşünüyorum? 
Bu zaman zaman yapabildiğim bir davranış olmaktan çıkıp genele yayıldığında, yeni normalim olduğunda havalara uçacağım. O zaman hazır yeni yılın ilk günlerini içerisindeyken zihni şiddetsiz iletişim yoluyla terbiye etmeyi yeni yıl hedeflerim arasına koyayım. 

Kendimi nasıl değerlendiriyorum? 
Zaman zaman kendimi sert ve otoriter buluyorum. Bunun farkında olduğum, yeni bir dil ve üslup arayışı içerisinde olduğum için kendimi takdir ediyorum. 

Eski günlüklere buradan ulaşabilirsiniz


20 Aralık 2020 Pazar

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri: 32

  Bilmek isteyen yola çıkar. 

Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları
Çocuğunuza (ya da bir başkasına) talepte bulunduğunuz zaman, aktif ya da pasif bir çeşit direnç görebilirsiniz. 
Hepimiz için hayatta kendi seçimlerimiz yapmanın, bir başkasına boyun eğmemenin ne kadar önemli olduğunu fark ettiğimizde bu çok mantıklıdır. 
Çocuğunuzun neden uyumsuz olduğunu merak ediyorsanız, bir talepte mi bulundunuz ya da o bunu bir talep olarak mı görüyor kontrol edin. Kendinize sorabilirsiniz: Benim iyiliğime katkıda bulunmaya istekli mi yoksa benden korktuğu için mi söz dinliyor? 

Ben ne düşünüyorum? 
Pandemide dokuzuncu ay bitti. Tek kelimeyle yorgunum. Anneler, babalar, çocuklar hepimiz dışarıdaki sosyalleşme, rahatlama alanlarımızı yitirdik. Çocukların durumu bize göre çok daha zor. Yaz ayları hariç sokağa çıkmaları kısmen ya da tamamen yasaktı. Şimdi de sürüyor. "Aman yakamdan düşsün de" diyerek telefon, tableti ellerine tutuşturmadığım için benim ilgime çok daha fazla ihtiyaç duyuyor. Ve fakat ev içi ve ev dışı sorumluluklarım aynı. Hatta yaz aylarından beri artan iş yükü ve bulaş riskiyle burun buruna çalışmanın yol açtığı bedensel ve zihinsel yorgunluk, belirsiz ekonomi, artan giderler, kaygı hep bir teyakkuz halinde yaşamama yol açtığını söyleyebilirim. Bu ruh hâlinde bazen sırf yalnız kalmak için çocuğa şunu yap, bunu yap diye buyurabiliyor insan. Biraz kafa dinlemek, rahatlamak, kendi zevk aldığın şeyleri yapabilmek için... 

Deniz'le nasıl paylaşıyorum? 
Bazen kendime ait zaman yaratabilmek için ya da onun oyun oynama isteğini kendi içimde taşımadığım için, onu meşgul tutmak için ya da artık ötelenemez olduğu için onu ödev yapmaya, banyo yapmaya ya da odasını toplamaya yolladığımda bazen direnç gösteriyor. Bu direnç, en çok yalnız kalmaya ya da sevdiğim bir işle meşgul olmaya ihtiyaç duyduğumda beni rahatsız ediyor. Bunu fark etmek, önceliğimin onun ne yapacağına karar vermek değil, benim neye ihtiyaç duyduğumu söylemenin çok daha iyi bir strateji olduğunu kavramama yol açtı. 
Bir saat yalnız kalmaya ihtiyacım var, yazı yazacağım ya da sevdiğim bir programı izleyeceğim diyerek odama çekilmek ve kapımı kapatmak, Deniz için yeterince net ve anlaşılır. 

Deniz'in geri bildirimi ne? 
Ona ne yapacağını buyurduğumda itiraz ettiği, benden çekindiği için gönülsüzce ve özensiz yaptığı zamanlar oldu. Doğrudan kendi ihtiyacım için ricada bulunduğum zamanlar da sorun çıktığını hatırlamıyorum. Hepimizin içinde mevcut olan bir başkasına katkıda bulunma ihtiyacı korkudan ya da mecburiyetten çok daha güçlü sanırım. Kapımı kapatmış çalışıyorken ya da başka bir şeyle meşgulsem muhakkak kapıyı çaldığını, "Bir şey söyleyebilir miyim?" diye izin istediğini görmek sağlıklı sınırlar çizmeyi öğrendiğimizi düşündürtüyor, onunla gurur duyuyorum.

Sonrasıyla ilgili ne düşünüyorum? 
Oksijen maskesini önce kendime takmaya devam! Kendimi rahatlamış hissetmezsem, onunla geçireceğim zamanların tadı tuzu kalmayacak çünkü. İçten gelen hevesle, gönüllülükle yapılan aile içi etkinlikleri çok daha keyifli hem de. Hele şimdi yeni yıla sayılı haftalar kalmışken, yapılacak nice yaratıcı el işi varken. 

Kendimi nasıl değerlendiriyorum? 
Pandemide onuncu ayın içinde girerken çok şükür ne hastalandık ne de delirdik. Belli rutinleri sürdürmeyi, şartlar değiştikçe yenilerini belirlemeyi, dışarı çıkabildiğimiz (şu an haftada bir iki saatten ibaret) sınırlı zamanı güzel ve beklenesi kılmayı becerebildik. Eh öyleyse kocaman bir aferini ve alkışı hak etmişiz. 

Eski günlüklere buradan ulaşabilirsiniz