29 Eylül 2019 Pazar

Şefkatli Ebeveyn Günlükleri 13

Bilmek isteyen yola çıkar. 
Şefkatli Anne Günlükleri'ni yazmak, ebeveynlik amaçlarımı, önceliklerimi belirlememe, düşüncelerimin ve eylemlerimin farkına varmamı sağlıyordu. Sura Hart alıntıları bitince, sanki ters yönde yürümeye başlamışım gibi bir düşünce gelip çöreklendi içime. Yeniden konu üzerine düşünmek, yazı yoluyla düşüncelerimi tasnif etmek, eylemlerimin farkına varmak istedim. İşbu sebeple www.nonviolentcommunication.com sitesinde ücretsiz yayımlanan haftalık ipuçlarının rehberliğinde yeni bir günlüğe başlıyorum.
İpuçlarının çevirisi bana ait.

Şefkatli Ebeveyn İpuçları:
Değerlendirme yapmadan gözlem yapmak insan zekasının doruk noktasıdır. Krishnamurti
Değerlendirmelerinizi (çocuğunuz ya da etrafta olup bitenler hakkındaki negatif düşünceleriniz) gözlemlerle karıştırdığınızda çocuğunuza karşı savunmaya geçersiniz ki bu da çoğu zaman çatışmaya varır.
Gözlemlerinizi yargılardan, eleştiriden, yorumlardan kurtarın. Bir durumu nasıl olması gerektiğiyle değil yalnızca duyduğunuz, gördüğünüz gibi tarif edin.

Ben ne düşünüyorum?
Hintli filozof Krishnamurti abartmıyor. Etrafımızla ilişki kurarken yalnızca gördüğümüz, duyduğumuz üzerinden hareket edebilseydik, düşüncelerin köpürttüğü olumsuz duygularla anlık ya da sürece yayılan tepkiler vermeseydik, kendi yazdığımız senaryolarımıza inanmasaydık hayat bayram olurdu.

Deniz'le nasıl paylaşıyorum?
Bir örnek üzerinden gidelim. Okullar açıldı. Deniz'i uyandırma, hazırlama ve okula bırakma işleri benim üzerimde. Kahvaltı sofrasından kalkıp diş fırçalama, forma giyme faslına geçeceği dakikalarda babası uyanıyor. Ve sohbete başlıyorlar. Deniz konuşmayı çok seviyor. Anlatılanı ilgiyle dinliyor. Gerçekten dikkatini veriyor. Sorular soruyor. Merak ediyor. Tüm bunlar şahane! Ama beş dakika içinde evden çıkmamız gerektiği zamanlarda değil. Çünkü konuşma iştahına kendisini kaptıran kızım giyinmeyi unutuyor. Elinde diş fırçası yatağın ucuna oturuyor ve babasıyla muhabbete dalıyor. Benim içimden de bir "Hadi Ama Canavarı" çıkıyor. Beni sürekli dürtüyor. "Baksana! Giyinmek yerine lak lak ediyor. Geç kalacaksınız."
Zamanında hazırlanmak ve evden çıkmak benim için niyeyse çok hayati. Orada esneyemiyorum, rahat davranamıyorum. Hemen hadi'liyorum.
Şiddetsiz iletişime göre ne diyebilirim, bir bakalım.
Deniz babanla sohbet ederken giyinmediğini ve dişlerini fırçalamadığını görüyorum. Beş dakika içinde evden çıkmazsak okula geç kalacağımızı düşünüyorum. Beş dakika içinde hazır olabilecek misin?
Kulağa fena gelmiyor. Bakalım bir dahaki sefere aklımda tutabilecek miyim?

Deniz'in geri bildirimi ne?
Rica yerine bir talepte bulunduğum her defasında Deniz şunu söylüyor: "Anne sen sabır nedir bilmez misin?" Ya da kısaca "hıh"lıyor.
Geç kalacağız düşüncemi, telaşımı, ricamı ona aktaramamış olduğum için benzer sahneler yinelenmeye devam ediyor.

Sonrasıyla ilgili ne düşünüyorum?
Deniz'in saatle işi yok. Saati takip eden benim. O yüzden geçen yıl sabah 8.15'e de alarm koymuş, bunu evden çıkmak üzere bir işaret olarak algılamasını sağlamaya çalışmıştım. Bu yıl çok daha hızlı yürüdüğünü görüyorum. 8.15 hazırlanmak için bizi  sıkıştıran ve güncelliğini kaybetmiş bir uyarı gibi duruyor. Rahatlıkla on, hatta on beş dakika erteleyebiliriz.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Güne sakin başlama ve sürdürme konusunda kendimi dürüstçe eleştirebildiğim, değişmeye çalıştığım ve akılcı çözüm önerileri bulmaya çalıştığım için kendimi takdir ediyor, aldığım kararları hayata geçirebilmeyi diliyorum.


Eski günlüklere aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.





































































Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme