12 Eylül 2019 Perşembe

Küçük Bir Dünya


fotoğraf: Martin Parr

Bir fotoğrafın düşündürdükleri:

Fotoğrafın adı Küçük Bir Dünya çünkü Akropol'ü görmek için binlerce mil uzaktan gelen Uzak doğulular var. Sırtlarına Akropol'ü almışlar bu ânı kaydediyorlar, oradaydım, ben de gördüm diyebilmek için sırtlarını anıta dönüp kendi varlıklarını, onun önünde perçinlemeye çalışıyorlar. Taşların ölümsüzlüğü onlara bulaşacakmış gibi diyar diyar geziyorlar. Oysa taşlar da ölümsüz değil. Dinamitle patlatılıyor, yola gidiyor, baraj suyuna gömülüyor. Burada, taş da olsan, insan da varlığın sessizliğine, dikkat çekmemene bağlı, çıkar üzerinden şu yazılamaları...

Ne diyordum? Bu fotoğrafta turistler var, batılı ve Uzak doğulu turistler... 

Bu turistler, bir yıl boyunca bu ve benzeri birkaç tatil için çalışır. Erken kalkar, düzenli yaşar, her şeyini planlar, burada bir yıl boyunca kendinden esirgeyeceği bir tabak yemek, bir kadeh şarap için asıl rutinlerinde kendilerinden kısar da kısarlar... Sonra da turist rehberine girmiş tüm noktalara el değerler, yalnızca elleri değer, ruhlarına işlemez, bilirler o yüzden fotoğraflara kazımaya çalışırlar. 

Görülmeye değer yerlerin peşine gelmişler. Çünkü insan ölümlü, dünya üzerindeki yaşamı sınırlı. O yüzden telaşla görülmeye değer yerler görür, bu anları birbirine ekler, çoğaltır. Böylece gün gelip bu dünyadan göçeceğini hissettiğinde attığı çentiklerin çokluğuyla ölçer yaşamının değerliliğini. 

Uçakla gelmişler. Hız önemli. Görülecek, işe dönülecek, karanlıkla çıkılacak, karanlıkla dönülecek ve  şanslıysa bir sonraki sene tekrar yeni bir çentik atmak üzere, yeni bir tatile gidilecek. 

Yeni bir yer görme isteği, keşfetme ihtiyacı, boşa geçirilmemiş bir hayat yaşıyorum diyebilme arzusu, yeni tatlar, monoton hayata vurulacak bir tutam canlı renk, döner dönmez solacağını bileceğin iki sıcak sarılma... İşte bu yüzden her yıl bunca insan yollara düşer, gezegeni bir uçtan bir uca kateder. 

Arkadaki bina Acropol. Antik Yunan'ın en önemli eserlerinden birisi. Sembol bir anıt, Eyfel gibi, Özgürlük Anıtı gibi, gitmeyenlerin bile bildiği. Arkada neyin yükseldiğinin bir önemi yok. Birilerinin taktığı etiketlerin peşinde geçen hayatta üzerine takmak istediğin etiketlerin peşine düşmüşler. Bir portfolyonun içinde kartvizit gibi biriktiriyorlar geçen tatil günlerini. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme