18 Eylül 2019 Çarşamba

Nasıl Yazıyorlar? (17)*

Yazarların okuma alışkanlıkları okurun ilgisini çeken bir konu. Sevdiğim, sevmediğim, okuduğum, okumadığım tüm yazarların söyleşilerinde yazım, üretim aşamasına dair söylediklerini iştahla, ilgiyle okuyorum. 
Kurmacabiyografiler, web günlüğüm olduğuna göre, yeri geldikçe buraya da not düşebilirim.
İşte on yedincisi: Füsun Çetinel
* Bu metin Kurmacabiyografiler için yazılmıştır.




Bazen Şöyle Başlayabilirim Yazmaya…
Pazardan satın aldığım ağacımsı rokanın yapraklarını yolarken, satıcıya “ama bunlar pek kart,” dediğimi, adamın bana ısrarlı bir sırıtışla, “Bak şimdi abla, bunların tipi böyle. Beğenmezsen valla para almam senden,” cevabını ve bir demet rokayı beş liraya satın aldığımı hatırlar, kendime çok kızarım. Kafamda insanların ikiyüzlülüğüne, yalanına, dolanına, çiğliğine dair bir hikâye belirmeye başlar. Fasulyelerin kılçıklarını ayıklarken, “Acele etme,” diye uyarırım kendimi. “Aklına ilk gelen fikirden ilginç bir şeyler çıkmaz.”  Soğanı ince ince doğrarken, gözlerim yaşarır ve sivri sözcükler ardı ardına delmeye başlar beynimi. Sonra telefona bir mesaj gelir. Bu hafta dersimizi ne zaman yapıyoruz, diye sormuştur öğrencilerden biri. Elim telefona uzanmışken elektronik postalarıma bakarım.  Atölye katılımcılarından öyküler dağ gibi yağmıştır kutuma. Onları ne zaman okuyacağımı düşünür ajandama notlar alırım. Yağ cızırdar, kapı çalar, yayınevinden kitap kargosu gelir. Annem arar sonra.  Doktor maceralarını heyecanla sıralarken kafamda şekillenen hikâyenin çok da kötü olmadığı sonuncuna varır ve karakterlerimin özelliklerini zihnimde tek tek listelemeye başlarım. Tıpası atmış gazlı içecek gibi fokurdayınca, yazma dürtümü durduramam artık; elim titrer, sağda solda kâğıt, defter ararım. O sırada bir yanık kokusu gelir burnuma…
Bazen de…
Her günüm yukarıdaki kadar “sakin” geçmez tabii. Toplantılar, eğitimler, yolculuklar, valiz aç valiz kapalar, söyleşiler, dersler, imzalar, fuarlar. Şanslıyım ki her yerde ve her koşulda uyuyabilir, yazabilir, çalışabilir, okuyabilirim.
Her gece rüya görür, sabah uyandığımda her şeyi en ince ayrıntısına kadar gayet net hatırlarım. Rüyalarda kendi kurgularımın çözülmelerini yaşadığım gibi öğrencilerimin hikâyelerinin de aksayan yerlerini bulurum. Uyurken de düşünür, kurgular, yazarım yani. Uyanır uyanmaz da hemen deftere kaleme sarılırım.
Biriktirerek yazarım
Yürümek benim için vazgeçilmez bir şey, bisiklete binmek de öyle. Hareket halindeyken daha aykırı şeyler düşünüp daha aykırı bağlantılar kurabiliyorum. Sesler, kokular, diyaloglar, bir yüz. Veya yerden topladıklarım; yaprak, vesikalık fotoğraf, sünnet davetiyesi, şiirler, kitap sayfaları… Hepsi işime yarayabilir daha sonra. Metroda, otobüste, uçakta, kafede hatta bazen yürürken bile yazabilirim aklıma takılan sözcükleri, cümleleri, duyguları.
Duşta yıkanırken de epey yaratıcı olabilirim. Sanırım başımın tepesinden akan su düşüncelerimi de berraklaştırıyor bir şekilde. J

“Büyük bir evim, çalışma odam olursa eğer…” demedim hiç.
Deseydim yazamazdım zaten. Evim küçük, çalışma masam küçük. Üçgen şeklindeki minik çalışma alanımda- ancak köşe denebilir belki- yine pek minik bir ekran, klavye, solda ve sağda ancak bir defterin sığabileceği boşluk, masanın arka bölümündeki duvar boyunca uzanan raflarda bir sürü oyuncak, kartpostal, hatıralar... Bu tatlı karmaşa beni rahatlatıp, hikâyeler fısıldıyor.
Yerim ve zamanım çok dar olduğu için; küçük adımlarla, yavaş yavaş, bozarak, çizerek, deneyerek, notlar alarak, fotoğraf çekerek, listeler yaparak ilerlerim. Her gün en az iki saatimi farklı türdeki kitaplara ayırırım; çizgi romanlar, mangalar, resimli çocuk kitapları, şiirler, öyküler. Farklı dillerde okurum. Okuma aralarında yazarım. Durur bir kahve içer, bir şeyler atıştırır yeniden yazarım.
Sık acıkıp az yediğim gibi, sık ama az yazarım. Bir tam gün içinde bilgisayarda yazdığım kayda değer şeyler bir A4 sayfasını pek geçmez.

Defterlerim
En çok defterlerime yazarım. Onlarsız sokağa çıkmam. Harika fikirlerin beni nerede bulacağı hiç belli olmaz. Kimileri boş sayfaların yazarları korkuttuğunu iddia etse de, onlar beni yazmaya teşvik eder. Defterlerim farklı kalınlıkta, renklerde, boylardadırlar. Her gittiğim ülkeden yenileriyle dönerim. Arkadaşlarım, öğrencilerim defter hediye ederler bana. Her çalışma için farklı defter kullanırım. Kimi çizgilidir, kimi kareli veya düz. Cep defteri, çiziktirme defteri, siyah sayfalı defter, harita metod defteri, ayraçlı defter, saman defter, pelür defter…
Sayfalar yalnızca sözcüklerle, cümlelerle dolmaz.  Kartpostallar, dergilerden kestiğim fotoğraflar, biletler, müze broşürleri, ölüm ilanları, kuru çiçekler, böcekler, zarflar, alışveriş listeleri, çizimlerim... Her bir defterin ayrı hikâyesi vardır.
Kalem kutusuz asla!
Kalem kutularımı  “ilk yardım çantası”na benzetirim. İçinde mutlaka farklı renklerde ve uçlarda kalemler, ataçlar, post-it, yapıştırıcı, pratik katlanır makas, seloband ve daha bir sürü ıvır zıvır vardır. Yazma eylemi sırasında bir yazarın her şeye ihtiyacı olabilir.
Kurallarım
Birçok arkadaşım, öğrencim şaşırıyor, “Nasıl yetişiyorsun bu kadar etkinliğe, işe? Sende süper bir güç mü var?” diye soruyorlar. Cevap çok basit aslında. Çok okuyup, devamlı yazabilmek, çalışabilmek için kendime bazı kurallar oluşturdum.
Küçük ev, az eşya, az iş, az sorumluluk, kolay yemek, ütüsüz giysiler, çabuk karar mekanizması, pratik bir yaşam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme