Zeynep Sönmez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zeynep Sönmez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2016 Pazartesi

ÖYKÜCÜLERE SORDUM:8

İlhan Berk "Anlam ve Anlamı Aşmak" başlıklı yazısında, "Anlamı aşmak, her iyi şiirin neredeyse asıl sorunu olmuştur. Bu da disiplinler zincirini kırmakla başlar," diyor. Buradan yola çıkarak soruyorum. Anlamı aşmak iyi öykünün de meselesi midir? Anlamı sarsıntıya uğratan, anlamı aşma konusunda size cesaret ve ilham veren, sizi özgürleştiren yazar/şair/metinleriniz hangileridir? 
                                                  
Öykünün sınırlarını zorlayarak anlamı aşmaya çalışmak heyecan verici. Öte yandan öyküde anlam tutarlılığı gözetmek neredeyse zorunluluk. Bıçak sırtı bir durum yani. Yine de İlhan Berk'e bütün kalbimle katılıyorum. Evet, anlamı aşmaya çalışmak iyi öykünün de meselesi olmalı. Olmalı ki özünde hep aynı olan meseleleri sonsuz faklı biçimde anlatabilelim. Öykü bugün yalnızca klasik anlamda hikaye anlatmakla sınırlı değilse bu, anlamı sarsıntıya uğratmayı göze alabilen yazarların sayesindedir. Leyla Erbil, Sevim Burak, Bilge Karasu, Hulki Aktunç, İlhan Durusel gibi yazarların metinleri bana her okuyuşumda bu  anlamda esin verir. 
Aysun Kara 

Tabii ki bu edebiyatın amacı değil midir zaten. Metnin düz anlamının arkasına onu aşan alt ve üst anlamlar yükleyebilmek. Doğrudan bir okumayla bile zevk alınabilecek metnin alt okumalarında bambaşka dünyalara kapılar açmak, edebiyat için yaşayan hemen her yazarın arzusudur. Fakat bunu layığıyla yapanlar oldukça azdır, Ferit Edgü, Latife Tekin, Kafka, Marquez'in beni özgürleştirdiğini söyleyebilirim. Metin olarak da bu disiplinin üç klasiğini anayım: Hayvan Çiftliği, 1984, Fahrenheit 451.
Mehmet Fırat Pürselim  

Öykü yapısı gereği anlam katmanlarından oluşur. Onun için tek bir anlamdan söz etmek günümüz öykücülük anlayışına ters düşer. Anlamın göreceliği kavramıyla açıklayabiliriz bu durumu. Bir metnin ne kadar okuru varsa o kadar anlama sahip olabilir. Anlamı aşmak ifadesi, bende ‘mutlak, tek anlam’ algısı yarattı. Oysa ki yazarın metinde yaratmak istediği anlam ile okurun metinde alımladığı anlam tamamen farklı olabilir; her okur farklı anlamlarla metnin içinde dolaşabilir. Bir öykü metninde anlam katmanı oluşturabilmek; yazarın entelektüel birikimi, okuma kültürü, az da olsa sanatçı dehası ile açıklanabildiği gibi okurdan da aynı oranda birikim, okuma ve metin üzerinde -farklı disiplinlerin yardımıyla- kafa yorma isteyebilir. Umberto Eco’nun tabiriyle söyleyelim; “Tek anlamlı bir şey belirtme iddiasında olan herhangi bir metin, başarılı olamamış bir evrendir.” Bahsettiğim anlamda; katmanlı, derinlikli bir metin oluşturan, anlamı değil okuru (nitelikli olanları dahil) sarsıntıya uğratan başarılı yazarlardan ilk aklıma gelenleri sıralayacak olursam; Vüsat O. Bener, Bilge Karasu, Memet Baydur, Oğuz Atay’dır. Edebiyat dünyası biraz da onların yüzü suyu hürmetine dönüyor.
Murat Darılmaz 

Şiir, öykü ya da roman gibi standart dile dahil değildir; bir meta-language'dir (üst-dil). İlhan Berk'teki "anlamsızlık" için de, bir meta-anlamdır denebilir. Şiirin us'la işinin olmadığını söyler. Ona göre, akıl dışıdır şiir. Ekleme yapalım: Şiir, tüm "ilkel" sanatlar gibi insanın kolektif bilinçdışını kurcalar. Sözcüklerin çağrışım gücünden, seslerinden, ritmden faydalanarak kurar yapısını. Bunun için anlama sırtını dönebilir (anlamı aşmanın ilk koşulu). Peki ya öykü? Öykü/hikaye bunu yapabilir mi, yani anlamı aşabilir mi? Bana sorarsanız, öykü kendini tahkiye'den, gevezece anlatma geleneğinden, anlatma illetinden kurtarmadıkça bu pek mümkün görünmüyor. Bu da yetmez; tekinsiz kızkardeşiyle (şiirle) de çok sıkıfıkı olmamalı, seviyeli bir birliktelik tutturmalıdır. İşte o zaman öykünün kendi yolunu/yerini bulma ihtimali doğabilir.
Ezcümle: Öykünün önünde, kendini kaptırmaması gereken iki yol uzanıyor: Şiir ve Anlatı. Öykü, belki de bu iki yolu birbirine katıp bir üçüncü yol yaratma çabasıdır, kimbilir.
Bu çerçevede, yol gösterici bulduğum yazarlar var. Birinin adını anayım, saygıyla: Orhan Duru
Onur Çalı

Disiplinler zincirini kırmak ve anlamı aşmak her sanat dalının meselelerinden biridir, diye düşünüyorum. İyi bir öykü anlatmaktan çok sezdirir, denmesinin nedenlerinden biri de budur. Öykü katmanlı bir dille, metindeki boşluklarla, hissettirdiği atmosferle okurda merak duygusunu ve soru sorma isteğini uyandırır. Önemli olan kapalı ve anlamsız gibi görünen bir metnin, her okurda kendi anlamını yaratarak hatta aynı okurun farklı okumalarında farklı anlamlar sezdirerek, anlamını aşabilmesidir. Bu bağlamda beni etkileyen yazar ve şairlerden ilk aklıma gelenler Leyla Erbil, Aslı Erdoğan, Bilge Karasu, Turgut Uyar, Edip Cansever, F.Kafka, J.D.Salinger, J.Cortazar, T. Robbins, C.Baudelaire 
Suzan Bilgen Özgün  

Anlam kesinlikle aşılmalıdır! Düzyazıda bile çünkü o yazarın ayak bağıdır. Havalanmadan, uçmadan iyi edebiyat elbette yaratılır ama taze bir dil bulmak için dilin sınırlarına gidilmesi gerekir. Dilin sınırları uçurum demektir ve uçurumdan atlamak şarttır. Bunda ise öykücünün işi şairinkinden zordur çünkü şair kanatsız uçar. Öykücü düzyazıcının uçuşu kanatlıdır ve kanatlar hep ağır çeker. Öykücü ve okur, süzülmek ya da çakılmak ikileminden, Sait Faik, Bilge Karası, Sevim Burak, Tomris Uyar, Hür Yumer, Gonçalo Tavares, Shaun Tan, Slawomir Mrozek, Witold Gombrowicz, Eduardo Galeano, Calvino, Canetti, Kafka, Cortazar, Fuentes ve elbette HEP ŞİİR okuyarak kurtulabilir. 
Zeynep Sönmez  

Not:  Reyhan Yıldırım'ın yanıtına buradan ulaşılabilir. 

21 Temmuz 2016 Perşembe

ÖYKÜCÜLERE SORDUM: 7

Öykücü, bir hikâye kahramanı yarattığında onu pek çok özelliğiyle var etme lüksüne sahip değil. Onu bir âna, küçük bir kesite sığdırmakla yetinmek durumunda. Buna itiraz eden, kendi hikâyesini uzun uzun anlatmak isteyen, sizi yazı masasına geri çağıran bir öykü kahramanınız oldu mu?

Öykü yazan herkes gibi ben de öykü kahramanlarımın hayatı hakkında anlattığımdan daha fazla bilgi sahibiyim aslında. Onlar tanıdığım pek çok kişiden daha gerçektir benim için. Bugüne kadar 'beni yeniden yaz' diyen öykü kahramanım olmadı. (Sanırım benimkiler biraz çekingen!) Kimi zaman kalabalığın arasında, bir vitrinde göz göze geldiğimiz olur. Tanımazdan gelir, başımı çeviririm usulca. Eski defterleri açmak, yalnızca benim bildiğim yaşantılarının sırlarını okurlarla paylaşmak istemem.
Aysun Kara 



Olmaz mı, oldu ama hiçbiri Akılsız Sokrates kadar inatçı değildi. Hikâyelerden beslenen bir roman olan Emanetimdeki Hayatlar’ı yazarken, kahramanlarından biri de Akılsız Sokrates’ti. Ben bir şekilde öyküsünü yazdım, bitirdim. Romanın içine yerleştirdim ama aralarında doku uyuşmazlığı oluştuğunu da hissediyordum. Sokrates romanı reddetmişti. Kahramanı da hikâyesini de çok seviyordum, kendime yalan falan da söylüyordum, cuk oturdu, diye. Romanın karalamaları bittiği zaman okumaları için arkadaşlarıma gönderdim. Onlarla konuşmalarımız neticesinde bu öyküyü kitaptan çıkarttım. Bunun üzerine kahramanımın novellasını yazmaya niyetlendim. Epeyce yazdım da ama orada da beni tıkadı, elimi kolumu bağladı. Anladım ki, inatlaşmamın bir anlamı yok, ben de ona boyun eğdim. Anlattıklarından tatmin olduktan sonra sustu, daha fazlasını kulağıma fısıldamadı. Oysa ben uzun uzadıya onu anlatmayı planlamıştım. Bu sefer novelladan da mecburen vazgeçtim ve uzun tek bir öykü olarak anlattım. Fakat Sokrates buna da izin vermedi. Orada da gitmeyen bir şeyler olduğunu fark edince iki ayrı öykü haline getirdim. Diğer parçasından kopan kahramanım rahatladı ve öykü kitabıma icazet verdi. Akılsız Sokrates, 2016 sonbaharında çıkması planlanan yeni öykü kitabıma adını vermeyi kabul etti. Hayatının sonraki kesitini anlatan öykünün ise kitaba girip girmemesi konusunda hâlâ kafa karışıklığı yaşıyor, umarım bunun iznini de kendisinden koparmayı başarabilirim.    

Mehmet Fırat Pürselim 


Hikayesini uzun uzun anlatmak isteyen karakterlerden (kahramanlardan) uzak durmak gerekir. Çünkü onun niyeti başkadır. Diğer edebi türlere (belki romana) doğru yelken açmayı düşlemiştir. Düşlemek kötü değildir elbette. Eğer derdimiz öyküyse uzun uzun anlatma derdi olan karakterlere gönlümüzü kaptırmamamız gerektiğini düşünüyorum. Rolünü tamamlayan her karakterle vedalaşıp dostça ayrılmakta yarar var. Öyküdeki eski bir karakterimle buluşacaksam veya beni buluşmaya zorluyorsa diyelim, yeni öykümde ancak bir tip olarak kalabilir. Yazılacak o kadar çok karakter var ki biraz da diğer karakterlerin anlattıklarını dinleyelim diye düşünüyorum.
Murat Darılmaz 

Yıllar önce 'Çığlığın Işıkla Buluşması' isimli sergiyi gezmiştim. Bir 'Psikopatolojik Sanat Labaratuvarı'nda üretilmiş resimlerden oluşuyordu. Girişimi esinleyen bilimsel sorular öylesine ilgimi çekmişti ki, kendimi kişisel yanıtlarımı araştırmaktan alıkoyamadım. Hazırlık süreci, karanlık ve yakıcıydı. Bir romanla sonuçlandı. Bu roman, yazın serüvenimin çok başında olduğum için, gün yüzüne hiç çıkmadı. İlk öykü kitabıma kısa, acemi bir öykü olarak girdi. Kardeşi ellerinin arasından kayan bir ablayla ilgiliydi. Şimdilerde üzerinde çalıştığım novella bu nüveden ürüyor. Konu hâlâ çok sarsıcı geliyor, bana. Novellama öykümünküyle aynı adı koydum: Çölde Çığlık 
Reyhan Yıldırım 
 
En kendi başına buyruk, biraz da hınzır karakterim, "Yıldızlara Bakıyor Bazılarımız" kitabımdaki Seçim isimli öykümde yer aldı. Genç bir karakter olan ve kendi öyküsünü yazara bırakmak istemeyen Yiğit, ipleri eline almaya karar verir. Yazarla bir yandan dalga geçerken diğer yandan onu devre dışı bırakarak öyküyü kendi tamamlar.
Suzan Bilgen Özgün 

Bence bu durum öykücünün ya da öykünün sorunu değil. Endüstriyel edebiyat diye tabir edebileceğim, öğreten, anlatan, sınırlayan bir kurumun "verili olgusu."
Kşi, karakter, kahraman her türlü anlatır kendini, tanıtır, tanıtmaz, susar, kusar. Metnin en canlısıdır çünkü, kimi durumlarda hikayecisine bile boyun eğmez. 
Benim kahramanlarım şimdilik hiç bir öyküyü bitirmediler. Bir dostun tavsiyesi ile karakterlerden birine SGK bile yaptırmak üzereyiz. 
Yoksa hikaye nasıl payidar kalır. 
Türker Ayyıldız 

Öykü; nispeten kısa olan öykü ve öyküleme zamanları içerisinde, olayların ya da durumların ayrıntılarının gösterilmediği, bu ayrıntıları anlatmanın gereksiz olduğu, kahramanların olaylar ekseninde nasıl değiştiklerinin gözlemlenemediği bir yazınsal tür. Öyküde önemli olan da, dar zamanda ve mekânda çok şey söyleyebilmenin yollarını bulmaktır. Benim tercihim eksiltmeceli ve indirgemeci bir yolu takip etmekten yana oldu. Böyle olunca "kendi hikâyesini uzun uzun anlatmak isteyen" bir kahramanım hiç olmadı. Böyle bir kahramanın var olduğu anlatılar zaten başka bir türün kahramanları; genellikle romanın, uzun öykünün ya da öykünün. Ben kısa öyküden, hatta kısacık öyküden yanayım. 
Zeynep Sönmez 

2 Nisan 2016 Cumartesi

ÖYKÜCÜLERE SORDUM:4

Öykücü, çağının tanığı olmalı mıdır?

Yazmak kalabalığın karşısında çırılçıplak kalmayı göze alabilmektir, bu yüzden de ağır giysiler ve aksesuarlar taşımak işinizi güçleştirir. Samimiyetle yazabilmek olabildiğince az "yük" taşımayı gerektirir. Yazarın yaşadığı çağın tanığı olmak gibi bir yükümlülüğü yoktur bana kalırsa. Yazar, kendisine dayatılan inanç, görev, sorumluluk, gelenek vesairin baskısının dışında kalabildiği ölçüde özgür ve yaratıcıdır. Yazar bir kayıt memuru değildir ama yaşadığı topluma dışarıdan bakan bir üst akıl da değildir. Zamanın sözcükler üzerine bıraktığı iz yazarın çağına tanıklığıdır.
Aysun Kara

Zaten öyledir. Herkes gibi. İster istemez. Ancak ânın insandaki yankısı bitimsizdir. Haliyle yazarın zamanın sunacağı perspektife ihtiyacı vardır. Edebiyatın tanıklığını önemsemekle birlikte onu tarihsel gerçeklik parantezine yahut yargı kürsüsüne hapsetmeyi doğru bulmuyorum. Benim için metnin estetik değeri niyetinden önce gelir. İyi yazarlığın yolunun iyi insan olmaktan geçtiği ahlakçı bakış açısına uzağım hanidir.
Hakkı İnanç

Melville'in ölümsüz eseri Moby Dick'te herkes ölürken geride olanları anlatmak için İsmail sağ kalır. Edebiyatçılar (öykücüler) olanları anlatmak için geride kalan çağının tanıklarıdır.
Mehmet Fırat Pürselim

Öykücü çağının sadece tanığı değil sanığıdır da. Ama onu, yazdıkları üzerinden güncel siyasete müdahil olmaya zorlamak yersizdir kanımca. Edebiyat yavaştır. Acıları, zulümleri ağır ağır kaydeder ve yıllar sonra bile olsa bize hatırlatır. Acelesi yoktur, hafızası sağlamdır.
Onur Çalı

Öykücüler veya farklı bir metin yazanlara dair meli malı cümlelerini içeren kesin yanıt vermek benim için zor olduğundan kendi bireysel tercihimi iletmek isterim. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki vicdanı olan, gören, duyan herkes bunun sadece tanığı değil, aynı zamanda biraz da sanığı ve sorumlusudur. Ben de onlardan biriyim, yazan biri olarak farkım dert edindiklerimin, mesele edindiklerimin yazılarıma sızması. Bu sızıntılarla anlamlı bir tanıklık, tarihe not düşme olur mu emin olamam tabii ama beni etkileyen durumları ve içselleştirebildiğim duyguları, sözcüklerle kendimle, okurlarla paylaştığımı bilirim.
Suzan Bilgin Özgün

Öykücü çağının tanığı olmalıdır fakat toplumsal bir olayı ya da ideolojiyi konu edinmek yazılan metnin öykü olmasını garantilemez. İçerik üslubun önüne geçtiği vakit öykü manifestoya dönüşebilir, yazar anlatıcı olmaktan çıkıp elinde döviz taşıyan biri haline gelebilir. Sanırım burada yazar öykü ile duygusal bağ kurmaktan uzak durmalı, edebiyat okuru gözüyle bakabilmeli. Öykücü, öykünün okunurluğunu zedelemeden çağına dokunabilmelidir.
Tunç Kurt

Öykücü elbette çağının tanığı olmalıdır. Çünkü zaman öykünün tüm unsurlarını değiştirebilen yegane kavramdır.
Türker Ayyıldız

İnsanı anlatmak, çağa tanıklık etmektir çünkü sanat toplumsal hayatın izdüşümüdür. Burada asıl olan, öykücünün çağına tanık olmanın kendiliğindenliği ile tanıklık etmenin iradiliği arasında bir karar vermesi sorunudur. Politik olmayan yoktur ve öykücü çağının tanığı olmakla birlikte ona tanıklık da etmelidir.
Zeynep Sönmez

Meraklıları için küçük bir not. Benim de bir cevabım var!
Yazmak anımsamaktır. Anımsamak ve bellek ise vicdan. Ancak öykücü, sırf çağının tanığı olmak için vicdanını sızlatan konuları seçer ve metinle arasındaki mesafeyi koruyamazsa ortaya melodrama yaslanan, duygusallığa kaçan, gözyaşı ve ortak öfkeden güç alan öyküler çıkar. Bu da zannımca kolaycılıktır. Öykücü için kurmacanın estetiği, dile olan tutku, tanıklık çabasından daha öncelikli ve zaruridir.

4 Mart 2016 Cuma

ÖYKÜCÜLERE SORDUM: 3

Atmosfer, bir betimlemeler zinciri değilse, nedir?

Sandık lekeli dantel bir tepsi örtüsü, sigara izmaritindeki ruj izi, giyilmekten şeklini yitirmiş siyah ayakkabının sol teki. Bence her biri öyküde atmosfer oluşturabilecek güçtedir. Öykü özenle hazırlanmış bir yemekse, atmosfer yemeği konuklara sunduğumuz servis tabağıdır.
Aysun Kara

Atmosfer, Eros'tur. İnandırıcılık Parkı'nda içtenlikle buluşturduğu Fikir'le Biçem'i birbirine âşık eder. "Özgün öykü" dediğimiz de bu aşkın olgunlaşmış meyvesidir. Tadı damakta kalır.
Hakkı İnanç

Öyküde atmosfer, bir nefes alma biçimidir.
Mehmet Fırat Pürselim

Okurun bildiğimiz atmosferi bırakıp öykünün içinde nefes almasını sağlayacak birtakım edebi numaralardır. Her yazarın kendine has numaraları vardır (olmalıdır, olsa iyi olur). Çünkü öykü, betimlemeler zincirinden ziyade zincirin atmasına yakındır.
Onur Çalı

Atmosfer, yarattığı güzellikle öykünün etkisini sezdirir. Bu etki bir diyalog, bir ritim, farklı bir mekân, dil ve üslupla olabilir. Önemli olan metnin bütününe yayılmasıdır, atmosfer öykünün olmazsa olmazıdır.
Suzan Bilgen Özgün

Atmosferi yaratmak için anlatıyı betimlemeye boğmaya gerek yoktur. Bir iç konuşma bile kusursuz bir betimlemenin yerini tutabilir. Bugün Kafkaesk diye tabir edilen üslup aslında Kafka'nın atmosferidir. Kafka öykülerine baktığınızda göreceğiniz telgraf gibi kısa cümleler olacaktır. Tasvire gerek duymadan yazılmış öyküler. Zaten boş bir oda bile bir öykü için yeteri kadar ağır bir atmosfer değil midir?
Tunç Kurt

Atmosfer, öykünün gizli karakteri, takımın kaptanıdır. Yazarın avaz avaz bağırdığını okurun kulağına fısıldar. Atmosferi idmansız bırakılmış bir öykünün maç kazandığı görülmemiştir.
Türker Ayyıldız

Atmosfer, detayların oluşturduğu bir yapıdır. Uzun cümlelerle betimlemek yerine tek bir sözcükle im koyabilir, yön gösterebilirsiniz. Hemingway "Düzyazı mimaridir ama barok çağında değiliz," demişti; bense "Atmosfer bir mimaridir ve betimlemeler dolgu malzemesidir," diyorum.
Zeynep Sönmez

Meraklıları için bir küçük not. Benim de bir cevabım var!
Atmosfer, okuru metne mıhlayan çekim gücüdür.

3 Şubat 2016 Çarşamba

ÖYKÜCÜLERE SORDUM:2

Edebiyat üzerinden akrabalık kurduğunuz bir şairin en sevdiğiniz şiirinden iki ya da üç dizeyi bizimle paylaşır mısınız?

Aysun Kara'nın seçtiğidir:
Şiir bizim eski suç ortağımız
biz ne işlediysek onunla işledik.
Gülten Akın/ Şiir

Esra Özdemir'in seçtiğidir:
Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşça başça ileri
Geçemezlerdi bizi
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Edgar Allan Poe/ Annabel Lee

Hakkı İnanç'ın seçtiğidir:
Şarkı söyler öğlen ey üzünç!.. ve bu çığlıkla muştulanır tansık:
ey tansık! Ve yeterli değildir gözyaşları içinde gülmek...
Peki öyleyse nedir, ya nedir bu her şeydeki ansız eksiklik?..
St. John Perse/ Sözcükler Denizi

Mehmet Fırat Pürselim'in seçtiğidir:
yok başka bir cehennem
yaşıyorsun işte
Behçet Aysan/ Sesler ve Küller

Onur Çalı'nın seçtiğidir:
O zamanlar öyle yaralıydım ki
bunu yalnızca bir hayvan anlayabilirdi.
Haydar Ergülen/ Keder Gibi Ödünç

Özgür Çakır'ın seçtiğidir:
Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu
Her şey naylondandı o kadar
Turgut Uyar/ Geyikli Gece

Suzan Bilgen Özgün'ün seçtiğidir:
Bakma belirsiz bir şeyler
özlediğime
Bildiğimden değil
Senin gerçeğin hem eski
hem güzel
Turgut Uyar/ Eski Akşamlara Dönüş

Tunç Kurt'un seçtiğidir:
hepimiz tanrı kaldık
kimse mutluyum demesin
Edip Cansever/ Tragedyalar

Türker Ayyıldız'ın seçtiğidir:
Ama ayrıca aldığın şu hayat
Fena değildir
Üstü kalsın
Cemal Süreya/ Üstü Kalsın

Zeynep Sönmez'in seçtiğidir:
Ben yeni bir çocuk oldum elmalar asılı her yerimde
Uzun yaz dallarda kendine bir şeyler ekler
Ergin Günce/ Geri Dönen Uzun Yaz

Meraklıları için bir küçük not. Benim de bir cevabım var!
Ruhi Bey de benden çiçek alırdı
nedense benden alırdı
çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım.
Edip Cansever/ Bir Çiçek Sergicisi Der ki

11 Ocak 2016 Pazartesi

ÖYKÜCÜLERE SORDUM: 1

Öykü ne değildir?

Öykü romanın küçük kardeşi değildir.
Aysun Kara

Öykü asla tek dikiş değildir.
Esra Demirci

Öykü "Anılar şimdi gözümde canlandılar," değildir. 
Hakkı İnanç

Öykü her zaman silahın patlaması değildir.       
Mehmet Fırat Pürselim

(Salah Birsel'e saygıyla) Öykü maydanoz değildir.   
Onur Çalı

Öykü çiftlik balığı değildir.                                        
Özgür Çakır

Öykü anlatılan değildir.
Suzan Bilgen Özgün

Öykü çok şey değildir.                                               
Tunç Kurt

İçinden hikâyesini aldığınız kurmaca asla öykü değildir.
Türker Ayyıldız

Öykü aforizma değildir; onun doğrudan, çıkarıma dayanan buyurgan dili öyküde yoktur.
Zeynep Sönmez

Meraklıları için bir küçük not: Benim de bir cevabım var!

Öykü, maraton değildir.