9 Haziran 2018 Cumartesi

ŞEFKATLİ ANNE GÜNLÜĞÜ 19



Çocukla Barış, Bodrum BBOM Öğretmen Okulunda tanışan Özenç, Özge ve Gülesra öğretmenlerin orada öğrendikleri, araştırdıkları, derinleşmek istedikleri konuları ve sınıfa taşıdıklarını paylaştıkları dijital bir platform.
Farklı yerlerde, farklı koşullarda çalışan üç öğretmen Sura Hart'ın rehberliğinde çıktıkları yolculuğu "Şefkatli Öğretmenin Günlüğü" köşesinde hafta hafta paylaşıyor. Gündemin ağırlığından kaçmak, umudunu arttırmak, çocuklarla ilişkilerinde fark yaratmak isteyen ebeveynler ve öğretmenler için küçük tavsiyelerle dolu günlükleri, kendi pratiğimize dökebilmek, sürecimizi gözlemlemek için bu şablonu kendi ev hâlimize uygulamak istedim. Adını da Özenç, Özge ve Gülesra öğretmenlerden ilhamla "Şefkatli Anne Günlüğü" koydum.

Sura Hart ne diyor?
Öğrenme ihtiyacımızı kendimiz için yeni şeyler keşfederek karşılıyoruz, bize birinin anlattıklarını ezberleyerek değil.
Öğrencilerinizi bir sürü soru oluşturup sormaları, kendi çıkarımlarını yapmaları ve kendi teorilerini inşa etmeleri için cesaretlendiriyor musunuz? Öğrencilerinizin sorularını ciddiye alıyor ve onların kendi cevaplarını bulabileceklerine güveniyor musunuz?
Yoksa sınıf ağırlıklı olarak ders kitaplarının cevapları, sizin bilgi ve görüşleriniz için bir platform mu?

Ben ne düşünüyorum?
Felsefi, yaratıcı düşünce merakla, soru sormakla başlıyor. Çocukların merak ettikleri konuları konuşabilecekleri, düşüncelerini ifade edebilecekleri alanlara sahip olması çok önemli. Gerçekçi olalım, bunun sınıf ortamında olması pek de mümkün değil. Ortalama bir sınıf 30 kişi. Öğretmenin izlemesi gereken bir müfredat var. Öğretmenin konuştuğu zamanı toplam süreden çıkardığımızda kalan sürede çocuklar günde ortalama kaç dakika konuşuyor olabilir? Oturup matematik hesabı yapmadım ancak rahatlıkla 4-5 dk diye bir tahminde bulunabilir, sınıf ortamında gün boyu hiç söz almamış çocuklar bulunabileceğini varsayabilirim. O zaman biz velilere iş düşüyor. Çocukları iyi gözlemlemek, ilgi alanlarını takip etmek, küçük gruplar oluşturmak ve o gruplar içinde çocukları konuşmaya, duygu ve düşüncelerini ifade etmeye teşvik etmek. Bu çok uzun zamandır içimde hayalini beslediğim bir konuydu. Bu salı hayata geçirdik. Deniz'in sınıf arkadaşlarından küçük bir grupla kitap kulübü kurduk. Bir parkta buluştuk. Kitap okuduk, duygularımızı konuştuk, oyun oynadık ve resim yaptık.

Denizle nasıl paylaşıyorum?
Kitap kulübünü hayata geçirmekteki temel motivasyonum hem Deniz hem de arkadaşları için konuşma, düşünme, soru sorma, yanıt arama, birbirlerini daha iyi tanıma alanı olması, dayanışma, iletişim becerilerinin gelişeceğine duyduğum inanç. Burada merak duygularının peşine düşmelerini görmek, soru sormalarına ve yanıtlar bulmalarına tanıklık etmek heyecan verici olacak. Sürdürülebilirlik önemli bir mevzu. Çünkü kazanımların olması için bu tür faaliyetlerin devamlılığı olması gerekiyor. Bu konuda kendimi tutarlı, azimli ve şevkli buluyorum.

Deniz'in geri bildirimi ne?
Deniz ilk kitap buluşmasını heyecanla bekledi, iyi vakit geçirdi. Sınıfta daha az teması olan bir iki arkadaşıyla etkinliğin sonunda içten bir şekilde sarıldıklarını gördüm. Buluşmalara yazın da devam etmek istiyor.

Sonrasıyla ilgili ne düşünüyorum?
Deniz ve sorular...
Bazen sorduğu ilginç soruları not alıyorum. Araştırıyorum. Ona bilgi sunuyorum. Bazen de gündelik hay huyun arasında unutuyorum. Artık okuma yazma bildiği için merak ettiği konuları not alması için onu yüreklendirebilir, araştırma yapabileceği adresleri işaret edebilirim.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Kendi çocukluğumu hatırlıyorum. Öğretmen bir soru sorduğunda, eğer ders kitabında yoksa kaynak kitapları karıştırdığımı, bu uğurda bazen teneffüse dahi çıkmadığımı ve bulduğumda yaşadığım heyecanı ve bilginin kalıcılığını. Şimdi de çok farklı hissetmiyorum. İlgi duyduğum, merak ettiğim konularla ilgili kitaplar temin etmek, okumak, videolar izlemek beni heyecanlandırıyor. Ve önümde bir yol açılıyor. Bazen uzun yürüyorum o yolda, bazen kısa...  Merak duygusu beni diri tutuyor. Şefkatli anne günlükleri de bu merakın bir sonucu.

8 Haziran 2018 Cuma

Çocuklar İçin Neşeli İngilizce Konuşma İpuçları



Çocuğuma İngilizce konuşmaktan hoşlanması ve hata yapmaktan endişelenmemesi konusunda nasıl yardımcı olabilirim?

Bazı çocuklar İngilizce konuşmayı zor bulabilir. Bazıları utangaçtır. Bazıları hata yapmak istemez. Pozitif ve yüreklendirici bir atmosfer sağlayarak çocuğunuzun kendine güveninin artmasını sağlayabilirsiniz. 
Hata yapmanın normal ve öğrenmenin bir parçası olduğunu bilmelerini sağlayın. Herkes hata yapabilir. Bu şekilde öğreniriz. Çocuğunuz konuşmaya hazır değilse onları konuşmak için zorlamayın, hayal kırıklığınızı göstermeyin. 

Stressiz bir şekilde nasıl İngilizce pratik yapabiliriz?
İşte çocuğunuzun güvenini artıracak bazı öneriler:
Çocuğunuzu uzun cevaplar vermeleri için zorlamayın. O an için söyleyebileceği bu kadarsa tek kelime de iyi ve yeterlidir. 
Rahat görünün. Böylece çocuğunuz her ne söylerse söylesin (kısa da olsa) sizin mutlu olduğunuzu bilir. 
Çocuğunuz konuşurken sözünü kesmeyin, başkasının kesmesine izin vermeyin. 
Hataları daha sonrası için hatırlayın. Konuşurken çocuğunuzu durdurmayın. Düzeltmek için durdurursanız, konuşmanın akıcılığını yeniden sağlamak zorlaşır ve çocuğun özgüveni zedelenir. 
Bildikleri kelimeleri ve kalıpları kullanmaları için fırsat yaratın. 
Sorularınızı ve yönergelerinizi anlayıp anlamadığını kontrol edin. Ana dilinizi yalnızca çok gerekli olduğunda aydınlatmak için kullanın. 
Konuşma aktivitelerini eğlenceli ve kısa tutun. Örneğin arabayla yolculuk yaparken çocuğunuzdan gördüğü şeyleri size söylemesini isteyebilirsiniz. "Şu araba kırmızı. Üç otobüs görüyorum" vb. Hataları kabul edin. Önemli olan çocuğunuzun endişelenmeden İngilizce kelimeler söylemesidir. 

En önemlisi, çocuğun sessizliğini büyütmeyin. Yardım edin, cesaretlendirin ve her zaman pozitif olun. Konuşun ve güvenini tazeleyin, ona yardım etmek ve güvenini arttırmak için oradasınız. 

Konuşma aktivitelerini nasıl daha komik yapabiliriz?
Komik, neşeli, tasasız ve tahmin edilemez cevaplar için cesaretlendirin. Kelimeleri farklı şekillerde söyleyin. Mutlu yüzle, üzgün yüzle, opera söyler gibi, uykulu... Hayal gücünüzü kullanın ve eğlenin. 
Stres konuşma üzerine olmadığında, ilgi komik yüzler yapmaya kaydığında çocuklar dili defalarca tekrar etmekten genellikle mutlu olurlar. 
Çocuklar hoşlandıkları İngilizce şarkılar, filmler, çizgi filmler ve kitaplar aracılığıyla dil öğrenme konusunda daha motivedir. Çocuğa en sevdiği İngilizce konuşan çizgi film kahramanının oyuncağını alın. Ona bu oyuncağın yalnızca İngilizce anladığını söyleyin. Çocuğunuzu cesaretlendirmek ve baş başa kaldığında tekrarlaması için oyuncakla İngilizce konuşun. 
Pek çok küçük çocuk öğrenme süreci yaratıcı aktivitelerle desteklendiğinde dili daha kolay öğrenir. Çocuğunuzun eğlenmek için neler yapmaktan hoşlandığını düşünün, şarkı söylemek, oyun oynamak, sesli kitap okumak, canlandırma yapmak, bunları İngilizce yapmayı deneyin. 

Hataları nasıl düzeltmeliyim?
Çocuğunuzu düzeltmek istediğinizde, her hatayı düzeltmeyin ve asla düzeltmek için çocuğun sözünü kesmeyin. Konuşması bitene kadar bekleyin. Sonra kelime ya da cümleyi doğru şekilde söyleyin ve onu da tekrar etmesi için cesaretlendirin. "Öyle değil" ya da "Bu yanlış" demek yerine "Tekrar dene" demeyi ya da "Dinle" diyerek doğrusunu söylemeyi tercih edin.  

* Bu yazıyı Cambridge English'ten çevirdim. Yazının orjinalini buradan okuyabilirsiniz. 
** Görsel tinycardsduolingo'dan alınmıştır. 



7 Haziran 2018 Perşembe

AYÇA ERKOL İLE SÖYLEŞİ*



Öykü, romana karşı hâlâ geride duran, neredeyse özür dileyen bir türdür.

Ayça Erkol, geçtiğimiz günlerde ilk öykü kitabı Hiç Aklımda Yokken ile Ankara Üniversitesi Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Bu vesileyle Erkol ile bir araya geldik ve öykü kitabı ve yazın yolculuğu hakkında konuştuk.


Öyküleriniz, yazılarınız 2009 yılından beri dergilerde ve dijital edebiyat platformlarında yayımlanıyor. 2016 yılında ilk öykü kitabı Hiç Aklımda Yokken, ardından biyografik roman Bir Adın Vardı Senin geliyor. Biraz başa dönelim ve sizden dinleyelim. Bu yolculuk nasıl başladı? Kimlerce desteklendi? Yazı öğretmenleriniz (size ilham veren metinler, yazarlar, iyi tavsiyelerde bulunan dostlar) kim oldu?
Edebiyat lise yıllarından beri kalbimde. Tabii ki önce okur olmakla, sonra iyi bir okur olmakla yola çıktım. Bir şeyler yazmayı denemeye hazır hissettiğimde yirmili yaşlarımın yarısını geride bırakmıştım. Onu takip eden “kimselere açılamama” dönemi ve “açılıp da reddedilme” dönemi de var elbette.
Samimiyetle söylüyorum, en büyük destekçilerim işin en başında beni reddedenlerdi. Almadığım yanıtlar, “üzgünüz ama yayımlamıyoruz” diyenler beni sadece kamçıladı. Bunun dışında ailem ve aynı zamanda çok iyi okur olan birkaç dostum hep yanımdaydı ama kitabın basılması için çok sevgili Neslihan Önderoğlu’nun desteğini ayrı bir yere koymam lazım. Onunla tanışmamız, Sarnıç Öykü dergisi için gönderdiğim bir öykümü çok beğenerek bana ulaşması ile oldu. Peşinden dosyamla yakından ilgilendi ve yayınevine referans oldu. Bu vesileyle ona bir kez daha teşekkür etmek isterim.
Alakarga’ya geçtiğimde tanıştığım Cem Kalender ise mentor’um diyeceğim ikinci isim. Yazdıklarımı beğendiğinde kısaca “sen iyi bir yazarsın” der ve beni farklı türleri denemeye, elimdeki projelerde ilerlemeye yüreklendirir. Ona olan saygım ve şükran duygum da büyük.

İlk verimler ile ilk öykü kitabının yayımlanması arasında yedi yıllık bir süre var. Bu süre sizin açınızdan nasıl geçti? Süreçle ilgili ilginç bir hikâyeniz var mı?
Dediğiniz gibi ilk öykünün basılması ile kitabın basılması arasında yedi yıl var. Aslında bu tamamen bilinçli bir tercih. Elimde yeterince “tasdikli” ve içime sinen öykü birikmeden dosya işine girmek istemedim. Bu da tahmin edeceğiniz gibi uzun bir süreç. Dergilerin karşılaştıkları tüm zorluklara rağmen ayakta kalma mücadeleleri mâlum. Genellikle iki ayda bir yayımlanıyorlar ve öykülerinizi okumaları, yayın programına almaları ve sözcüklerinizi basılmış olarak bir dergide görmeniz bazen bir yılı bulan bir süreye yayılıyor. Bir dosyalık öykünün bu şekilde birikmesi benim yedi yılımı aldı. Acele etme lüksüm yoktu, böyle bir kendin beğenmişlik içinde de olamazdım. Aslında hayatımda çok az şeyde bu kadar sabırlı olabildiğimi görürsünüz. Yapı olarak oldukça sabırsız biriyimdir. Zaten basılı olan asansör düğmelerine tekrar tekrar basan insanlar vardır ya, işte ben aslında onlardan biriyim!

 Latife Tekin türler arasındaki farkı anlatırken “Şiir uzaklara bakılarak yazılır, bu hayata ait değildir. Öykü karşı komşunun penceresine bakılarak yazılır, gündelik yaşama aittir. Roman ise önüne bakarak yazılır” diyor. Hiç Aklımda Yokken’in kapağı Tekin’in bu sözlerini doğrular nitelikte. 15 farklı pencere, 15 farklı hayat… Bu konuda neler söylemek istersiniz?


Latife Tekin muhteşem şekilde ifade etmiş, katılmamak mümkün mü? Evet, öykü bu şekilde baktığınızda en pornografik tür, çünkü sürekli “gözetlemeye” dayanıyor. Kendi mahallenizi, başka mahalleleri, sokakta yanınızdan geçen insanların birbirlerinin kulağına gizlice fısıldadıkları sizin öykünüzün konusu olabilir. Buna elbette kendi yaşanmışlıklarımı ve hayal gücümü de katıyorum. Bu malzemelerden biri eksik kalırsa çok sıradan ve lezzetsiz olacak bir yemeği pişirme sürecine de benzetebiliriz öykü yazmayı.

Anlatıcı tercihinizi çoğu öyküde 1. tekil şahıstan yana kullanıyorsunuz. Kahramanlar, içeriden en mahrem yanlarını, olanca çıplaklığıyla anlatıyor. Size gösterdikleri yaralar nedeniyle onlara acımadığınız, sempati duymadığınız çok belli. Tarafsızlığın böylesi nasıl mümkün oldu?
Marifet ve Yeşil dışındaki öyküler dediğiniz gibi birinci tekilden. İnsanın en mahrem düşüncelerini, en saçma taraflarını yine en iyi kendisi bilir. Üçüncü bir şahsın ya da bir Tanrı anlatıcının bile sizi, sizden iyi tanıması mümkün değil. Bu nedenle bu kitaptaki seçkide birinci tekil daha ön planda oldu. Tarafsızlığı fark etmeniz çok hoşuma gitti. Sizin de belirttiğiniz gibi karakterlerime acımıyorum. Bunun iki nedeni var. Birincisi “çocuklarıma” böyle bir acıma ile yaklaşırsam, her tökezlediğinde evladının yanına ağlayarak koşan ve onun kendi başına ayağa kalkmasına fırsat vermeyen bir anneye benzerim ki, öyküde de çocuk yetiştirmedeki aynı hatayı yapmış olurum; karakter gelişemez. Diğer neden ise alttan alta insan denen varlığın günlük yaşamında dert sandığı şeylere gerçekten sempatiyle yaklaşmamam. Bir yerlerde bazı insanların, çocukların, hayvanların ya da doğanın gerçek dertleri var. Diğerleri de- ki bu gruba ben de dahilim- kariyerimizde olanlara, sevgilimizle yaşadıklarımıza ya da trafik sıkışıklığına üzülmekle meşgulüz. Bir an durup düşünürseniz bu zavallı bir hâldir ve acımayı gerçekten de hak etmez.

Öykülerdeki çeşitlilik hoşuma gitti. Bu geniş öykü evreninin kaynağı neresi? Neler sizi besler? Sizin için öykü nerelerden doğar?
Öykü benim için her yerden doğabilir. Günlük yaşantımda girip çıktığım her ortamdan bir öykü fikri ile ayrılabilirim. Ekmek aldığım bakkal, kapıcım, iş yerim, haftasonu kaçamağı için gittiğim küçük tatil beldesi... İstanbul’da yaşayan biri olarak çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Zaten binlerce farklı hayatın göbeğindeyim. Sadece bakmayı ve cımbızla seçmeyi bilmek gerekiyor sanırım.

Salıncak öyküsünde çok tekinsiz, anlatıyı güçlendiren bir atmosfer var. Öyküde atmosfer belli ki sizin için önemli.
Evet, kesinlikle çok önemli. Öyküde atmosfer bazen bir karakter gibi işlev görebiliyor, Salıncak da sizin yakaladığınız gibi atmosferin bu şekilde görev üstlendiği öykülerden biri. Gerçek hayatta nasıl ki içinde bulunduğumuz mekân, ortam, havanın durumu bizim ruh hâlimizi ve yaptıklarımızı etkiliyorsa, öyküde atmosfer de aynı işi yapıyor.


Yeşil dikkatimi çeken öykülerden biri. Kahramanın donukluğunu, yarım bırakma, kaçma eğilimlerini, yolculuğunu, korkularıyla yüzleşmesini, değişimini, kendini keşfetmesini usul usul anlatıyorsunuz. Anlatmaktan korkmayan, öyküyü kısa anlara, kesitlere sıkıştırmayan bir tarzınız var. Buna sadık kalacak mısınız?
Evet, anlatmayı seviyorum. Hâlâ öykünün kuralları içinde kalarak, hikâyeyi daha uzun anlatabiliriz ve ben de dediğiniz gibi bunu yapmayı seviyorum. Her şeyi gösterme derdinde değilim ama bazı metin okurun hayal gücüne daha çok yaslanır. Zaman zaman daha kısa kesitler alsam da, açıkta bağlanmamış fazla ipucu bırakmayı tercih etmiyorum.

Yayımlanan öykü kitabı sayısında artış var. Bununla beraber bu kitaplar ya hiç görülmüyor, duyulmuyor ya da haklarında çıkan yazılar, temel izleklerin sıralandığı, tek tek öykülerin özetlendiği metinlerden ibaret kalıyor. Öykü eleştirisi konusundaki görüşlerinizi öğrenmek isterim.
Öyküyle ilgili karışık duygular içindeyiz. Bir grup diyor ki, günümüzde okurun zaten sabrı ve dikkat süresi sınırlı. Karamazov Kardeşler’i tamamlayabilecek insan sayısı maraton koşanlardan az olabilir. Böyle bakıldığında öykü daha şanslı bir tür. Diğer bir grup da diyor ki, öykü yazılıyor ve basılıyor ama okunmuyor. Yazılan öyküleri yine sadece öykü yazarları okuyor! İki görüşün de doğruluk payı var ancak romana karşı hâlâ geride duran, neredeyse özür dileyen bir tür öykü. Bazı yazarların açıkça söylemeseler bile satır aralarında dedikleri şey:  “Kusura bakmayın bu kadar yazabildim, büyüdüğümde roman yazacağım!” Öyküyü bu bakış açısından çıkardığımızda ve doğru tanıttığımızda, öykü yazarları olarak da daha özgüvenli bir duruş sergilediğimizde sorunun zaman içinde çözüleceğine inanıyorum.

Masada ne var? Neler okuyor ve yazıyorsunuz? Teşekkür ederim.
Masa oldukça dolu aslında, hatta bazen bana fazla dağınık görünüyor. İkinci öykü dosyam üzerinde ve bir de daha uzun bir metin üzerinde çalışıyorum. Aslında uzun öykü olarak yola çıktım, sonra novella haline büründü, bitiş çizgisinde ne olacak ben de bilmiyorum ama Cem Kalender’in iki eli yakamda, bir an önce bitirmem gerekiyor!
Genellikle birden fazla kitabı aynı anda okuyorum. Bugünlerde elimde Ursula Le Guin, Nabokov’unLectures&Literature kitabı ve ikinci kez okuduğum Canetti’ninKörleşme’si var.

* Bu söyleşi 27/2/2018 tarihinde Mevzu Edebiyat'ta yayımlanmıştır. 

4 Haziran 2018 Pazartesi

ŞEFKATLİ ANNE GÜNLÜĞÜ 18


Çocukla Barış, Bodrum BBOM Öğretmen Okulunda tanışan Özenç, Özge ve Gülesra öğretmenlerin orada öğrendikleri, araştırdıkları, derinleşmek istedikleri konuları ve sınıfa taşıdıklarını paylaştıkları dijital bir platform.
Farklı yerlerde, farklı koşullarda çalışan üç öğretmen Sura Hart'ın rehberliğinde çıktıkları yolculuğu "Şefkatli Öğretmenin Günlüğü" köşesinde hafta hafta paylaşıyor. Gündemin ağırlığından kaçmak, umudunu arttırmak, çocuklarla ilişkilerinde fark yaratmak isteyen ebeveynler ve öğretmenler için küçük tavsiyelerle dolu günlükleri, kendi pratiğimize dökebilmek, sürecimizi gözlemlemek için bu şablonu kendi ev hâlimize uygulamak istedim. Adını da Özenç, Özge ve Gülesra öğretmenlerden ilhamla "Şefkatli Anne Günlüğü" koydum.

Sura Hart ne diyor?
Öğrencileri dikkatle dinlemek onların dediklerine değer verdiğimizi ve onları ciddiye aldığımızı gösterir. Dinlemek öğrencilerin anlayış, bağlantı ve güven ihtiyaçlarını karşılar.
Eğer bir sınıfta tek bir değişiklik yapabilecekseniz, daha fazla dinlemek belki de yapabileceğiniz en önemli değişikliktir. Herhangi bir gün, ne kadar konuştuğunuza ve ne kadar dinlediğinize dikkat edin.

Ben ne düşünüyorum?
Daha az dinleyip daha çok konuşan taraf olduğumuzda, tek taraflı bir iletişim kuruyor, çocuğa konuşan ve talimatlar veren taraf oluyoruz. Onları dinlemeye, bizim yetişkin aklımıza tuhaf gelen durumların nedenini sorup duymaya başladığımızda ise kendimizi doyurucu, keyifli, mutlu bir sohbetin içinde buluyoruz. Denizle en keyifli sohbetlerimizi yürürken ve uyku öncesi yatakta yapıyoruz. Onun gözünden dünyayı dinlemek bazen bir yetişkinle sohbet etmekten daha keyifli ve zihin açıcı olabiliyor.

Denizle nasıl paylaşıyorum?
Anlatmaktan çok dinlemeyi seven, yanıt vermekten çok soru soran, lafı fazla uzatanların karşısında gerçekten çok darlanan biri olduğum göz önüne alınırsa Deniz'in "dinlenme" konusunda görece şanslı olduğunu söyleyebilirim. Deniz'in anlattıklarını genellikle merak ediyorum ve ilgiyle dinliyorum. İstisnai durumlar da var elbette. İstisnalar için suçluluk duymadan, fark etmeye ve şu alışkanlığı  ("Deniz şu an sana ilgimi ve dikkatimi veremiyorum çünkü ..." durumu izah et. Somut bir zaman dilimi öner ve buna uy) kazanmaya çalışıyorum. Basit ve etkili bir yöntem. Pratik ettikçe uygulaması kolaylaşıyor.

Deniz'in geri bildirimi ne?
Sınıf ya da katıldığı diğer atölye ortamlarında Deniz'in nasıl olduğunu, davrandığını tam olarak bilmiyorum. Aile içinde, sözünün kesildiği, sıranın ona bir türlü gelemediği durumlara sert tepki verdiğini, duruma itiraz ettiğini, konuşma hakkını elde etmeye çalıştığını görebiliyorum. Birisi çıkıp da ona aile içinde kendini ifade edebilmen için yeterince söz hakkın var mı diye sorsa, muhtemelen cevabı hayır olacaktır. Bu da hâlâ onu tam anlamıyla dinlemeyi beceremediğimizi gösteriyor. (edit: soruyu Deniz'e yönelttim ve onun cevabını öğrendim. Yanılmışım, dinlendiğini düşünüyor.)

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?
Bir okul yılı sona ermek üzere. Başka ebeveynlerle bir araya gelmek, onların okul tecrübelerini, olumlu-olumsuz değerlendirmelerini dinlemek, okulda ya da dışarıda çocuklarına kazanım sağladığını düşündükleri şeyleri duymak, bu bilgiler ışığında kendi değerlendirmemi yapmak istiyorum. Deniz'e okul seçmek bizim için oldukça sıkıntılı bir dönemdi. Sonunda adres beyanına bağlı devlet okuluna kaydını yaptırdığım gün çok kaygılıydım. Birinci dönem boyunca bu kaygılı hâli korudum. Deniz'i izlemeyi, gözlemlemeyi sürdürdüm.  Fikrine değer verdiğim arkadaşlarımla gözlemlerimi, kaygılarımı paylaşmak, sesli düşünmek beni çoğu zaman rahatlattı. Bazen bunları daha sık duymaya ihtiyaç duydum. Ama biliyorum ki, Deniz okulunu, öğretmenini, arkadaşlarını seviyor, aidiyet hissediyor. Bu yüzden bir yılın sonunda herhangi bir değişiklik yapma ihtiyacı yok. Bununla beraber tüm bu arayışlara (şefkatli ebeveyn olmak, duygu farkındalığı kazandırmak, bilinçli farkındalık ve şiddetsiz iletişim araçlarını kullanmayı öğrenmek) da devam etmek istiyorum. Alternatif ya da değil herhangi bir özel okula tonlarca para dökmeden de bu değerleri kazandırmak mümkün. Bir avuç veli bir araya gelse çok şey değişebilir.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum? 
Geçen sene bu zamanlar, Deniz'in Çanakkale'de açılacak BBOM okulunda birinci sınıfa başlayacağını varsayıyorduk. Toplamda yedi ay kooperatifin içinde yer aldık. Maddi yükümlülüklerimizi yerine getirdik. En başından itibaren tereddütlerimiz olmasına rağmen ön kayıt ücreti dahi verdik. Oysa, yerel kooperatifin derneğin belirlediği kriterleri hayata geçiremeyeceği, okulun sürdürülebilir olmadığı ayan beyan ortadaydı. Harcadığımız zamana, emeğe ve paraya üzülsek de, Deniz'e orada okula başlayacağını söylemiş olsak da vazgeçmesini bildik. İyi ki de bildik. Deniz oraya başlamadığı için mutsuz olmadı. Biz ebeveyn olarak kendimizi çok daha yıpratıcı bir süreçten kurtarmış olduk. Canım çok sıkıldı, yalan yok. İçime sindiremedim. Sonra bir gün bazen cevap hakkının insanın yaşam hakkını elinden aldığını fark ettim. İnsan bazen bilir ama hayata geçiremez. Yaralıdır, durmadan konuşmak ister. Oysa en iyi cevap kişinin kendi hayatıdır. Geçen bir yıla baktığımda kendimle çelişmediğimi, ilkelerimden sapmadığımı, kıvırmadığımı görmek beni mutlu ediyor.




31 Mayıs 2018 Perşembe

Here's the plan


YAZ İHTİMALLERİ

Çocuk kitapları okumayı seviyorum. Son zamanlarda, özellikle ilgi duyduğum çocuk kitapları duygular üzerine olanlar. Duyguları tanımak, fark etmek, onları olduğu gibi kabul etmek, düşüncelerimizi ve tepkilerimizi kontrol etmesine izin vermemekle ilgili kitapları ardı sıra okuyorum. Hacmi küçük etkisi büyük kitaplar, bunlar. Son siparişim, Koala Çocuk bünyesinde yayımlanan APA (Amerikan Psikoloji Derneği) onaylı kitaplardan oluşuyor. Seveceğimi, faydalanacağımı düşünüyorum. 
Dün Deniz'in sınıfına kitap okumaya gittim. Seçtiğim kitap Senin Kovan Ne Kadar Dolu idi. Bahçede biraz oyun, duygular ve ihtiyaçlarla ilgili sohbetten sonra lafı kitabın konusuna getirip okuyacak, kitap hakkında sohbet konuşacak, sonra da dağıttığım kâğıtlara gün içinde kovalarını boşaltan ve dolduran olayları, durumları yazmalarını isteyecektim. Ne derler bilirsiniz: hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir. 
Sonuç fiyasko, kazanç küçük bir grupla kitap okuma kulübü fikri. 
Bu yaz çocuklarla belli aralıklarla toplanmayı, onlara okuyacağım kitap hakkında sohbet etmeyi, doğru-yanlış kaygısına düşmeden onlara fikir beyan edebilecekleri, dinlenecekleri bir alan yaratmayı hayal ediyorum. Mevcut öğretim sistemi, düşünmek, irdelemek yerine doğru şıkkı işaretlemeyi ön plana çıkardığından, sınıfta onlara söz hakkı çok düşmediğinden dışarıda bu tip ortamlar yaratmanın önemli olduğuna, velilerin bu konularda işbirliği yapması gerektiğine inanıyorum. Ektik bir hayal tohumu, dilerim tutar, uzun ömürlü olur ve güzel sonuçlar doğurur. 
Rafların arasından şimdi, şu anda rastgele çektiğim ve rastgele açtığım sayfada karşılaştığımdır:
"Biz... yaşam farkındalığımızı yükseltmek için yazarız... Biz yaşamı iki kez tatmak için yazarız, yaşanan anda ve geri dönüp o âna baktığımızda... Biz yaşamımızı aşmak, ötesine ulaşmak... kendimize başkalarıyla konuşmayı öğretmek için yazarız." Anais Nin 
Farkındalığımızı arttırmak için okumak, düşünmek ve yazmak en önemli araçlarımız ve bunlar çocukların eline ne kadar erken tutuşturulursa o kadar iyidir. 
Okullar kapanıyor. Deniz'i uzun bir yaz tatili bekliyor. Sabah erken kalkmamak, ödev yapmamak ona, tüm bu rutinleri sağlamak için harcadığım mesaiye ara vermek de bana iyi gelecek. Çünkü son günlerde kendimi çok yorgun ve isteksiz hissediyorum. Okullar kapanır kapanmaz çıkacağımız tatilde dinleneceğimi ve tazeleneceğimi umuyorum. Yan gelip yatmak, bol kitap okumak (özellikle de çocuk kitapları), dinlenmek... Komşuda soluklanmak bana iyi geliyor. Orada özlediğim Türkiye'yi görüyor ve yaşıyorum. 
Tatil dönüşü dinlenmiş, tazelenmiş, yenilenmiş bir ben'e kavuşmayı, kışın okuduğum kitapları, aldığım notları, düşünceleri sıralamayı, düzenlemeyi mümkünse bir verime çevirmeyi, televizyon ekranlarından ve miting alanlarından yükselen iyimserlik dalgasının kalıcı olmasını, yıllardır yüreklerimize çöken karanlığın dağılmasını ve yeter artık isyanımızın sonlanmasını, parlamenter sisteme geri dönebilmeyi umuyorum ve diliyorum. 

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Teo'nun Tırnak Yeme Kitabı


Parmak emmek, tırnak yemek, sürekli bir kalemin arkasını dişlemek ağız ve diş sağlığını bozan kötü alışkanlıklar arasındadır.
Diş hekimi ziyaretlerinde aileler sıklıkla hekimden çocukla konuşarak bu alışkanlıktan vazgeçmesini sağlamasını talep etmektedir. Diş hekimi bu alışkanlıklara bağlı olarak gelişebilecek sağlık problemleri hakkında bilgi verebilir ancak bu alışkanlığın kırılması için hekimin konuşması yeterli değildir. Bir alışkanlığı kırmak hiç de kolay bir iş değildir. Çocuğu sürekli uyarmak, öğretmen, diş hekimi gibi otorite sayılan bireyler tarafından uyarılmasını sağlamak alışkanlığın kırılması için beklenen faydayı sağlamaz.
Çocuğu bu konuda uyarmayı bırakın. Empatik olun. Çocuğun bu alışkanlığı bırakmak için zamana ve desteğinize ihtiyacı var.  Tüm alışkanlıkların başlangıçta bir ihtiyaçtan doğduğunu (kırılan tırnağınızın ucunu koparmak gibi) hatırlayın. Davranışın altında yatan ihtiyacı belirlemek ve bunu çocukla paylaşmanız işe yarayacaktır. Alışkanlığı kırabilmek için çocukla birlikte hareket edin. İşlevsel bir taktik geliştirin ve bunu birlikte uygulayın. Gösterdiği çaba ve gelişme için onu övmeyi ihmal etmeyin. Alışkanlıkları değiştirmek zaman alır, geriye dönüşler olabilir. Önemli olan sürece devam etmektir. Geriye dönüldüğü anlarda sizin kınayan sözleriniz ya da bakışlarınızla karşılaşmak çocuğunuzun işini kolaylaştırmayacaktır.
Bu konuda ailelere rehber olabilecek bir de çocuk kitabı var.
Teo’nun Tırnak Yeme Kitabı
Kitabın kahramanı Teo, tırnaklarını yediği için etrafındaki tüm yetişkinler tarafından uyarılmakta ancak bu uyarılar işe yaramamaktadır. Teo da bu durumdan hoşnut değildir. Dedesi bu alışkanlığı kırmak için vereceği mücadeleyi bir futbol maçına benzetir. Rakip “tırnaklarını ye” diyen iç sestir. Rakibi yenmek için kullanılan taktikler ise savunma planı, dikkati dağıtma ve daha fazla harekettir. Teo dedesinin verdiği taktikler ve annesinin işbirliğiyle rakibini yener ve maçı kazanır.
Teo serisi, anne babalara çocuk yetiştirirken sık karşılaşabilecekleri çatışmaları, çözüm yollarını göstermeyi hedefliyor. Çocuk ve yetişkin arasında geçen diyaloglar, çocukla etkin konuşmaya güzel örnek teşkil ediyor.
Serinin diğer kitapları: Teo’nun Kaka Kitabı, Teo’nun Gece Korkusu Kitabı, Teo’nun Dalga Geçme Kitabı, Teo’nun Can Sıkıntısı Kitabı, Teo’nun Tablet Kitabı



Kitabın künyesi
Teo’nun Tırnak Yeme Kitabı
Yazan Yağmur Artukmaç ve Psikolog Ceylannur Akgün
Resimleyen Nurbanu Asena
Bilgi Yayınevi Çocuk Kitaplığı