Retro bitiyor. Geçmişe mektuplar serisi de öyle...
Bu seriye başlarken Neslihan 13-29 Haziran tarih aralığına da dikkat çekmişti. Bu tarihler arasında gündemimize gelen, ev, aile, ebeveynlik, duygusal ihtiyaçlar evrenini gözlemlemeyi, özellikle aksayan yerleri fark etmeyi, buraları yeniden ziyaret etmeyi, üzerine düşünmeyi tavsiye etmişti. Burada yaşanan, beni zorlayan, inciten, telafi edilmeyen şeyleri fark ettim ben de. Bol bol üzerine düşündüm. Demlendim. Değerlendirdim. Başkasının hatasını, eksiğini telafi etmeye gücümün yetmediğini anladım. Bunu kendime yük edinmemem gerektiğini... Uzun uzun muhasebe ve de muharebe ettim. Annelik, babalık mevzuları, ev, aile kavramları, iç ve dış dünya dengeleri didik ettim, defalarca düşündüm, o kusurları, zorlanmaları aldım önüme, bir siyah mürekkep gibi damladı önümdeki boş sayfaya. Düşündükçe, orayı besledikçe, haksızlık, adaletsizlik olarak tanımladıkça da baktım yayıyorum o mürekkebi, sayfam kirleniyor, bana hayal ettiklerimi çizecek yer kalmıyor, bir "Dur!" dedim kendime. Buraya yazdığım, yazıp sildiğim, yazmaya yeltenmediğim ama düşünerek mayaladığım her şey ay sonunda toplandı, toparlandı, bir kıvama geldi, biçim aldı. Benimle ilgisi olmayan, çözmeye gücümün yetmediği alanlara dair bakış açımı değiştirdim. İlişkilerin karşılıklı olduğunu hatırladım. Ben kendi kapımın önünü süpürüyorum diye tüm mahalleyi, bu kadar geniş alanı geçtim yan evleri süpürmeye ikna edemeyeceğimi, zorlayamayacağımı anladım. Ama bak doğrusu, güzeli bu diye çırpınmanın yersizliğini kavradım. Her bireyin kendi seçim gücü olduğunu, yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızın da ben'in diğerleriyle ilişkisini biçimlendirdiğini, bu bilginin herkeste mevcut olduğunu, olumlu ya da olumsuz bunun olağan sonuçlarını yaşayacağını, her şeyi telafi edemeyeceğimi söyledim kendi kendime. Her gün, bir daha, bir daha. Çünkü bir şeyi entelektüel olarak dile getirmek, bunun hakkında aklı başında, güzel cümleler kurmak, onu hayatında uygulayabildiğin anlamına gelmiyor. Ezcümle ben bu retroda, bu kendi kendimize mırıldandığımız mektuplarda sıkı sıkı tuttuğum kimi iplerin uçlarını bıraktım gitti.
Kendime yer açmak için, beni yoran ve iyi olma hâlime hizmet etmeyen alanları serbest bırakmak için. Geçmiş ait olduğu yerde güzel. Oradan çıkardığımız derslerle ve yineleyen alanları değiştirdiğimizde daha da güzel. Yok, güzel demek yetmez. O zaman tadından yenmez. Bilgisi, bilgeliği hem bugünü hem geleceği ışıl ışıl parlatır. Yaşam yolculuğu sürüyor.
Yeni yeni yollar çağırıyor her birimizi. Yarın adaya gitmeyi planlıyorum örneğin. Yalnız, araçsız, günübirlik. Koy koy gezmeden, bir kalenin gölgesinde oturmayı, şezlonga göz kırpan rahat sandalyelere kurulmayı, kitap okumayı, sıcaktan ve yazarın dünyasından uzaklaşmak istediğimde egenin serin sularına atlamayı, yüklerimi suya bırakmayı, sırt üstü sere serpe yatmayı ve su beni of pof demeden taşırken gökyüzünü izlemeyi, gözlerimi kapatmayı, o sevdiğim öyküde olduğu gibi mevsim kadar sıcak öpücükleri yüzümde hissetmeyi hayal ediyorum. Öykünün geçtiği adada gezinmeyi, başka kapağın altına başka başka cümleler yazan bir arkadaşımla görüşmeyi hayal ediyorum. Yaratıcılığımın üzerine tümülüsler inşa etmedi hayat, topyekun toprak altına gömmedi. Ben sırt döndüm biraz farkındayım. Başka bir yere kodladım yazmayı. Yazmanın getirdiği yalnızlığı istemiyorum, dedim. Bu cümleyi, bu inancı da azat ediyorum şimdi. Bırakıyorum bana hizmet etmeyen diğer yükler gibi. Yazmayı özlüyorum çünkü. Karakterler yaratmayı, bir cümle, bir cümle derken bir öykünün baş göstermesini, üzerine düşünmeyi, yazdıklarımı biriktirmeyi, büyütmeyi, dizmeyi özlüyorum. Ada vapuruna binmeyi, denizin ortasında yatan bozkıra yaklaşmayı, bir hayale yaklaşır gibi varmayı özlüyorum. Ev romanından sonra bir başka eve varış hikayesini izlemeyi istiyorum, The Odyssey filmini. Lise arkadaşlarım yavaş yavaş eve dönüyor. Buluşmaya ramak kalıyor. Aynı kumsallar bekliyor bizi, aynı kafeler, aynı sofralar. Hem aynıyız hem değiliz. Dönecek bir ev var, burada, çünkü hikaye burada başladı. Çırpınıyor resmi kurumlar Truva'yı hatırlatmak için dünyada Nolan rüzgarı eserken. Benim çırpınmama gerek yok. Biliyorum hikaye burada başladı ve nereye gidersem gideyim döneceğim ev tam da burası.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder