ayın alfabesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayın alfabesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2025 Salı

Mart Alfabesi

Ağzımızın tadı yokken ne anlatacağım geride kalan ayla ilgili. Toplumsal alana yurdun dört bir yanından destek bulan protestolar, hukuka aykırı tutuklamalar, gözaltılar damgasını vurdu, kişisel alana ameliyatım. İkisi de sancılı, ağrılı. 

Bayram, bayram neşesiyle gelmedi pek çok eve. Tuttuk ucundan yine de. Annemle yemek yedik. Bayramlaştık. Ben Bilirim, izledik. 

Can sıkıntısı. Bu ülkede yaşamanın özeti bu. Facebook anıları, hatırlatıyor arada, bilirsiniz. Pek çoğu ülkedeki haksızlıklarla, hukuksuzluklarla ilgili. Bu günlere dair hatırlatacağı bir şey yok, olmayacak. Yazmadım, paylaşmadım. Başım belaya girer korkusu değil. Vurdumduymazlık hiç değil. Sessizliğim yeni değil. Var bir üç, beş yılı. Tam olarak hatırlamıyorum. Nedenini de çok iyi hatırlamıyorum. Belki kutuplaşmadan yorulduğum, yıldığım için. Belki gerçek hayatta sokakta değilken, klavye kahramanlığını ayıp bulduğum için. Belki sosyal medya protestolarının bize sağladığı tatminden kaçmak için. Belki gerçek mağdurlar varken tarafımı gösterme çabasında ayıp, kusurlu bir yan bulduğum için. Kendimi ifade etme, üzülme, tüm bu olanlar karşısında yas tutma hakkımı kendi, kişisel alanımda yaşamak istediğim için. 

Çay demleyeceğim bu yazı biter bitmez. Bayramın son gününde, ağzımıza layık kahvaltıda bize eşlik etsin diye. 

Dayanışma sandığı kuruldu yurdun dört bir yanında. Parti üyesi olmayan bizler de sandık başındaydık, Ekrem Başkan'a destek için. 

Ekrem İmamoğlu, bu ay içinde, diploması iptal edildi, yolsuzluk ve terör suçlamasıyla gözaltına alındı. Ve tutuklandı, yolsuzluk davasından. 

Filiz Akın da vefat etti. Çocukluk, gençlik hatıraları gidiyor birer birer. Yeşilçam'ın en zarif kadınlarından biriydi. Geçmiş Bahar Mimozaları dizisinden anımsıyorum onu. Mehmet Günsur bir ergen oyuncu o günlerde. Biz de öyle. Beğeniyoruz, konuşuyoruz. 

Gerim gerim geriliyoruz. Aklımıza mukayyet olmak şart. 

Halk protestoları. Kendiliğinden gelişti. Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasından sonra. İfade özgürlüğü için, medya sansürü için, otoriter rejime karşı çıkmak için, hukukun üstünlüğünü savunmak için, özgür ve adil seçimler için, seçilmiş siyasetçilerin, mesleğini yapan gazetecilerin serbest bırakılması için. 

Ikınma! Ne çok duydum bu sözü doktorumdan. Ikınma. Bol su iç. Yazıya birkaç yudum su molası. 

İncel Kültürü. Ergenlik (Adolescence) dizisiyle gündeme geldi. Alfa Males dizisinde de yer alıyordu. Oradaki değini çok daha eğlenceli ve komikti. 

Japonya, Çin... Bayram için o taraflara giden bir tanıdığım var. Sosyal medyayı aktif kullanan, gezmeyi çok seven ve değişik yerlere giden. Bir tarafı eskisi gibi videolar, fotoğraflar paylaşmak istiyor belli. Bir yanı linçten korkuyor. Ülkem, güzel ülkem diyor. 

Konca Kuriş, Müslüman, feminist yazar. İslam ve kadın haklarına ilişkin görüşleri nedeniyle akıl almaz işkencelerle öldürülen cesur kadın. Sessizce çıkan bir afla katili serbest, canım gençler içerideyken. 

Leylek Yaren geldi yine, on dördüncü kez. Adem amca ile kavuşması gecikince yüreğimiz ağzımıza gelmedi desek yalan olur. 

Mahir Polat. Kültürel mirasın korunması, müzecilik ve mimarlık tarihi alanında uzman bir isim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü mezunu. İTÜ Mimarlık Tarihi Yüksek Lisans programına kaydolmuş. Yüksek lisansı YTÜ'nden, müzecilik üzerine. İstanbul'daki tarihi ve kültürel değerlerin korunması üzerine sayısız projede çalışmış, katkı sunmuş değerli biri. Ve biz onu tutukluluğuyla, geçirdiği anjiyodan sonra sağlık hizmeti alması gerekirken hapishaneye geri gönderildiği haberleriyle anıyoruz. Ne acı! Ve Maltepe mitingi. Ne güzel, ne umutlu şey, alanları dolduran milyonları görmek.  

Nefes almak kolay değil bu şartlar altında. Ama bir yolunu bulmalı. Her zaman bulmalı. Benimki okumak (bunu sürdürmek daha güç) ve yazmak. Bir de dikkatimi nefesime vererek, sahiden fiziksel olarak nefes almak ve vermek. Ya seninki?

Ordu'da, köyde babamın mezarı. Ne zamandır gidemedim. Sanal Yazıevi'nden tanıdığım, Cem Şen eğitimleri eğitmenlik sürecini sürdüren Özlem Çetinkaya, şöyle yazmış İnstagram hesabında: 

"Mezarlığa gitmeme gerek yok, ben zaten sevgimi, özlemimi sunuyorum olduğum yerden. Çokça duydum, çokça zikrettim bu sözü. Ama bu sabah başka bir şey oldu fark ettiğim: mezarlık sevdiğindeki toprağın toprağa, suyun suya, havanın havaya dönüştüğüne tanıklık eden yer ve çok kıymetli. O şahitlik düşünülerek idrak edilmiyor." Özlem haklı. Hem de çok. 

Özgür Özel. Daha iyi konuşuyor artık meydanlarda. Topluyor, kapsıyor ve koşturuyor. 

Pikaçu! Eylemcilerin arasında koşarkenki videosu ne çok insanı gülümsetti, yok yahu güldürdü, bildiğin. 

Rahatlık, kolaylık, destek ihtiyaçlarımı sağlamakta zorlandığım bir ay oldu. Evde, yanımda kalınsın, iki öğün yemeğim hazırlansın, şefkatli bir ortam sağlansın diye hayal etmiştim. Bunları talep etmenin de bir zorluğu, kırılganlığı var. Mahrum kalmanın yarattığı konforsuz duygular, hayallerime kavuşamamanın yarattığı özlem de fiziksel acı kadar yaralayıcı. 

Saraçhane. Doldu, doldu taştı. 

Şeker ikram ettim, karşı komşumuzun oğluna, fıstıklı badem şekeri. Çok lezzetli dedi, kendinden memnun. Çocukların memnuniyetlerini, memnuniyetsizliklerini doğrudan dile getirmesi yüzümüzü güldürüyor. Yalansız dolansız. Pat diye, dürüstçe. 

Temmuz, bir güzel çocuk. Bilgisayar mühendisi olacak. İsmi "bir oğlum olacak adı temmuz uykusuz korkusuz beter mi beter ben beynimi satarak yaşıyorum o benden proleter bir oğlum olacak adı temmuz  karataşın göbeğinde aşk karataşın göbeğinde barış karataş çatladı çatlayacak bende bitmeyen kavga onda yeniden başlayacak bir oğlum olacak adı temmuz öfkede benden fırtına sevgide deniz" dizelerinden. Bir hekim arkadaşımızın oğlu. Demokratik haklarını kullanmak için gittiği protesto gösterilerinde önce gözaltına alındı. Sonra tutuklandı. Silivri'de şimdi. Babası gösterilerde kırılan gözlüğünü yaptırmış. Veremedi hâlâ. 

Uzak yerlere gitmek istiyorum bazen. Kafa dinlemek. Gerçekten sadece yaşadığım o anla ilgilenmek. Anın tadını çıkarmak. Geçmişin ağırlığından, geleceğin belirsizliğinden kurtulmak, her ikisiyle de dost olmak ama en çok ana odaklanmak. 

Üzüntü. Bu ay bize en çok kalan. Üzüntü ve muz kabuğu. Bu repliği hatırlayan var mı? Pepe'nin balonuyla nereye gitmek isterdiniz? Tam şu anda?

Volkan Konak. Kuzey'in oğlu. Sahnede fenalaşarak vefat etti. Sevenlerinin, ailesinin başı sağ olsun. Duruşuyla sevilen bir sanatçıydı. Giderken kalplerden uğurlanışı da bunu gösterdi. 

Yumurtaları bir arkadaşımdan alıyorum, yıllardır, kendi küçük işletmesinde üretiyor, haftada üç gün dağıtıyor. Yerel üreticiden alışveriş yapmak, az tüketmek, gönüllü sadelik. Boykot öncesi de hayatımdaydı, kalmaya da devam edecek. 

Zeytin, peynir, haşlanmış yumurta, esmer ekmekle yapılan kahvaltılar. Bu ay da başımın tacıydı. Eh vakti geldi. Gidip hazırlamalı. 

28 Şubat 2025 Cuma

Şubat Alfabesi

Antep'e gittim şubat başı. Yediğin içtiğin senin olsun sözünü tersine çeviren şehir. Yediğini, içtiğini çıkarırsan geriye Antep'ten ne kalır?

Başkanlar Konseyi: TDB merkez yürütme kurulu ve ona bağlı odaların başkanları ve genel sekreterlerinin katıldığı iki günlük toplantılara verilen ad bu. Panonun önünde her oda poz veriyor, paylaşıyor. Erkeklerin başları, B harfini kapatınca sosyal medya aşkanlar konseyi hatıralarıyla doldu. Bütün aşkanlar Antep'teydik anlayacağınız. 

Cerenle mektuplaşmaya başladık. Çünkü mektuplar güzeldir. 

Çanakkale'ye bahar geliyor inceden. Günler yavaş yavaş uzadı. Ellerimle diktiğim bahar dalında bir pembe tomurcuk. 

Denizi özledim. Yaz gelse, havalar ısınsa. Karpuz kabuklarıyla beraber düşsek suya. 

Enginarı da özledim. Annem görür görmez alır. 

Fasa Fiso, Teoman'ın hayat albümünden renkli, maceralı sayfalar... Türkiye rock tarihinin gayriresmi anlatısı bazı yanlarıyla. Storytel'de dinledim. Dinlemeye değer, bulursanız okumaya da. 

Gül dikmek istiyorum, kokulu, güzel güller. Hakiki bir bahçeye. Ey evren duy sesimi. 

Halam sosyal medyadaki en soluğunu ensemde hissettiğim takipçim. Beğenisini, yorumunu eksik etmiyor. Seviniyor biz gezdikçe, fotoğraflarımızı gördükçe. 

Ismarlıyorum bazı akşamlar kızıma kafe latte. Yemekten sonra çıkıyoruz kordona. Giriyoruz sakin, ders çalışmaya uygun bir kafeye. O test çözüyor, ben biraz kitap okuyorum. Sonra Truva atına kadar yürüyorum, bazen daha ileriye iskeleye. Onu kafeden alıyorum ve eve dönüyoruz. 

İletişim problemleri var bu aralar kızımla aramda. İpler gerildi aramızda. Bana göre birkaç saatlik bir mevzuydu. Geçti gitti. Ben anneyim neticede uzun sürmüyor kızgınlığım ya da kırgınlığım. 

Jinekoloğa gittim bu ay. Biliyorum yineleme bu konu bir nevi ama j ile başlayan kelime bulmak da öyle kolay değil. 

Kadınlar Günü ile ilgili bir yazı yazdım TDB Dergisi'ne. Kadınlar gününün yalan yanlış tarihçesini yazarak başlamadım söze. Bu yılın teması eylemi hızlandır ile giriş yapıp meslek örgütünde kadın temsil oranlarına baktım. Gördüğümü yorumladım. Buralar boş kalsa da kalem çalışıyordu. 

Le vent nous portera'nın klibini yolladı Ceren. Blogtaki bir yazım, o şarkı ve klibine dair görüntülerle gelmiş onun zihnine. İzledim, bir akrabalık vardı sahiden de aralarında. Spotify'daki beğenilen şarkılar listesine eklendi hemen. 

Miyomum bebek gibi kıvrılmış rahmime, büyüyor da büyüyor. Rahme yerleşen her şey yeterince büyüdüğünde gün ışığına kavuşuyor. İşin doğası bu. 

Nerede olduğunu bilmediğim, bulamadığım anlarda youtube'tan kedi çağırma sesini açıyorum. Kayıtsız kalamıyor, salına konuşa geliyor. Üzgünüm Sani. Kandırıyorum seni arada. 

Osho dinledim bu ay. Uyku öncesi gevşemek, kendi günlük düşüncelerimden sıyrılıp uykuya dalabilmek için meditasyon, kişisel gelişim başlığı altında bir şeyler dinlemek, uykuya geçişimi kolaylaştırıyor. 

Öykü yazmaya alışık elim. Roman yazmayı denemek istiyorum oysa. Çocuk romanları. 

Pelin ve Küçük Dostu Karamel 2. baskıyı yaptı geçen ay. İlk kez bir kitabımın ikinci baskısını görmek mutluluk verici. Üstüne üstlük burada bir okul, ayın kitabı olarak seçti. 150 civarı çocuk, kitapları edinmiş, okumakta. Sonra okur yazar buluşmamız var. 

Roman yazsana dedi telefonun diğer ucundaki ses. İşten erken çıkmış Kampüs Koleji'ne gidiyordum. Kızım bursluluk sınavına girmişti. Biz oltaya gelmesi beklenen (b)alıklardık. Devlet okulundan korkan endişeli modernlerdik. Evladının geleceği için gerekirse ceketini satacak kuşağın çocuklarıydık.  Biz de gerekli fedakarlıkları yapmaya dünden hazırdık. Ve her birimize açıklanan bursluluk dilimi üzerinden erken kayıt indirimleri, bankların sunduğu caaaazip taksit imkânları vardı. Karşımdaki müdire hanımın ağzına motor takılıydı adeta. Bir metinden okur edasıyla hızlı hızlı anlattığı akademik başarı odaklı yaklaşımlarını beş, altı dakika boyunca sessizce dinledikten sonra kusura bakmayın araya gireceğim diyerek böldüm. Kibar olma, dürüst ol. Bu isimde bir kitap var, Şiddetsiz İletişim Kitaplığı'nda. 

Sarımsak kolay bozuluyor. Tane tane ayırıyorum. Buzdolabında sebzeliğe koyuyorum. Eski tip buzdolabı bu kadar uzun süre taze tutmuyordu. O zamanlar bozulmasın diye kabuklarını soyup dondurucuya atıyordum. Bu ara gene sarımsak ayırdım da. 

Şermin Yaşar'ın Dünyanın En Önemli Öğrencisi kitabını dinledim. Eğlenceli, akıcı... Çocukların seveceği cinsten. "Boş yapma Fiko" kaldı en çok aklımda. Verdiği tatlı mesajlar da cabası. 

Telkari bir broşum var. Tavuskuşu şeklinde. Ablam sen tavuskuşunu seviyorsun, dedi. Muayenehanende de var. Benim aklıma tavus kuşu tüyleri geldi. Onun kasttettiği Üsküp'ten aldığım sırma ip telkari tablo. Seviyormuşum meğer, bilmiyordum. Bir öykümde de geçiyor Tavus kuşu, Tavus-u Melek. 

Utanç duygusuyla çalıştık bu ay şiddetsiz iletişim çemberinde. 

Verileri işliyor aklını sevdiğim yapay zeka. Ölçü almanın akıllı hâli. Kamerayla tarıyorsun, hastanın ağzına bakmak yerine bilgisayar ekranına bakıyorsun. Bu bile, başlı başına yeni bir yolak beyin için. Bir tür egzersiz. Hep yaptığın gibi yapmadığın yeni bir şeyi pratiğine eklemek kolay değil. Alıp kullanmayanlar da var. Ama ben kullanıyorum hem de gayet aktif. Verileri işliyor, ağzınızın üç boyutlu halini oluşturuyor diyorum hastaya havalı havalı. Öğürtü refleksi olanlar mutlu, ben mutlu. 

Yazı özledim, kurmaca yazmayı da. En son ne zaman yeni bir öykü yazdım hatırlamıyorum? Bugün yeniaymış. Yeniye yer açma zamanları olsun, bahar da kapıdayken, cemreler birbiri ardına düşerken. 

Zayıflama işi Mehter takımı gibi. Bir ileri, iki geri. Ameliyat olduktan sonra değişir belki bir şeyler. Bu tip kitleler, bir tür durağanlık hâli ne de olsa. Enerjiyi bloke ediyor, eyleme geçmeyi güçleştiriyor belki de, ya da sonuç almayı... 

31 Ocak 2025 Cuma

Ocak Alfabesi

Ayın biri. Yaptım kavanoz. İsmi mutluluk kavanozu. İçinde günün güzellikleri. Kapalı ağzı nicedir. Yalnızca unuttuğumdan.

Bansko. Bulgaristan'ın ünlü bir kayak merkezi. Üç gün geçirdik. Tam Kartaltepe yangının cereyan ettiği günlerde. Buruk bir tat ve salınım... Kişisel mutlulukla toplumsal üzüntü arasında. 

Carl Plesner. Sertifikalı bir şiddetsiz iletişim eğitmeni. Danimarkalı. Ukrayna, Filistin gibi savaştan, şiddetten etkilenenlerle de çalışmış. Uzmanlığı müzakere. Çatışmaları şiddetsiz iletişim yoluyla ele almayı gösteren iki uygulama akşamı yaptık. Zoom ve ardıl çeviri ne güzel nimetlersin. 

Çatışmanın asıl sebebi ne? Karşı tarafın yaptığı mı? Senin o kişinin yaptıkları hakkındaki düşüncelerin mi? Carl'ın eğitiminden kulağıma küpe diye taktığım. 

Diyetteyim. Sabah kahvaltımı kendim hazırlıyorum. Yeşillik, haşlanmış yumurta, bir dilim ekmek, birkaç ceviz, peynir. İki ana, bir ara öğün kapımda. Arada doymadığım, başka şeyler kemirdiğim, kaşıkladığım oluyor. Umarım verebilirim yine de. Yaza kadar yavaş yavaş. 

Ertelediklerim: arabayı servise götürmek ve doktor kontrolleri. 

Fenalıkların ve felaketlerin ülkesi oldu canım yurdum. Nicedir. Utanmak denen bir salgın var. Kolayca seni avcunun içine alan. Yıllar evvel böyle bir ruh hâli içindeyken. Yetmişlerinde bir beyefendi uyardı beni "Hayır! Sakın!.." diye başlayan sözlerle. O gün bugündür başkalarının eylemlerinin sorumluluğunu taşımamaya çalışıyorum. Suçluluğu, pişmanlığı bir pelerin gibi sarmıyorum bildiğim tek yaşamımın üzerine. "Çalsın sazlar, oynasın kızlar" ya da "Bir elinde ayna, bir elinde cımbız, umurunda mı dünya" hali değil bahsettiğim. Anladınız siz. 

Gül lokumu sıkıştırılmış bisküvi aldım Bulgaristan'dan. Kıstırma derler buralarda. Bir küçücük lokma aldım. Nefsimi köreltmek için. O nasıl hoş bir aroma, gülden yükselen.

Hormon testi yaptırma sözüm var(dı) bir arkadaşıma. Kadın ve duyarlı. 

Itriyatçiye gideceğiz, derdi annem küçükken. Kozmetik ihtiyacı olduğunda. Kırmızı oje, sim isteğim hiç karşılanmadı. Flormar 202. İlle de ve tek. 

İkinci Dünya Savaşı'nda geçen filmlere özel bir ilgim var. Tabur'u izlemek oraya da seslenecek. 

Jineokoloğa gidecektim bu ay. Doktorum geçici görevlendirmeyle ilçeye gitmiş. Haberi geldi, dönmüş. Randevu almam gerek. 

Korku ve kaygı. Konforsuz, zorlayıcı duygular.Yanı başına oturduğum hastayla aramda ne çok konforsuz duygu dizili. Bazen duyulmamı engelleyen. 

Lale mevsiminde Hollanda,

Muson yağmurlarına denk gelmeyen bir dönemde Uzakdoğu, Bali, Tayland,

Nepal... Var bir hayalimiz. Zamanım olsa bir ay gitsem oralara dedim kızıma. Cevabı yapıştırdı. "Zaman bulursun emeklilikte ama paran nasıl yetecek?" Emeklilik lüks mü? Bu ay TDB Dergi'nin dosya konusuydu, benim önerimle. Kızımın yorumundan bağımsız ve de önce. 

Orduda bir kadın taburu. Siyahi askerlerden oluşan. Netflix'te yayında. İzleyeceğim. Yakında.

Ördek eti gördüm açık büfede. Tabağıma alırken zihnime üşüştü hatıralar. Galleria yeni açılmış, deniz otobüsüne binmişiz Bostancı'dan. Pekin ördeği ve Çin pilavı yemişiz. Pistte buz pateni yapanlara bakmışız. Bir yarı yıl tatilinde. 

Peynir aldım Bansko'dan üç, beş çeşit ve değişik biralar. Zencefilli, yaban mersinli. Sırayla denenecek.

Reçel yemiyorum birkaç haftadır. Severim oysa şeftali, çilek, portakal... 

Sömestr tatili yaklaşık hep aynı zamanlara denk geliyor. Telefonum her gün hatırlatma yapıyor, nerelere gitmişiz, şehrin içinde yeni neler denemişiz. Uzaklaşmak, yenilenmek, dinlenmek için her zaman uçağa, arabaya binmeye gerek yok.

Şans getirsin diye alırım sokaktan beş kuruş, on kuruş. Tahtaya vururum sonra. Var herkesin bir batıl inancı. Kültür denilen şey biraz da bu değil mi?

Tencere yemeğinin bereketini, şefkatini sevmeyen yoktur herhalde. Ocağın üzerinde. Kapağını açarsın buharlar tüter, kokular salınır mutfağa mis gibi. Senin için bir tencere yemek kaynatan biri varsa sırtın yere gelmez bence. Korunmak, kollanmak, gözetilmek hepimizin ihtiyacı. Yemeğim kapıya gelse de tencere ağır ağır tıkırdıyor yine de. Kızım için. Söylemeye ne hacet.

Uçak bileti aldım. Aktarmalı. İçimde ufaktan stres. Sabahın beşindeki uçağı kaçırmamam gerek. 

ÜTS. Ürün takip sistemi. Yeni baş belamız. Muayenehanedeki cihazları gir tek tek. Canına yandığım sistem kolay da değil üstelik. Bir arkadaşım yardım etti sağ olsun. Girdik birkaç büyük kalem. 

Vizeyi değerlendirmenin güzel yollarından biri. Komşu ülkelere otobüslü turlara katılmak. Ekonomik ve pratik.

Yuan Huan'ın Kulübesi. Bu ay bitirdiğim iki çocuk kitabından sevdiğim. Dili temiz, akıcı. Macerası da mesajı da kıvamında. Kör gözün parmağına değil. Çocuklarca bunca sevilmesine şaşmamak gerek. İşte böyle yazmak istiyorum. 

Zirveden inen kayakçılar gördüm, yüksek yüksek tepelerden yuvarlanmadan, incinmeden. İnmek yükselmekten daha zor belki. Zarifçe inmenin yolunu bilmeli insan. Tepede sonsuza kadar kalmak diye bir şey yok zira.