pazartesi
"Ben nasıl biriyim?"
Yanıtı ne zor soru. Bunu sorduğumuzda kimliklerimizi sayıyoruz yani toplumun bize yapıştırdığı etiketleri. Bir de kendi ve/ya başkalarının zihinlerinde ürettiği, düşüncelerle, yargılarla, önyargılarla yarattığı alıp kendimize taktığımız etiketleri sayıyoruz. Genellemeler yaparak kendimizi tanımlıyoruz. Bu genellemelerin hepsi kaynağını geçmişten alıyor. Hah, geldim yine geçmişe ve bağlandım temamıza.
Haftanın ilk iş gününü bitirdim sayılır. Randevulu ve beklediğim hastalar bitti. Veriler kaydedildi. Randevulu çalışıyorum ama tekkeyi bekleyen çorbayı içer hesabı, işim bitse de mesai saatleri içinde iş yerimde bulunmaya özen gösteriyorum. Nadiren, yorgunsam, azıcık hovardalık yapmak istediysem ya da şahsi bir işimi hazır işim erken bitmişken halletmek istiyorsam çıkıyorum. Dinlenmek, sosyalleşmek ya da her ne ise o ihtiyacımı gideriyorum. Çünkü ben işimi layığıyla yapmaya çalışan sorumlu birisiyim.
Sorumluluk sahibi olmak güzel bir etiket. Bazen sahiden de yük. İşimi yürütmek için gösterdiğim özen, ayırdığım saatlerden bahsetmiyorum artık. Farkındasınızdır. Onu yazının içine atlamak için kullandım. Bir cümle yazdım. Şu an içinde bulunduğum gerçeklikten yola çıkarak. Bir yumak çektim, ipin ucu elimde kaldı. Buradan açacağım sözü. Yazı masasına otururken aklımda en ufak fikir yoktu oysa. Daha önce de defalarca başıma geldiği gibi bir cümleyle başladım. Bir cümle, bir cümle daha yazdım ve buradayım. Bu kez, arkasından yürüyebileceğim bir yere vardı, ipin ucu. Değiyor satırları ilerletmeye. O zaman soralım yeniden.
"Ben nasıl biriyim?"
Ben arada sırada ne yazacağını bilmeden masanın başına oturabilen, sonra da zihninin gerisinden gelenlere şaşırabilen biriyim.
çarşamba
Eteğimde boşaltacak çok taş var bununla beraber burayı bir ağlama duvarına çevirmek, onları boca etmek de istemiyorum. Neyi konuşursak, neye bakarsak gerçeğimiz o oluyor ya, sıkıntılardan bir kafes örüp etrafıma, demir parmaklıklar gibi önümü kesmesini istemiyorum sanırım. Çok değil dört beş ay önce olmasını umduğum bir mevzu vardı, gerçekleşmesini istediğim bir murat. Düşünüyor ve bol bol konuşuyordum. Ancak hayaller bazen başkalarıyla ilişkili olunca, bizim ne kadar istediğimizin bir önemi kalmıyor. Bu yetersiz kalıyor. Baktım olmayacak, dedim ben konunun altını kısayım. Daha az düşüneyim, daha az konuşayım, buraya verdiğim yakıtı keseyim. İlk başlarda zorladı beni. Sahiden zorladı. Aklım hep oraya gitti. Emek vermeyi sürdürmek istedim. Her defasında kendime gerçekliği hatırlatmam gerekti. Baktım oraya çok düşüyorum, kalkıp başka başka işlerle meşgul oldum. İlgimi, dikkatimi çekince sönümlenmeye başladı. Şimdi bakıyorum eskisi gibi rahatsız değilim bu durumdan. Geçti, gitti diyebiliyorum. İşte bu hesap, geçmişle ilgili olarak içimdeki kırgınlıkları sıralamayacağım. Düşüncelerimi etrafıma parmaklık gibi dizmeyeceğim, sık ve boğucu.
E ne yapacağım? Bilmiyorum. İki hasta arası boşluk vardı. Açtım ve yazmaya başladım. Pazartesi bıraktığım yerdeyim, anlayacağınız. Ben arada sırada ne yazacağını bilmeden masanın başına oturabilen, sonra da zihninin gerisinden gelenlere şaşırabilen biriyim. Buradan nereye gideceğimi bilmiyorum. Olumsuz anılar yerine olumluları çağırıyorsam, bunlardan biri koşuya başlamak olabilir.
Macron gibi rahat, halkı selamlayarak, el sallayarak koşamıyorum ama koşmayı seviyorum. Yavaş tempo 4-5 km bandında rahatlıkla koşuyorum. Yazmadan yazamazsın veya yazarsan yazarsın dedikleri gibi koşmadan koşamazsın veya koşarsan koşarsın. Koşmak, bana galiba içimdeki gücü hatırlattı. Başarma tatminini! Bir şeyi sıfırdan alıp ilerletmek, yapabildiğini görmek hepimize iyi geliyor. Koşu bana göre bunu hızlı deneyimleyebileceğin bir alan. Tek başına yapabiliyorsun. İstediğin zaman çıkıp kulaklığını takıp ya da nefesini izleyerek başlıyorsun. Ve kendini geçmeye çalışıyorsun. İki dakika koşuyla başlayıp 45 dakika kesintisiz koşmanın verdiği tatmin, acayip bir his benim için. Eskiden bilmediğim, şimdi gönendiğim.
Koşu 2026'da hayatıma girdi. 49 yaşımda. Giderek güçleniyorum. Süreyi ve mesafeyi arttırmayı hedefliyorum. Çok deliler gibi hırs yapmıyorum, yavaş yavaş ama sürekli. Bu yeni hobimi de layığıyla kutlamak için Ayvalık Yarı Maratonu'na kayıt oldum. 49 yaşımın son gününde bir kez daha 5K koşacağım. Hedefim Bozcaada'daki performansımın üstüne çıkmak. Yeni yaşımı başarmanın hevesiyle, neşesiyle karşılamak. Bugünden geçmişe, geçmişten geleceğe zıplayan bir yazı oldu. Dilerim sizi güzel bir anınızda yakalar ve bu yıl hayatınıza kattığınız, size zevk veren yeni bir uğraşınız üzerine düşündürür. Veya eskiden yaptığınız ama ara verdiğiniz, özlediğiniz bir eyleme başlama hevesi verir. Önemli olan o ilk adımı atmak, biliyorsunuz. Lao Tzu haklı çünkü:
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile tek bir adımla başlar."
























