15 Ocak 2026 Perşembe

Bir kez tanışmak yetmez

Kar eteğini sürüyerek çekilince sıcaklık 0 dereceden 10 derecelere yükseldi. Kış içinde adeta bir bahar havası, neşesi, iyimserliği... 
Sabah kızımı okula bıraktım. Arabayı park ettim. İstikamet kordon! 


Parçalı bulutlu gökyüzünün denize yansıması şahane. Nefis bir yamalı bohça görüntüsü çıkıyor ortaya. Deniz çarşaf gibi olduğunda, sakin ve kıpırtısız, içini de cömertçe açıyor. O berrak suya yansıyan gökyüzü, gri, mavi geçişler, suyun içinde salınan martılar, karabataklar... Öylece yürüyüp geçemiyorsun yanından. Duruyor, büyüleniyor ve kaydetmek istiyorsun. Gözün gördüğü, kameranın kaydettiğinden her zaman daha büyüleyici. 

Yürürken asistanım ilk hastanın randevusunu iptal ettiğini haber verdi. Dışarıda kahvaltı yapmakla yapmamak arasında tereddütte kaldım. Karbonhidrat yerine bol yumurtalı bir omlet yemeyi tercih ettim. İş yerine geldim. Kendime üç yumurtadan omlet yaptım. Çayımı, kahvemi içtim. Günlük mesajlar, telefon görüşmelerini yaptım. Sabahım sakin başladı. 

Bu aralar ana temam, bu zaten. Acele etmemek, beklentisizlik... Bu haftaki psikolog seansında buralarla ilgili kendime dair önemli şeyler fark ettim. Çoğumuzun zihni dualiteyle çalışıyor. Bunda şaşırtıcı bir yan olmasa gerek. İyi-kötü, doğru-yanlış, haklı-haksız... Yaşadığımız şeylerin içinden veriler topluyor, hayatı kolaylaştırmak için tasnif ediyoruz, kararlar alıyoruz. Benim zihnim çok çalışıyor, çok düşünce üretiyor, bu kadar düşüncenin içinde her zaman olanı olduğu gibi görmek mümkün değil. Daha doğrusu olana, bir yorum, tahmin yazmamak mümkün değil. Ben de yazıyorum haliyle, işim bu yazmak. Şöyle bir yazma hali daha çok: Olayları hızlı bir şekilde tasnif etme, etiketleme eğilimi... Şu şu oldu, o böyle yaptılarla bir düşünme prosesi başlatıyorum ve hop bir karara varıyorum. Hemen yeni bir strateji geliştiriyorum ve geri çekiliyorum. Kendimi korumanın, kırılmayı engellemenin bir yolu olmuş sanırım bu. O kadar uzun zamandır yapıyorum ki, yaptığımın farkında dahi değilim. Asıl mesele bilmeme hâline katlanamıyorum, kendimi engelliyorum. Seanstan çıkınca yaşayıp görmeye iznim olmalı dedim kendi kendime. Belirsizlikle dost olmaya niyet ettim. Her şeyin bir zamanı olduğunu, bu zamanın ne kadar olduğunu benim belirleyemeyeceğimi fark ettim. Bunları entelektüel bir yerden, okuduklarından, duyduklarından süzerek dile getirmekle anlamak arasında çok fark var. Beklentisizce, kontrol etmeye çalışmadan yaşamak, yaşam hediyelerini sunacağı zaman korkusuzca kabul edecek kalp açıklığına sahip olmak. Sanırım kendimle çalışmanın ardında yatan ana motivasyon buraya varmak. Kendini bilmek uzun bir yol. Ben kendime taktığım etiketleri fark ediyorum mesela. Bana hizmet etmeyen, ayağıma çelme takan, beni engelleyen sözler. Ben böyle bir kadın değilim, ben böyle bir anne değilim. Psikoloğum da soruyor: Siz nasıl bir kadınsınız? Siz nasıl bir annesiniz? Bunların tek, sabit cevabı yok. Kendimle yeniden tanışıyorum. Zira eski tanışıklığımızın üstünden çok zaman geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Alıntılamayı çok sevdiğim bir Sezai Sarıoğlu kavramı. Bir kez tanışmak yetmez diyor Sarıoğlu, eski arkadaşlıklarımız üzerinden bugünün hakikatini kuramayacağımızı. 
Konu ilginizi çektiyse buraya bakıverin.

13 Ocak 2026 Salı

Günün Postası

Öğle tatilindeyim. Sabah kahvaltı yaptım. Aç değilim.  Önümde yazmak için yeterince zaman var. Buraya bir şeyler eklemek, tarihe not düşmek hevesindeyim. Nereden başlayacağımı bilmiyorum, ne hakkında yazacağımı da... 

Ne konuşacağını bilmeyen tüm insanlar gibi laf çeviriyorum şu an, sahada top çeviren bir oyuncu gibi. Ya da sadece eklemlerimi ısıtıyorum, antrenmana başlayan bir sporcu gibi. Bir kelime, bir kelime daha... Birbirine ülenince, bir kar küresi gibi büyüyünce anlamlı bir şeyler çıkmaya başlıyor çünkü biliyorum. 

Kendime yatırım yaptığım bir dönemdeyim, kendimle çalıştığım, birikmiş yasları yaşadığım ve saldığım... Tam zamanı belki de. Zemheri kış var dışarıda. Geceler uzun, soğuk. Kar yağıyor başka memleketlere. Buraya sadece atıştırdı. Tutmaktan uzak. Bitkiler yapraklarını döktü. Doğa uykuda. Bahara hazırlanmak için güç topluyor. Ben de kırıldığım yerlerden yeniden serpilmek için güç topluyorum. 

Kendimle yeniden tanışıyorum. Kendimle ilgili ne çok etiketim varmış onları fark ediyorum. Sahi ben gerçekten öyle biri miyim? Ben kimim? Sorulara yanıt arıyorum. Limitlerimi anlamaya çalışıyorum. Yapmak istediklerim, cüret ettiklerim, edemediklerim... Nerede durmalıyım, nerede devam etmeliyim? Hepsi teker teker düşüyor önüme. Çok isteyip girmediğim o yola bakıyorum sonra. Biliyorum zamanı değil. Stratejiye tutunma. İhtiyaçlarını fark et diyorum. Kendimi yatıştırmak, avunmak ve sabretmek için dikkatimi, ilgimi ihtiyaçlarımı fark etmeye getiriyorum. 

Sık sık yürüyorum. Bu sabah da yürüdüm. Yürürken zihnim sık sık hayal alemine kaçtı. Fark ettikçe şu an hayal kuruyorsun, burada değilsin diye diye kendimi şimdiye getirdim. Martıları, karabatakları izledim, martıları besleyen bir balıkçıyı. Adımlarımı fark ettim. Ayak tabanımın yaylanmasını, bacaklarımın arkasının gerilmesini. Elimden geldiğince mindful bir şekilde tamamladım yürüyüşümü. Telefonu alıp mesaj atmaya yeltenmedim. Zihnim şahane bahaneler çıkarıyor karşıma oysa. Ama unutmadım aklımda. Bile bile lades yok! Bu hafta sonu Çanakkale'de Başkanlar Konseyi var. Dört gözle bekliyorum. Yoğunluk, kalabalık, dışarıdan gelen hekim arkadaşlar... Kafam dağılacak ve kararıma sadık kalabileceğim. İnsanın kendine sadık kalması iyi bir şey. Sadık kalamadığım kimseleri düşünüyorum son zamanlarda, aldattıklarımı, elini sessizce bıraktıklarımı, yolumu ayırdıklarımı, hikâyemde yeri olduğu halde anmadıklarımı... Kimiyle yıllar sonra bağlantı kurmanın, kendimi ifade etmenin, çemberi kapatmanın bir yolunu buldum. Bu çok huzurlu bir şey. Yüz yüze ya da söz söze kurulamayanlar, fiziki olarak alıcısına ulaşmayacak mektuplarda birikiyor. Bu ara çok mektup yazdım. Çok uzun mektuplar. Pek çok kişiye. Eklesem uç uca, iki ince öykü kitabı çıkar, o hacimde mektuplar... Birikmiş tortular, utançlar, pişmanlıklar, hayaller, istekler, gerçekler... Hepsi bir bir çıkıyor ama gözyaşları yine de nadiren akıyor. Aksın istiyorum. Kovamın yeniden dolması için kimi konularda önce o ağırlıkların, boğazdaki yumruların, kalpteki taşlaşmaların açılması gerek... Benim salınmam bol bol, hafiflemem, açılmam, incinmem gerek. 

Dışarıda kış var. Yeni yılla beraber ektim kimi iyi niyet tohumlarını. Hangileri tutacak baharda göreceğim. Cevabının zamanda saklı olduğu sorularla darlamayacağım kendimi. Her şeye iyi gelen zamana bırakacağım kendimi, takvim tutmazlıklarından uzak kalacağım ümidiyle. 

Dışarıda kış sert, içeride olması gerektiği gibi. Yavaşladım. Kendime döndüm. Dürtüsel davranmamak için stratejiler belirledim. Şöyle hissettiğimde elini tutabilir miyim dediğim dostlarım var. Hemen her gün halimden haber veriyorum. Dün birine yazdım. Saatler sonra yanıtladı. Dedi ki: o kadar net ifade ediyorsun ki, ihtiyacını, duygunu, yasını ve kendine takdirini, ben buraya verecek empati bulamıyorum, sessiz empatide kalmayı tercih ettim ama bunu yazmakta geç kaldım. Geç kalmadı aslında. Anlaşmamız şuydu çünkü ben ihtiyaç duydukça elimi uzatacaktım. Yazarak zihnimi yatıştıracaktım, eylemi ona yöneltecektim. Onun tanıklığından destek alacaktım. Öyle de yaptım. Bugün de sizi tanık tuttum kendime. Çünkü boşluğuna temas ettiğimde acıyan yerlerim var. Oraları hızla doldurmak mümkün değil. Damla damla akıyor. Ben istiyorum ki damla damla akmasın, gürül gürül gelsin dolsun kovam. Dışarıda zemheri kış var. Kaynaklar o kadar bol değil ama olacak. Dün arkadaşıma da dediğim gibi, bahar gelecek. Kuru dallarımıza can verecek. Eh şimdi finale bir kapanış şarkısı alabilirim. 




9 Ocak 2026 Cuma

Yılın ilk hedefi

Yeni yıla heyecanlanmamızın en önemli sebebi, bizi durma halinden olma hâline çevirme potansiyeli taşıması bence. 
Düşünerek, planlayarak, tasarlayarak, oturarak, doğru anın gelmesini bekleyerek eylemsiz kaldığımız, aynısını muhafaza ettiğimiz o hâlleri düşünün. Silkelenmek, durumdan sıyrılmak için bir yakıta ihtiyaç duyduğumuz zamanları, hevesle ilk adımı atmayı düşlediğimiz anları... 
Ne diyor Lao Tzu: Binlerce kilometrelik yolculuk bile tek bir adımla başlar. Kulak kabartmalı binlerce yılı aşıp gelmiş ve ses veren bilgeye. 
Her şey İnstagram'da bir arkadaşımın bundan birkaç ay önce koştuğu mesafeleri paylaşmasıyla başladı. Bir de baktım Bremen'de (yaşadığı şehir) ilk halk koşusuna katılmış. 6 km koşmuş ve gururla paylaşıyor madalyasını. Gözlerinin içi gülüyor. Tanıyorum ben bu hissi. Bu eforik hâli. 
Yıllar, yıllar evvel, on dört yaşımdayken yüzerek Çanakkale boğazını geçtim ben. Bir daha böyle bir performans da göstermedim. Annem imzalamıştı yarışa katılmam için izin belgesini. Son gün başladı yan çizmeye. Evden kaçtım yarış günü. Yanımda mayom, bonem, gözlüğüm ve +18 ablam. Merkezden tekneye bindik. Karşıya geçtik. Şansıma yanımda bizi çalıştıran antrenör. Yolda benimle konuştu. Rahatlattı. Eceabat'ta yerimizi aldık. Biz, Çanakkale'nin ergenleri, gençlik spor il müdürlüğüne bağlı yüzme okulunun öğrencileri, bir elin parmakları kadarız. Arkadan girin suya, uzaklaşsın profesyoneller dediler. Suya atladık. Tekneler açıkta. Bana eşlik edecek, rotayı gösterecek tekneye doğru yüzmeye başladım ama heyecandan nefes alamıyorum. Korkudan öleyazıyorum. Tekneye yaklaştım ama inanılmaz bir panik. Alın beni, yapamayacağım diye seslendim. Nuri abi, telkine devam etti. Tuğba nefes al, nefes ver. Dinledim onu. Nefes aldım, verdim, her nefes verdiğimde baktım tekneye, güvendeyim, dedim, devam ettim, heyecanım yatıştı, soluklarım düzene girdi. Ve bir ritim tutturdum nihayetinde. Bir ara baktım gözlük dandik, su alıyor. Çıkarıp fırlattım onlara. Gerisi hayatımın en harikulade dakikaları... 
Sahip olduğumuz medeniyetin araçlarından sıyrıldığımızda, doğayla gerçekten baş başa kaldığımızda, yalnızca bedenimizle var olduğumuzda çok acayip bir şey gerçekleşiyor. Şu evrende gerçekten küçücük olduğumuzu, onun bir parçası olduğumuzu idrak ediyoruz. Ego, korkular, düşünceler, varsayımlar, hedefler, planlar, bizi şu anda, şimdi burada olmaktan alıkoyan ne varsa hepsi buharlaşıp gidiyor. Ben o gün kendimi inanılmaz özgür ve mutlu hissettim. Kulaç attım, yüzlerce, binlerce... Manzaram değişti, suyun rengi değişti, ilerledim. Bir de baktım, 18 Mart 1915 yazısı görünüyor. Aferin sana dedim. Gururlandım. Yarıladın yolu. Bundan sonra alacaksın akıntıyı arkana. İşin daha kolay. Orada iş biraz karıştı sevgili okur. Akıntıyı iyi hesap edememiş teknedeki abiler, akıntı beni bitiş noktasının ilerisine attı. Oradan geri döndüm. İskeleye vardım. Ucunda bir tekne bağlı. Teknenin yanından yüzüp diğer tarafa geçsem alacağım madalyayı. Yaş grubumda üç kişiyiz zaten. Ben kulaç attım, deniz beni itti, aşamadım o bir arpa boyluk yolu. Biri fark etti, dal iskelenin altından yüz, dedi. Ona da ben cesaret edemedim her nedense. Yolun kendisi içok güzeldi zaten. O ara babamı gördüm iskelede. Kızım bitirdin sen, yorma kendini dedi. Babalar, öyle fazla yüz göz olmaz, ama duymak istediğin, duymaya ihtiyaç duyduğun şeyleri söylerler bazen. 
Ben babamı iskelede gördüm o gün, yarışın bittiği yerde ama öncesi de var. Evde bıraktığım annem, babam yoldan gelir gelmez, şehir dışınaydı, o gün dönüyordu, onu almış, Tuğba yarışa katılmaya gitti demiş ve beni vazgeçirmek için yola çıkarmış. Bir tekneye atlamışlar ve onlarca tekne ve yüzücü arasında beni aramaya başlamışlar. Bulmuşlar da sonunda, refakatçi teknedeki ablam ve sarı mayom sayesinde çok da zor olmamıştır. Annem gerçekten çıkarmaya da çalışmış, bağırmış falan. Teknedekiler bırakın, ne güzel yüzüyor çocuk, yolu da yarılamış zaten demişler de, sarmamış daha fazla. Kıssadan hisse: Babam ve Oğlum filmindeki gibi. Bir çocuk yola koyulduysa, yolu anlamlıysa ve inanmışsa, döndüremezsin oradan ama yorgunsa yolun sonunda, azıcık uzağında madalyanın ama tükenmiş, kızım bitirdin sen de madalyadır aslında. 
Bunları hatırladım arkadaşımın fotoğrafına bakınca. İçimde bu anının, hislerimin ne kadar canlı olduğunu fark ettim. Yeniden deneyimlemeyi düşledim. Heveslendim. Hemen yazıştık. Ona da anlattım. Birlikte 26 Nisan'da Çanakkale'de düzenlenecek TroyaRun'a katılmaya karar verdik. Katılım için başvurduk. Sıra geldi benim koşmaya başlamama. Arkadaşım Bestoss (Beste Önal) ile başlamış koşmaya. Onun online koşu 101 eğitimiyle 5 km koşmanın mümkün olduğunu söylüyor. Biz şimde Truva atından başlayarak konuşa konuşa koşma hayali kuruyoruz. 6 km 90 dk. Yürür koşar bir tempoda biter diye tahmin ediyorum. En önemlisi otobüse, vapura yetişmek haricinde koşmayan ben'i güvenle, sakatlanmadan, kendimi incitmeden yavaş yavaş günlük 4 km civarı yürüyüşten önce 5 km yürümeye, sonra aralara jogging katmaya, yavaş yavaş hızlı yürüyüş temposuna taşımak. Gerisi gelir bir şekilde. 

6 Ocak 2026 Salı

Bir Yakınlaşma Meselesi

Bir arkadaşımın önerisi üzerine Bir Aile Meselesi'ni dinlemeye başlamıştım. Pazar günü başlayan ve beni dayak yemiş gibi hissettiren soğuk algınlığı nedeniyle modum, enerjik, yaşam sevincim düşünce birkaç bölüm daha dinleyeyim dedim. Dinlediğim bölümlerden birinin adı: Sorularla Yakınlık idi. Arthur Aron ve çalışma arkadaşlarının hazırladığı 36 soru, birbirini daha yakından tanımaya dair vaatler içeriyor. İşte buna inanıyorum. Çünkü ister arkadaşlık, ister sevgililik, ister ebeveynlik her ilişki bir niyet meselesi. Zaman, emek, sabır, dinleme hevesi meselesi. Bölümü dinledim. İnternetten soruları da buldum. Teşekkürler Evrim Ağacı. Soruları türkçeleştirmiş. Sizinle de paylaşıyorum. Alın ve geliştirmek istediğiniz ilişkilerde kullanın. Araştırmayla ilgili daha ayrıntılı yazı için buraya

Soru Seti 1:

  1. Eğer ki Dünya'da var olmuş herhangi bir insanı akşam yemeğine davet edebilecek olsaydın, bu kim olurdu?
  2. Ünlü olmak ister miydin? Ne tür bir ünlü olmak isterdin?
  3. Bir telefon görüşmesi yapmadan önce, neler söyleyeceğin üzerinde prova yapar mısın? Neden?
  4. Senin için "kusursuz/harika" bir gün nasıl geçmelidir?
  5. En son kendi kendine ne zaman şarkı söyledin? Peki ya bir başkasına en son ne zaman şarkı söyledin?
  6. Eğer ki 90 yaşına kadar yaşayabilecek olsaydın ve hayatının son 60 yılında, ya 30 yaşındaki zihnini, ya 30 yaşındaki vücudunu seçmen gerekseydi, hangisini isterdin?
  7. Nasıl öleceğine dair bir tahminin var mı?
  8. Sen ve partnerin arasında ortak olan 3 özelliği say.
  9. Hayatında en çok minnettar olduğun şey nedir?
  10. Eğer ki çocukluğundaki yetiştirilme biçiminde değiştirebileceğin tek 1 şey olsaydı, bu ne olurdu?
  11. 4 dakikayı dolduracak şekilde, hayat hikayeni olabildiğince detaylı bir şekilde anlat.
  12. Eğer ki yarın yeni bir özellik ya da yetenek kazanmış şekilde uyanabilecek olsaydın, bu ne olurdu?

Soru Seti 2:

  1. Eğer ki kristal bir top seninle, yaşamınla, geleceğinle ya da herhangi bir diğer konu hakkında sana tek 1 gerçeği söyleyebilecek olsaydı, neyi bilmek isterdin?
  2. Uzun bir süredir yapmanın hayalini kurduğun herhangi bir şey var mı? Neden bugüne kadar yapmadın?
  3. Hayatındaki en büyük başarı nedir?
  4. Arkadaşlıkta en değer verdiğin şey nedir?
  5. Geçmişinde en değer verdiğin anın nedir?
  6. En kötü anın nedir?
  7. Eğer ki 1 yıl içerisinde aniden öleceğini bilseydin, şu anki yaşama biçiminde herhangi bir şeyi değiştirir miydin? Neden?
  8. Arkadaşlık senin için ne ifade ediyor?
  9. Aşk ve şefkat hayatında nasıl bir role sahip?
  10. Diyelim ki karşılıklı paylaşım senin partnerinde pozitif olarak değerlendirdiğin bir özellik. Partnerinle hangi 5 şeyi paylaşırdın?
  11. Ailen birbirine ne kadar yakın ve sıcaktır? Çocukluğunun diğer birçok insandan daha mutlu geçtiğini düşünüyor musun?
  12. Annenle ilişkin hakkında ne düşünüyorsun?

Soru Seti 3:

  1. Birbirinize 3 adet "biz" veya "ikimiz" cümlesi kurun. Cümlelerin gerçeği yansıtması gerektiğini unutmayın. Örneğin: "İkimiz de bu oda içerisindeyken şunu hissediyoruz:..."
  2. Bu cümleyi tamamlayın: "Şunu paylaşacağım biri olsun isterdim: ..."
  3. Eğer ki partnerinizle yakın bir arkadaş olacaksanız, lütfen onun bilmesi gerektiğini düşündüğünüz bir şeyi söyleyin.
  4. Partnerinize, onda sevdiğiniz hangi özelliğin olduğunu söyleyin. Bu sefer aşırı dürüst olun. Gerçekte sevmediğiniz veya henüz yeni tanıştığınız birine söylemeyeceğiniz şeyleri sevdiğinizi söylemekten kaçının.
  5. Partnerinize, hayatınızda utanç duyduğunuz bir anınızı anlatın.
  6. Diğer bir insan önünde en son ne zaman ağladınız? Kendi kendinize en son ne zaman ağladınız?
  7. Partnerinize, onda çoktan sevdiğiniz hangi özelliğin olduğunu söyleyin.
  8. Hangi konu, hakkında şaka yapılamayacak kadar ciddidir (eğer böyle bir konu varsa)? 
  9. Bu akşam, hiç kimseyle irtibata geçemeden ölecek olsaydınız, birine söylemediğiniz için pişmanlık olacağını şey nedir? Bu şeyi neden o kişiye çoktan söylemediniz?
  10. Eviniz, içinde sahip olduğunuz her şeyle birlikte yanıyor! Sevdiğiniz kişileri ve hayvanları (ve diğer canlıları) kurtardıktan sonra, sadece 1 objeyi kurtarabilecek kadar vaktiniz olduğunu fark ediyorsunuz. Neyi kurtarırdınız? Neden?
  11. Ailenizdeki tüm kişiler arasında, kimin ölümünün fikri size en rahatsızlık verici geliyor? Neden?
  12. Kişisel bir sorununuzdan bahsedin ve partnerinizin bu sorunla nasıl başa çıkacağıyla ilgili tavsiyelerde bulunmasını isteyin. Ayrıca partnerinizden, bu sorunu halletmeye çalışırken dışarıya neler yansıttığınızı (dışarıya nasıl göründüğünüzü) anlatmasını isteyin.