Britanya İmparatorluğu’na ait iki
dominyon olan Avustralya ve Yeni Zelanda, İngiltere’nin savaşa girmesiyle 1.
Dünya Savaşı’na dâhil oldu. Orduya katılan askerler çoğunlukla gönüllüydü. Kimi
Kraliçe’ye bağlılıklarını göstermek, imparatorluğun savunmasında yer almak
istiyordu; kimi uzak diyarlara gitmek, tarihi bir olayın parçası olmak; kimiyse
düzenli bir maaş ve gelecek vaadinin peşindeydi. Avustralya ve Yeni Zelanda’dan gelen
birlikler (Australian and New Zealan Army Corps) ANZAC adı altında birleştirildi.
Mısır’da eğitim gören bu kolordu Gelibolu’ya çıkarma yapan Akdeniz Sefer
Kuvvetleri’nin önemli bir parçasıydı.
25 Nisan 1915 tarihinde başlayan
çıkarmanın amacı, Gelibolu Yarımadası’nda kritik noktaları ele geçirerek itilaf
devletlerinin gemilerle Çanakkale Boğazı’nı aşmasını sağlamak ve İstanbul’u
düşürmekti. Ancak kolordu, şiddetli bir Türk direnişiyle karşılaştı. Harekât
planlandığı gibi ilerlemedi. Sekiz ay süren, her iki taraf için de ağır
kayıplarla sonuçlanan bir siper savaşına döndü.
Savaşta centilmenlikten bahsedilebilir mi?
Çanakkale cephesi, ANZAClar için ağır bir askeri yenilgi olsa da ulusal kimliklerinin gelişmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Onlara ait kaynaklarda savaşın Centilmenler Savaşı olarak anıldığı da bilinmektedir. Kanlı bir işgal ve direnişi Centilmenler Savaşı olarak nitelemek bir ironi değildir; dayanağını ANZAC ve Türk cephesi arasındaki karşılıklı insani jestlerden ve saygıdan almaktadır. Yakın siperlerdeki askerlerin birbirlerine tütün, konserve attığı, Türk tarafının esirlere iyi davrandığı, ateş hattında kalan yaralı ANZAC askerlerini kurtarmak için siperden çıktığı, teslim olan veya çaresiz durumdaki düşmana merhamet gösterdiği savaşın tarihçesini anlatan kaynaklara geçen ayrıntılar arasındadır ve savaşın insani yönlerine odaklanan, düşmana saygı ve onurlu mücadeleyi temsil eden bir yorum ve anma biçimidir. Düşmanlar arasında geçici de olsa bir uzlaşma ve insanlık anları yalnızca Çanakkale Cephesi’ne has değildir. Homeros’un çağları aşan anlatısı İlyada’da da geçici ateşkes anları, diplomatik diyaloglar bulunmaktadır. İlyada, savaşın yol açtığı acıları, kayıpları anlatmakta, savaşın trajedisini ortaya koyarak barışın değerine dolaylı olarak vurgu yapmakta, insanlığı barıştan yana saf tutmaya davet etmektedir. Ancak beşer şaşar. Binlerce yıl sonra aynı coğrafyaya toplarla, tüfeklerle, gemilerle gelir, dayanır. İnsan kaybı açısından, tarihin en ağır muharebelerinden biri yaşanır.
Kahraman görülmeyen askerler
Toplamda 500.000’den fazla askerin öldüğü,
yaralandığı, kaybolduğu Çanakkale cephesinden eve dönebilenler her yerde kahramanca
karşılanmadı. Bir tugay var ki, oradan dönenler, ailelerine ve normal hayata kavuşamadılar.
Meltem Gürle, İrlanda Defteri kitabında yer alan “Uzun
Bir Yol” başlıklı denemesinde okura, işte bu tugayın hikâyesini anlatıyor.
Deneme, yazarın İrlanda Savaş Anıtı Bahçeleri’ne (Irish National War Memorial
Gardens) gitme isteğiyle başlıyor. Meçhul asker anıtlarına özel bir ilgisi
olmadığını beyanıyla devam ediyor ve İrlandalı yazar Sebastian Barry’nin
dilimize çevrilmemiş A Long Long Way (Çok
Uzaklarda 2005) romanının kısa bir
özetini aktararak yavaş yavaş eve dönemeyenlerin, dönüp de kahramanca
karşılanmayanların hikâyesini, kurgusal bir kahraman olan Willy üzerinden
anlatıyor.
Willy, Britanya İmparatorluğu’na
bağlı bir İrlandalı er olarak gittiği savaştan izne döndüğünde 1916’da
gerçekleşen Paskalya Ayaklanması’nın ortasında kalır. Hükümet için çalışan
polis babası, İrlanda’nın bağımsızlığı için mücadele eden milliyetçiler,
bastırılan isyan, isyancıların kurşuna dizilmesi… Willy için bildiği dünya
artık alt üst olmuştur. Meltem Gürle, Willy’nin iç dünyasını bize birkaç
paragrafta başarıyla aktarır. Artık biz
de Willy’nin Almanya cephesinde tanık olduğu savaşın dehşetine, Britanya
ordusunun bir eri olarak birliğine duyduğu görev bilincine ve İrlanda’nın
bağımsızlığı için mücadele edenlere karşı hissettiği yakınlığa, gerek cephede, gerek iç dünyasında yaşanan
çatışmaya aşinayızdır. Bu gönüldaşlıkla Islandsbridge’deki savaş anıtına
bakarken bizi de koluna alır ve tarihsel bir anekdotla denemeyi ilerletir.
Kraliyet Dublin Piyade Tugayı
1915’de Gelibolu Cephesi’ne gönderilmiştir. Britanya ordusunun bir parçası olan
tugayın büyük bölümü savaşta hayatını kaybetmiştir. Bu arada anavatanda
Paskalya Ayaklanması yaşanmış, İrlanda bağımsızlığına kavuşmuştur. Yeni
bağımsız İrlanda’nın tarihsel mücadelesi Britanya’nın zulmünden kaçış ve
bağımsızlık için verilen savaş ile şekillenmiştir.
Düşmanı hesabına savaşanlar
Bu yeni tarihçenin içinde ezeli
düşmanları İngiltere’yi savunmak için Avrupa ve Gelibolu cephelerine gönderilen
200 bin asker utanç kaynağıydı. Savaşın ardından dönebilenler, yaşadıkları
felaketin üstüne bir de vatan haini olarak görüldüler. Kimse onlarla konuşmadı,
kimse onları karşılamadı. Ölenlerin yası tutulmadı. Hayatta kalanların acısı yok
sayıldı. Dışlandılar. Unutuldular ve tarih kitaplarından silindiler. Meltem
Gürle, denemesinde İrlandalı erlerin söylediği bir halk türküsünden de
bahsediyor. “The Foggy Dew” adlı şarkıda Dublin’den çok uzağa giden, korkusuz
adamlar anlatılır; eve dönme umuduyla cephede dişini tırnağına takanlar. Çünkü
İrlanda göğü altında ölmek, Suvla ya da Seddülbahir’de ölmekten yeğdir.
İrlanda Defteri Meltem Gürle’nin Can Yayınları’ndan çıkan 216
sayfalık bir deneme kitabıdır. Gürle, hayatının zor bir döneminde insanları
sevecen bu küçük adada geçirdiği üç yılı denemelerine konu ediyor. Dublin
sokaklarından ona evini açan Mary ile dostluğuna, kentte Joyce’un ayak
izlerinden İrlanda tarihine, edebiyatına ve edebiyatçılarına, sanatına ve
mitolojisine uzanan denemeleri evrensel değerlerle harmanlıyor. Kitapta yer
alan denemeler, bu yazıya konu olan “Uzun Bir Yol” denemesindeki gibi
genellikle yazarın Dublin hayatından bir kesitle başlıyor, bir edebi
göndermeyle devam ediyor, tarihsel bir anektoda bağlanıyor ve kişisel ama insani
bir yansımayla, bazen de anlamlı bir soruyla sona eriyor. Pek çok yazara,
şaire, sanat yapıtına, şarkıya referanslar veren, yazarın sıcak, zeki ve
derinlikli üslubunu Birgün köşe yazılarından ve bu yazılardan derlenen Kırmızı
Kazak’tan tanıyan ve özleyenler bu kitabı çok sevecek.
*Başlık, Birinci Dünya Savaşı
sırasında İrlandalı askerlerin söylediği Foggy Dew adlı İrlanda halk
şarkısından alınmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder