27 Ocak 2026 Salı

Biletimiz İstanbul'a Kesildi

 

Ermenice taşra edebiyatının Hagop Mıntzuri’den sonra Türkiye’deki son temsilcisi olarak görülen Mıgırdıç Margosyan üretken bir yazar. 23 Aralık 1938’te Diyarbakır’ın Gavur Mahallesi olarak anılan Hançepek Mahallesi’nde doğan Margosyan, Süleyman Nazif İlkokulu’nu bitirdikten sonra, anadilde öğrenim görebilmesi için ailesi tarafından İstanbul’a gönderildi. Öğrenim hayatına İstanbul’da Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi’nde devam eden Margosyan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Genç yaşlarda edebiyata ilgi duymaya başladı. 1959 yılında henüz 21 yaşındayken Karagözyan Yetimhanesi’nde belletmenlik yaptığı yıllarda şair arkadaşı Vartares Karagözyan ile Ermenice “To” dergisini çıkardı.

1966-1972 yılları arasında çalıştığı Üsküdar Selamsız’daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde lisans eğitimini aldığı felsefe grubu derslerinin yanı sıra Ermeni Dili ve Edebiyatı dersleri de verdi. İlerleyen yıllarda öğretmenliği bıraksa da, Ermeni dili ve edebiyat çalışmalarını aralıksız sürdürdü. “Marmara” gazetesinde yayımlanan Ermenice öykülerinin bir bölümü 1984 yılında “Mer Ayt Goğmerı” (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi. 1988 yılında Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Edebiyt Ödülü’nü (Paris- Fransa) aldı. 1992 yılında “Gavur Mahallesi” adlı kitabı Bebekus Kitaplığı’ndan basıldı. Bu, en çok ilgi gören kitabı, ilerleyen yıllarda Kürtçe ve İngilizce’ye de çevrildi. 1993 yılında yakın arkadaşları Yetvart ve Payline Tomasyan, Hrant Dink ve kardeşi Ardaşes Margosyan ile Aras Yayıncılık’ı kurdu. Eski kitaplarının yeniden basımları ve yeni kitapları Aras Yayıncılık’tan çıktı. 2006 yılında Türkçe olarak kaleme aldığı anı romanı “Tespih Taneleri” ilgiyle karşılandı. 2016 yılında son edebi eseri “Tanrının Seyir Defteri” yayımlandı. 2018 yılında 80. yaş günü vesilesiyle eserleri özel bir ciltle ve numaralı olarak “Fıllaname” adıyla okurla buluştu. Aynı yıl, Yusuf Kenan Beysulen, Margosyan’ın hayatını anlattığı “Gavur Mahallesi” belgeselini çekti.

Roman, öykü ve deneme türünde eserler veren Margosyan’ın, “Biletimiz İstanbul’a Kesildi” adlı öykü kitabı ilk kez 1998 yılında basıldı. Kitabın kapağında çocuk Margos ve kız kardeşi Anjel bulunuyor. Margosyan ailesinin o zaman kiracı olarak oturduğu Ağacan Dayı’nın evinin avlusunda çekilen fotoğraf 1943 yılına ait. Kitapta toplam yedi öykü buluyor. Kitabın ilk dört öyküsü, yazarın “Mer Ayt Goğmeri” adlı Ermenice kitabında yer almaktaydı. Diğer üç öykü ilk kez Türkçe olarak kitaplaştı. Margosyan, Türkçe basım için daha önce Ermenice yazdığı öyküleri orijinallerine sadık kalarak yeniden yazdı ve yer yer genişleterek değiştirdi.

“Anadili Serüvenim” adlı ilk öykü Erzincanlı ünlü Ermeni yazar Hagop Mıntzuri’ye ithafen yazılmıştır. Ermeni taşra edebiyatının ünlü temsilcisi Mıntzuri, Margosyan’ın Diyarbakır yöresini anlattığı erken dönem öykülerinden “Halil İbrahim”i okuduktan sonra Marmara’nın 18 Mart 1976 tarihli sayısında Margosyan’a açık bir mektup yazar. Övgülerle dolu mektupta, “edebiyatı unutma, sabahından çal, gündüzünden çal, gecenden çal, eserler ver bize” diyerek Margosyan’ı üretmeye teşvik eder. Margosyan da bu açık mektuba “Anadili Serüvenim” adlı uzun öyküyle cevap verir.

Öykü, açık mektubu okuduğu zaman hissettikleriyle açılır, anadilde aldığı övgüye anadilinde yanıt vermek isteyen Margosyan, henüz Ermeniceyi okuyup yazamadığı Diyarbakır yıllarından başlayarak çocukluğunu, İstanbul’a gidişinin, anadilde eğitim almaya başlayışının, Diyarbakır’da gavur iken İstanbul’da Kürt oluşunun hikâyesini duyarlı ve incelikli diliyle kaleme alır.

Kitapta yer alan en ayrıksı metin, insanın yaradılışı ve cennetten kovulmasının hikâyesini anlatan öykü olan “Elmalı Balayı”. Tüm kutsal metinlerde, kültürlerde yer alan Adem ve Havva’nın hikâyesinin Margosyan yorumu, bilmeyen okurlar için Amed isminin nereden geldiğinin de yanıtı.

Kitapta yer alan öyküler, ekseriyetle Diyarbakır’da geçiyor. Diyarbakır Ermenilerinin günlük yaşamı, Kürt ve Türk komşular, Yahudi cemaati, her birinin adetleri, deyişleri, maniler, camiler, kiliseler, bayramlar ile kültürel dokuyu kayıt altına alıyor. Gavur mahallesini mesken tutuyor, evlerin, avluların içinde dolaşıyor, kadınların, çocukların sesi oluyor, yerinde duramayıp sokağa taşıyor, fırın önlerinde ekmek sırası bekliyor, çeşmelerden su içiyor, Mardin kapısından geçiyor, çarşıdaki zanaatkarların dükkânlarından yükselen sesleri taşıyor, Dicle nehrinde balık avlıyor, çimiyor. Tüm köklerini geride bırakanlar gibi Diyarbakır ve İstanbul arasında kimliğini, anılarını arıyor, bizi de bu yolculuğa dahil ediyor. Tam da bu sebeple Ermeni taşra edebiyatının son temsilcisi sayılıyor.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder