14 Şubat 2026 Cumartesi

Yine de ölmez insan*

Bugün14 Şubat. Eksik ayı yarıladık. Bahara doğru yürüyoruz. Beni sorarsan iyiyim. Kış uykusuyla uyanıklık arası bir yerde, daha çok ev içlerinde. Her gün yürümeye çalışıyorum. Bazen yağmur, çamur beni yolumdan alıkoyuyor. 
Evim imara açılan yeni bir bölgede. Civardaki inşaatlar sürüyor. İki yol siteye çıkan. Biri asfalt, diğeri stabilize toprak. Üzerinden geçen kamyonlar aşındıra aşındıra irili ufaklı tümsekler, çukurlar oluşturmuş. Su birikiyor içlerinde. Topoğrafyadan kaçamazsın. Doğu öğretileri, insanı su gibi olmaya davet ediyor. Su gibi dirençsizce akmaya. Akmak kolay iş değil, dostum, neredeyse imkânsız. Zihin denilen bir şey var, tenimizin altında, uşak mı, efendi mi belli değil. Parmağında oynatıyor, yönetiyor bildiğin. Sakin zamanlarımda onun tetikçisi olmamak için antrenman yapıyorum. Kızıştığında işler, hemen davranmıyorum dilime, mesaja, ya da her ne ise o, o anda iletişimi sağlayan. Her zaman mı? Değil elbette.
Benim kedim var. Bugün dört yaşına bastı. Doğum gününü bilmiyoruz. Biz yakıştırdık. 22 Nisan'dı bulduğumuzda, 5 haftalık dedi veteriner, geriye doğru saydık, parmak hesabı. 14 Şubat'la pek işim yok, ne Sevgililer Gününü  kutluyorum ne de Dünya Öykü Gününü. Heyecan ve heves meselesi. Kalmadı bende pek. 
Benim kedi dört yaşına bastı bugün. Umurunda bile değil. Kelimeler çağrışım yapar dostlar, hikâyeleri çağırır, geçmiş deneyimleri, anıları, bazen de şiirleri. Zihnimin koridorlarından bir şiir çıkageldi. Şunun şurasında yarenlik ediyoruz birbirimize. Sen de dinle Melih Cevdet Anday'ı.
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymaış
Tanrının işine bakın.
Geceyi, gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgârı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı. 
Ona bir kitap vereceğim 
Rahatını kaçırmak için 
Bir öğrenegörsün aşkı 
Ağacı o vakit seyredin.  

Rahatını kaçırmamak lazım ağaçların ve her türlü canlının. Ben rahatını kaçırmamak için kedimin dışarı çıkmasına izin veriyorum. Eski sitede alıyor soluğu. Geziniyor, geriniyor, eskiden yaptığı gibi. Bahçesinde dolanıyor bir villanın. Ahbap olduk sonunda. Bazen bana mesaj atıyorlar burada diye. Gidip alıyorum. Bazen de alamıyorum. Eve gelmek isterse, motor sesini duyduğu anda arabamın ok gibi fırlıyor olduğu yerden. Park ediyorum. Kapımı açmadan daha hop diye zıplıyor ön cama. Görmemişim daha, fark etmemişim geldiğini. Açıyorum kapıyı. Servis ablası ve şoförüyüm kedimin. Canı isterse bulunmak, buluyorum onu. Biz hep bir şeyleri bulduk sanıyoruz ya yanlış, biz bulmuyoruz belki de, onlar bulunmak istiyor. Bulamadığımız çorap teklerine kızmamalıyız. Onlar da kafa dinlemek isteyebilir zaman zaman. Benim kedi de miskinliğini sürdürmek istiyor bazen dışarıda. Kendini korumayı, kollamayı da öğrenmiş kerata, dört yıllık tecrübe. Boru değil. Komşu mesaj atıyor, kedimin saklanmak istediği zamanlarda. "Tuğba Hanım, Sani hep burada. Hava çok soğuk." Hep mi, gerçekten mi? Evdeki kim o zaman? Hep tehlikeli bir kelime, tetikleyici. Kapı kapatıcı, mesafe açıcı... Genellemelerden uzak durmak lazım. Dildeki ustalığı, cambazlığı uyum için, işbirliği için, kaynaşmak için, sevmek için kullanmak lazım, uçurum açmak için değil, kalp kırmak için değil, ara bozmak için değil. Ama unuturuz. Kodlarımıza yazılmış. Çünkü her insan öldürür sevdiğini yine de ölmez insan. 
Bugün 14 Şubat, aşkın, sevginin, hikâyelerin, doğumların, dünyaya gelişlerin günü. Hadi bugün sevdiceklerimizi anarak geçirelim. Bizi büyütenleri, kalbimizi açanları, esnekliğimizi arttıranları, neşelendirenleri ve de ezip geçenleri... Yine de öldüremeyenleri... 




*Başlık Oscar Wilde'ın Her İnsan Öldürür Sevdiğini şiirinden alınmıştır. 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder