Telefon her gün bugünü hatırlıyor musun diye birtakım anlar, anılar paylaşıyor. Tam bizim temaya uygun. Seç birini, koy önüne, başla yazmaya. Bugünün hatırlatmaları: taş binalar, avlulu evler. Yunan adası mı, neresi bu diye baktığım fotoğraflar Diyarbakır çıktı, iyi mi? Cahit Sıtkı'nın eviyle sonlandı. Belki de kesme taş binalı fotoğraflardan kolaj yaptı. Emin değilim. Eylül ayında gittik Diyarbakır'a. Okulların yeni açıldığı hafta. Kızım vejetaryendi o sırada. Ciğer şişleri götürdük hep yanında. Garibim közlenmiş domates, bibere, salataya talim etti. Sıkı bir kahvaltı. Bazen makarna. Bazen kaşarlı pide... Kongrenin gala yemeğinde bulup bulabileceği en iyi vejetaryen menüye denk geldi. İçli köftenin bile vegan hali vardı. Sanırım gözü de karnı da en güzel o gece doydu. Aradan aylar geçip et yemeye başlayınca keşke ile başlayan cümleyi kurdu. "Keşke Diyarbakır'da ciğer şiş yeseydim." Hayat böyledir, ileri doğru akar, yaptıklarımız ve yapmadıklarımız ile bir yerlere varırız. İçimizde hayal kırıklıkları varsa, geriye döner ve kimi eylemleri yapmamış olmayı ya da yapmış olmayı dileriz. Keşke'nin benim dünyamdaki açılımı bu. Karalar bağlamak, pişmanlıktan başını duvarlara vurmak değil, şunu yapsam daha iyi olurdu demek. Hepsi bu. Bak hemen birkaç tane sıralayayım: keşke spora bu kadar yıl ara vermeseydim. Düzenli hareketi sürdürseydim. Keşkeyi cümle içinde kullandım, bak. Hayatımda keşkeye, pişmanlıklara yer yok da diyebilirdim. Diyenler de var, biliyorsunuz. Kendi içinde bulunduğu yerde sağlam, pozitif durmak için belki ama bana çok da samimi gelmiyor. Hayat kesintisiz bir şimdiki zaman içinde yaşamak değil çünkü. Zihnimiz böyle çalışmıyor. Geçmişi hatırlıyor, geleceği hayal ediyor. O zaman niye keşkeyi bu kadar itmeye, bastırmaya çalışıyoruz.
Üniversiteye 1994 yılında başladım. Önce tercihin yapıldığı sonra sınava girildiği yıllar. Şunu düşünürüm mesela zaman zaman. O günkü puanla diş hekimliği yazmasam da kampüs olanakları, daha canlı bir öğrencilik hayatı için Boğaziçi Genetik'e girsem ya da ODTÜ'de puanımın yettiği bir bölüme gitsem ne olurdu? Günlük deneyimlerim tamamen değişirdi. Bambaşka bir hayatım olurdu. Bunu, bugün sahip olduklarımdan memnun olmadığım için yapmıyorum esasında. Bunları düşünürken altta yatan hayal kırıklıklarını, özlemleri fark etsem, sezsem ve harekete geçsem, bugün bir şeyleri değiştirsem, güzel olmaz mı! Hayatımda keşkeye yer yok katılığı bana bu muhasebenin önüne engelmiş gibi geliyor. Bilmem katılır mısınız?
*
Bu serinin tam bana göre olduğunu düşünmüş, üç gün ardı sıra yazmayı da başarmıştım. Sonra araya hayat girdi. Sabah sayfaları girdi. Temmuz bir itibariyle kendi usulümde yazıyorum sabah sayfalarını. İlk iş değil, ilk fırsatta. Kağıt kalemle değil, klavyeyle, bazen telefona. Aslolan aksın, akması gereken, olması gerektiği gibi kalıbıyla engelleme yeyim kendimi. Kendi önümden çekileyim. Fırsat vereyim zihnimi boşaltmaya, temizlemeye. Bugün, bu yazıda mektup formunu kullanmayacağım. Geçmişle bakışacağım. Anlara, anılara da bakmayacağım spesifik olarak. Yazacağım, bir önceki cümle artık geçmiş olduğu için, siz gelecekte okuyacağunız için hâlâ formun içindeyim.
Şu an Assos sahilindeyim. İstanbul yağışlıymış. Burada tatlı bir esinti var. Sabah nefis bir deniz vardı. Soğuk ama pırıl pırıl. Karşımda Midilli. Kızımla ikinci hafta sonu kaçamağımız. Kısa bir yüzmenin ardından kendimi hamağa attım.
Meşe palamudu ağacının altında, yine bu coğrafyada gelen bir kitabı okuyorum. Çağlar öncesinden bir anlatı. Akhilleus'un Şarkısı Truva Savaşını İlyada öncesinden başlayarak Payraklos'un gözünden anlatıyor. Odyssea filmi öncesi güzel bir hatırlama. Benim için güzel bir yaz kitabı. Konu ve dil ağır değil, okunuyor rahatça, yine de seri değilim eskisi gibi. Araya günler giriyor. Bugünkü okuma deneyimi en sevdiğim türden. Deniz sonrası hamakta sallanırken biraz oku, biraz uyukla. Kitap uyku koyun koyuna. Bunu sürdürürdüm ama kızıma yardım için yerimden kalktım. Geçen yıl da geldiğimiz kampingte yardımcı oluyor ekibe. Boşları topla, sipariş götür. Baktım önünde bir poşet bezelye. Kalktım, yanına oturdum. Laflaya laflaya ayıkladık. Gelenler, gidenler... Bitti. Sonra dört kilo börülceye giriştik. O da bitince sahile geldim. Buraların rüzgarını bilirsiniz. Efsanelere bile konudur. Rüzgar esmezse yelkenler şişmez, yollar aşılmaz. Cezadır, bu lanettir varmak isteyene, ödüldür, zenginliktir liman kentine. İphigenea'nın kurban edilmesiyle Akhaları Truva'ya taşıyan rüzgar püfür püfür. Deniz çırpıntılı. Tipik Çanakkale. Sahilde otur, sıcaktan kavrulmadan, ister uyu, ister kitap oku, ister oyun oyna. Dışarıdaki rüzgara inat telaşsız takıl. Yaz tatili tam da bu benim için. Eninde sonunda aynı şeyi yapacaksam, hangi sahil, hangi koy çok da önemi yok galiba diyerek geçen yıl kısa tuttum ipimi. Bakalım bu yaz nasıl geçecek? Şarjım can çekişmese, yazardım daha ama süremiz uzun. Nasılsa sık sık buluşacağız. O yüzden ben Truva sahiline gidiyorum. Birkaç bölüm içinde gururu kırılıp savaş meydanına çıkmayı reddedecek Akhilleus'un yanına. Tekrar görüşünceye dek kalın sağlıcakla.

Aynı ruh hallerini paylaşıyoruz ehe. Benimde telefonum her gün bu anı hatırlıyor musun hatırlatmaları yapıyor hanımefendim. Bence geride kalmışlıkları güzel ve saygıyla anmak minimal bir tat bırakır insan da, da melankoliğe ve üzüntüye hiç lüzum yok. Assos sahillerinde keyfini çıkart, geride kalmışlıkların içinde kalma ;)
YanıtlaSilBu arada güzel bir kitaptır. Thetis'in onaylamadığı ilişkiyi tanrılar bile düzeltemedi. Hatta Paris, Helena'yı kaçırıp aşkı seçtikten sonra faturayı tüm Ege ödemişti ahah.
SilMelankoliye düşmeyi otuzların sonunda bırakmaya başladım, çok şükür ☺ Yoksa dönüp dönüp arkama bakmayı da, saplanmayı da severdim ☺ Drama Queen belki de mazoşist bilmiyorum ☺Yeni anılar birikiyor, sahilin tadı itinayla çıkarılıyor. Kitap güzel ben de sevdim. Faturayı tüm Ege ödedikten sonra Helen'e ne demeli. Sen Paris'le kaçtığını unut, onca insanın ölümüne engel olma. Tanrılar ve Tanrıçalar böyle buyurdu diye, sıyır kendini, temizle vicdanını.
SilAssos dalış için de şahanedir :) Keyfini çıkart benim için de!
YanıtlaSil20 küsur yıl önce dalış brövesi aldım ama sonra hiç falmadım desem ☺ Sahilde yatmak, dalga sesleri, bunalmayı önleyen tatlı bir esinti. Akşama balık... Keyif çatılıyor ☺
Sil