17 Şubat 2026 Salı

Reset:1

Bugün 17 Şubat. Yeni ay ve güneş tutulması zamanı. Uzmanlar, türlü yorumlarla bezedi internet alemini. İnstagramda haftalardır müjdemi alıyorum. Başak, İkizler, Balık, Yay yaklaşın diyen onlarca videoya rast geldim, izledim de bir kısmını. Çünkü vaat güzel. Derler ki, sınandığım, zorlandığım, ne varsa geride kalacakmış. Tecrübelerimi cebime koyup çıkmışım. Jung'un yineleme takıntısını duymuşum yıllar evvel, ders alınana kadar tekrar edilirmiş. Önüm ferah madem astrologlara göre, almışım demek ki dersleri, çizmişim sınırları... Yolum açılmış, bir küheylanın sırtında şaha kalkmış gidiyorum. 

Bilmiyorum tabi. Bunlar yorum. Bir çeşit teselleme daha doğrusu. Zamanın yalnızca bedende iz bırakıp boş boş geçmesini istemiyoruz elbette, değiştire değiştire, büyüte büyüte taşısın bizi ileriye istiyoruz. Bunca yıl, ben de değiştim pek tabi. Bıraktığım yükler var. Fırtınayı hisseden inek çömelirmiş, ben çömelemedim, diklendim durdum hayata, yordum kendimi boşu boşuna diyebiliyorum. Korkular, alışkanlıklar, tutunmalar, kaygılar, bilirsiniz işte.

Dün annemin doğum günüydü. Yemekten sonra eve dönerken laf lafı açtı, annelerin tuhaf inançlarına dayandı. Alaycı gülümsemem dondu yüzümde. Merak ettim. Kızım beni nasıl görüyordu. Sordum. Korkuyorsun, dedi, her şeyden korkuyorsun, köpeklerden, inşaatlardan, insanlardan. Oysa benim ilk aklıma gelen onun hasta olmasından korkmamdı. Ah o ıslak saçlar, ince kıyafetler... Kızım haklı belki. Korkularım çok. Belirleyici de üstelik. Ama bilmediği otomatik pilotta yaşamaktan çıkmak için dikkat kesilmek, yenilenmeye çabalamam... 

Geldik, bağlandık şimdi bu ayın temasına. Re-set. 

Aslında her sabah yeniden başlıyoruz. Uykudan her uyandığımızda yeniden başlamak için bir fırsatımız var. Bu sabah hayat bana cömert ve iyi davrandı. 



Evden çıktım yumuşacık yağmur damlaları karşıladı beni ve çifte gökkuşağı. Arabaya bindik. İlk ışıklarda biriken araç yığınını görünce sezgime kulak verdim. Her zamanki gibi sola dönmek yerine trafiği by-pass edecek bir yola saptım ve bingo! Kızım bu huyuma kızıyor bazen, İstanbulluluk yapma diyor. O bakışı fırlattı sabah ama utanmadım, gocunmadım. Verileri yeniden hesapladım ve daha hızlı bir yoldan gittim, iç navigasyonum sayesinde. Kızımı bıraktım ve kordonda yürüdüm. Ne çok hızlı ne çok yavaş. Önemli olan ritmi korumak. Her gün hareket etme ritmini. 



Hava kapalı, deniz grimsiydi. Kapalı havaya has o rengi, bilirsiniz. Gökyüzü mavi ve ışıl ışıl olmadığında, büründüğü o rengi. Sade, sessiz, nötr. Ama yine de orada, canlı. Martılar pike atıyor, karabataklar süzülüyor. Bir tanesinin serenadına şahitlik ettim. Balıkçı teknelerinin sıralandığı iç limandan taşa çıktı, kanatlarını açtı, büyüdü, çığlık çığlığa. Ben gördüm, bir başkası daha. Durduk ve izledik. Kulak tırmalayan sesine şaştım kaldım. 

Yeniden başlayan gün, damla damla doluyor kovamıza. İçinde ne topladığımız biraz da bize bağlı. Bu seçim gücü, elimizdeki en büyük güç, bu sahiden. Başka bir şey değil. Bir küratör gibi dizdiğimiz anlardan ibaret yaşam. Bugün bir arkadaşımla bazı atanmış ilişkilere yerimiz olmadığından bahsettik, kendi örneklerimiz üzerinden. Olaylar farklıydı ama öz'ü aynıydı. Bu koşullar altında bu bağ ancak bu kadar kurulur demek ve bunu iç sıkıntısına, yürek vurgusuna çevirmeden, suçluluk hissinin boğaza dolanmasına izin vermeden buraların üzerinden atlamak ve yola devam etmek, ritmi sürdürmek... 

İşte bir güne sığanlardan küçük bir kesit. İçsel olarak iyiyim, huzurluyum. Papatya çayımı yudumluyorum, bir bölüm daha Masumiyet Müzesi izlemeden eşzamanlı Reset yazılarının ilkini bitirmeyi hedefliyorum. Reset deyince, yeniden kelimesini dolayınca dilime Yeniden de Sevebiliriz şarkısıyla bitirebilirdim ama sevdiceğim Erol Evgin söylüyor kelimelerimin üzerine üzerine, o güzelim sesiyle. Öyle çok sevdiğim, unutamadığım anları hatırlıyorum, bu şarkıyla beraber . Bir kısa kahve molasının, bir doyumlu sohbetin, bir yürüyüşün unutulmaz hatıralarını hatırlıyorum, genişleyen zamanları, iyi ki'leri. Hiç bitmesin istediklerimi... 






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder