Eğer, geçmişe bir mektup yazabilseydim ve gerçekleşmeden önleme imkânı olsaydı, öyle çok büyük bir an seçmezdim. Dün sabaha giderdim örneğin. Kahvaltılıkları hazırlamış, sofrayı kurmaya hazırlanan ben'e acele etme, kızını bekle, o masayı kendin çekme, derdim. Eğildim, ittirdim, kaktırdım ve belime bıçak gibi bir sancı saplandı. Saplanmakla kalmadı yuvalandı. Dünden beri belim ağrıyor. Soğuk kompres, kas gevşetici kremlerle durumu yumuşatmaya çalışıyorum. Akşamüstü acile gidip kas gevşetici ve ağrı kesici iğne oldum. Uzun salınımlı bir ağrı kesici de aldım. Hepsi omuz omuza verdi ancak etki hâlâ çok sınırlı. Öğleden sonra hastalar arasında bir boşluk var. Orada sağlık ocağına gidip bir iğne daha yaptıracağım sanırım. Ve birkaç gün kendimi gözeterek iyileşmek için bekleyeceğim. Düzelmezse beyin cerrahisine gidip bel fıtığı var mı diye bakılacak. Öyle dedi, acildeki doktor.
Bu tür somatik ağrıları, fiziksel yakınmaları duygusal streslere, hayat karşısında taşıdığımız yüklere bağlıyorlar biliyorsunuz. Farklı disiplinlerde bu yönelim mevcut. Dün yeni sezonunu izlemeye başladığım Zeytin Ağacı da bu konuyu ele alıyor, biliyorsunuz. İlk sezon her türlü tedavi girişimi iyiye gitmeyen Sevgi, tedaviye ara verir, soluğu Ayvalık'ta alır ve Aile dizilimi uygulayıcısı Zaman Bey ile tanışır. Daha sonra arkadaşları da bu dizilimlere katılır ve hepsi kendi hayatlarındaki birtakım tıkanıklıkları aşmaya başlar. Olaylar gelişir. Dede erik yemiş, torunun dişi kamaşmış misali, tüm travmaların, göçlerin, özellikle dışlanma, aileden reddedilme, cinayet gibi durumların gelecek kuşağa aktarıldığını iddia eden bu yöntem, haksızlığa uğrananların itibarını iade etmeye, herkesi sistem içinde kendi yerine yerleştirmeye ve bireye ait olmayan yükleri üstlenmemeye dayanıyor. Aile dizilimi uygulayıcısı bir arkadaşım, dizinin danışmanının kendi hocası olduğunu söylemişti. Dizi kurgu olsa da aile diziliminin ele alınma, işlenme şekli iyi anladığım kadarıyla. Konu ilginç. Mekânlar, kadınlar, erkekler, dostluklar, aşklar güzel. Yeni sezonu görünce izlemeye koyuldum. Çanakkale cephesi 1915 sahneleri de giriyor araya. Bugün kime dokunacağını izledikçe görüp kavrayacağım.
*
Eğer, geçmişe dönüp bir mektup yazabilseydim ve olanları değil ama olanlar karşısında algımı değiştirmek isterdim. Haklı olmaya o kadar takmazdım belki. Ne de olsa dünya adil bir yer değil. Kimse bunun garantisini vermedi bize. O yüzden "ben bunu hak edecek ne yaptım!" diye ayak diretmek yerine "evet şimdi bu oldu" kabulünü gösterebilmeyi dilerdim. Şu yaşımdan bu yaşıma en büyük öğüdüm bu olurdu. Bununla beraber bu hâlâ tam kavrayamadığım bir durum. Dilim biliyor, kalbim değil. Zihnim hemen boşlukları doldurmaya çalışıyor. Dedektif misali o durumla ilgili emareleri tarıyor, topluyor ve bir hikâye yazıyorum. İşim bu. Yazmak. İnsan bunu bir şekilde hayatta kalmak için yapıyor sanırım. En kötüsüne kendini hazırlamak, sap gibi ortada kalmamak, hayal kırıklığına uğramamak için. Hepimiz hayatta kalanların torunlarıyız, bunu yapmayı becerenlerin, genlerimizde var. O yüzden ne desem, ne düşünsem, ne kadar hazırlıyım, uğraşıyorum bunun üstüne desem boş, belki de, senaryo değişiyor, aktörler ve ben bir bakıyorum realiteyi öğrenmek için muhatabına sorma eyleminden önce düşünsel aktiviteleri başlatıyorum. Zihnimde Avrupa'nın en hızlı tren hatları çalışıyor. Üff ki üff!
*
Eğer, geçmişe dönüp bir mektup yazabilseydim, düşünceler yerine duygularını konuş daha çok derdim. İçinde birtakım olumsuz duygular mı mevcut? Kızgınlık, üzüntü, hayal kırıklığı, içerleme... Bunları ağırla uzun uzun... Düşüncelere dalmak ve onların seni savurmasını izlemek yerine derdim. Zihninin yazdığı hikâyelere inanmak yerine daha çok sor, daha çok yüzleş derdim. Eğer, geçmişe bir mektup yazabilseydim ve sahiden kavrayabilseydim içeriğini.
Geçmiş olsun o yaşadığına almanlar "cadı iğnesi" derler, bana da çok olur.. Korkunç bir ağrısı olur ve benim bulduğum çözüm: küvet varsa sıcak suyla doldur gir ve yavaş yavaş bel ve leğen kemiği hareketi yap. Küvet yoksa sıcak su ve bele sarılan yakılar.. Bu sıcakta hiç çekilmez biliyorum ama...
YanıtlaSilTez canlılığımızdan......
Aile dizilimi, Z kuşağının sorun bende değil sende mottosunun en güzel örneklerinden biri bence. Tamam biz de herşeyi kendi suçumuz sanarak yetiştirildik ama, ya biraz da başıma gelen şeylerin azcık sorumluluğunu da alayım deseler, iyi olmaz mı? Böyle aile dizilimiyle vesaireyle sadece inkar ve sorumluluktan kaçış olmuyor mu?
Aslında "ben bunu hak edecek ne yaptım" bence biraz da "adalet, hak hukuk" kavramına ve ihlallerine bakışımızla alakalı. Aynı konumda olsam ben asla yapmazdım dediklerimizi "belki de yapardım çünkü insanım"la değiştirmeyi denemek nasıl olurdu acaba diye düşündüm ben de bu hafta boyunca, çünkü ben de sık sık "ben bunu haketmedim" derken yakalıyorum kendimi.. Yani duygulardan bile önde, kavramlara, kelimelere verdiğimiz anlamla ilişkili olmasın (Noam Chomsky C.ile gurur duydu :P)
Çok güzel bir seri olmuş, hep mektup mu yazacaksın geçmişe yoksa geçmişle farklı türlerde hesaplaşmalar, ya da hesaplaşma da değil de, bakışmalar da mı olacak? Formatı pek anlayamadım (Neslihan da bizi fazla serbest bırakmış bu sefer hihihih içimdeki Alman panikledi).
Ahlakçı yargılar yerine insanlık halleri diye bakmak daha yerinde haklısın. Ama bunun için ya suçlamadan, suçlanmadan büyümek gerekiyor ya da büyüyüp olgunlaşmak ve zihni esnetmiş olmak. İlkinden uzaklaşıp ikinciye doğru yol alıyorum. Aralarda birkaç çuval inciri de berbat ediyorum. Öğreniyorum. Daha elli bile değilim ☺Bugün böyle çıktı yazı. Elimden geldiğince yazmak, geçmiş benlerle (bunu yazarken de beyler diye sürçmüş klavye, düzelttim, iyi mi?) sohbet ve yarenlik etmek istiyorum. Sen neler yazacaksın?
YanıtlaSilvar aklımda bişeyler benim de ama bilemedim formatın dışına çıkabilir miyim, gruba uyumsuzluk gibi algılanır da ayıp olur mu falan... ne bileyim..
YanıtlaSilDaha 50 bile değilim hihi güzel bakış açısı.
Format bence hepimize dilediğimiz esnekliği sunuyor ☺
SilBu saate kadar bekledim, Neslihan'dan hem başlık hem de format konusunda ipucu almak için. İlk yazı senden geldi. Bir şekilde ben de başlayacağım. Madem esneğiz :)
YanıtlaSilBirlikte yazacağımız güzel bir seri olmasını diliyorum. Ama her şeyden önce ve hepimize sağlık! Çok geçmiş olsun!