9 Ocak 2026 Cuma

Yılın ilk hedefi

Yeni yıla heyecanlanmamızın en önemli sebebi, bizi durma halinden olma hâline çevirme potansiyeli taşıması bence. 
Düşünerek, planlayarak, tasarlayarak, oturarak, doğru anın gelmesini bekleyerek eylemsiz kaldığımız, aynısını muhafaza ettiğimiz o hâlleri düşünün. Silkelenmek, durumdan sıyrılmak için bir yakıta ihtiyaç duyduğumuz zamanları, hevesle ilk adımı atmayı düşlediğimiz anları... 
Ne diyor Lao Tzu: Binlerce kilometrelik yolculuk bile tek bir adımla başlar. Kulak kabartmalı binlerce yılı aşıp gelmiş ve ses veren bilgeye. 
Her şey İnstagram'da bir arkadaşımın bundan birkaç ay önce koştuğu mesafeleri paylaşmasıyla başladı. Bir de baktım Bremen'de (yaşadığı şehir) ilk halk koşusuna katılmış. 6 km koşmuş ve gururla paylaşıyor madalyasını. Gözlerinin içi gülüyor. Tanıyorum ben bu hissi. Bu eforik hâli. 
Yıllar, yıllar evvel, on dört yaşımdayken yüzerek Çanakkale boğazını geçtim ben. Bir daha böyle bir performans da göstermedim. Annem imzalamıştı yarışa katılmam için izin belgesini. Son gün başladı yan çizmeye. Evden kaçtım yarış günü. Yanımda mayom, bonem, gözlüğüm ve +18 ablam. Merkezden tekneye bindik. Karşıya geçtik. Şansıma yanımda bizi çalıştıran antrenör. Yolda benimle konuştu. Rahatlattı. Eceabat'ta yerimizi aldık. Biz, Çanakkale'nin ergenleri, gençlik spor il müdürlüğüne bağlı yüzme okulunun öğrencileri, bir elin parmakları kadarız. Arkadan girin suya, uzaklaşsın profesyoneller dediler. Suya atladık. Tekneler açıkta. Bana eşlik edecek, rotayı gösterecek tekneye doğru yüzmeye başladım ama heyecandan nefes alamıyorum. Korkudan öleyazıyorum. Tekneye yaklaştım ama inanılmaz bir panik. Alın beni, yapamayacağım diye seslendim. Nuri abi, telkine devam etti. Tuğba nefes al, nefes ver. Dinledim onu. Nefes aldım, verdim, her nefes verdiğimde baktım tekneye, güvendeyim, dedim, devam ettim, heyecanım yatıştı, soluklarım düzene girdi. Ve bir ritim tutturdum nihayetinde. Bir ara baktım gözlük dandik, su alıyor. Çıkarıp fırlattım onlara. Gerisi hayatımın en harikulade dakikaları... 
Sahip olduğumuz medeniyetin araçlarından sıyrıldığımızda, doğayla gerçekten baş başa kaldığımızda, yalnızca bedenimizle var olduğumuzda çok acayip bir şey gerçekleşiyor. Şu evrende gerçekten küçücük olduğumuzu, onun bir parçası olduğumuzu idrak ediyoruz. Ego, korkular, düşünceler, varsayımlar, hedefler, planlar, bizi şu anda, şimdi burada olmaktan alıkoyan ne varsa hepsi buharlaşıp gidiyor. Ben o gün kendimi inanılmaz özgür ve mutlu hissettim. Kulaç attım, yüzlerce, binlerce... Manzaram değişti, suyun rengi değişti, ilerledim. Bir de baktım, 18 Mart 1915 yazısı görünüyor. Aferin sana dedim. Gururlandım. Yarıladın yolu. Bundan sonra alacaksın akıntıyı arkana. İşin daha kolay. Orada iş biraz karıştı sevgili okur. Akıntıyı iyi hesap edememiş teknedeki abiler, akıntı beni bitiş noktasının ilerisine attı. Oradan geri döndüm. İskeleye vardım. Ucunda bir tekne bağlı. Teknenin yanından yüzüp diğer tarafa geçsem alacağım madalyayı. Yaş grubumda üç kişiyiz zaten. Ben kulaç attım, deniz beni itti, aşamadım o bir arpa boyluk yolu. Biri fark etti, dal iskelenin altından yüz, dedi. Ona da ben cesaret edemedim her nedense. Yolun kendisi içok güzeldi zaten. O ara babamı gördüm iskelede. Kızım bitirdin sen, yorma kendini dedi. Babalar, öyle fazla yüz göz olmaz, ama duymak istediğin, duymaya ihtiyaç duyduğun şeyleri söylerler bazen. 
Ben babamı iskelede gördüm o gün, yarışın bittiği yerde ama öncesi de var. Evde bıraktığım annem, babam yoldan gelir gelmez, şehir dışınaydı, o gün dönüyordu, onu almış, Tuğba yarışa katılmaya gitti demiş ve beni vazgeçirmek için yola çıkarmış. Bir tekneye atlamışlar ve onlarca tekne ve yüzücü arasında beni aramaya başlamışlar. Bulmuşlar da sonunda, refakatçi teknedeki ablam ve sarı mayom sayesinde çok da zor olmamıştır. Annem gerçekten çıkarmaya da çalışmış, bağırmış falan. Teknedekiler bırakın, ne güzel yüzüyor çocuk, yolu da yarılamış zaten demişler de, sarmamış daha fazla. Kıssadan hisse: Babam ve Oğlum filmindeki gibi. Bir çocuk yola koyulduysa, yolu anlamlıysa ve inanmışsa, döndüremezsin oradan ama yorgunsa yolun sonunda, azıcık uzağında madalyanın ama tükenmiş, kızım bitirdin sen de madalyadır aslında. 
Bunları hatırladım arkadaşımın fotoğrafına bakınca. İçimde bu anının, hislerimin ne kadar canlı olduğunu fark ettim. Yeniden deneyimlemeyi düşledim. Heveslendim. Hemen yazıştık. Ona da anlattım. Birlikte 26 Nisan'da Çanakkale'de düzenlenecek TroyaRun'a katılmaya karar verdik. Katılım için başvurduk. Sıra geldi benim koşmaya başlamama. Arkadaşım Bestoss (Beste Önal) ile başlamış koşmaya. Onun online koşu 101 eğitimiyle 5 km koşmanın mümkün olduğunu söylüyor. Biz şimde Truva atından başlayarak konuşa konuşa koşma hayali kuruyoruz. 6 km 90 dk. Yürür koşar bir tempoda biter diye tahmin ediyorum. En önemlisi otobüse, vapura yetişmek haricinde koşmayan ben'i güvenle, sakatlanmadan, kendimi incitmeden yavaş yavaş günlük 4 km civarı yürüyüşten önce 5 km yürümeye, sonra aralara jogging katmaya, yavaş yavaş hızlı yürüyüş temposuna taşımak. Gerisi gelir bir şekilde. 

4 yorum:

  1. O zaman haydi dizlerinize kuvvet, çocuk yaşta Boğaz'ı yüzerek geçen koşarak da hedefe ulaşır elbet. Siz başlayın destek bizden...

    YanıtlaSil
  2. Tupba ben şimdi anladım işte bizi bağlayan o gizli, şeffaf bağı! Çok benzer deneyimlerim var, inanılmaz iyi bildiğim bir duygu :) Buymuş işte yaaa!
    Aşırı sevindim hedefine. Dizlerden korkuyorum ben, eskiden koşardım halbuki.. Muhtrşem bir his o, hele 3km sonraaında başlayan bir oksijene duymuş ve birden aydınlanmış beyin var ya “runners’ high” diyorlar offff tadından yenmez. Bol şans lütfen arada paylaş nasıl gidiyor diye 🧿🍀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ceren bir de yüz yüze konuşsak neler çıkar ☺ Dizlerden ben de korkuyorum. O yüzden koşu bandında koşmayacağım. İyi bir koşu ayakkabısı alacağım. Outdoor kıyafet siparişi verdim. Stadyumda tartan zeminde başlayacağım. Ses veririm.

      Sil