25 Ocak 2026 Pazar

Yol ve sisin hediyeleri

Cuma günü İstanbul'da mesleki bir eğitime katıldım. 

Eğitim yeri Zeytinburnu olunca beni bir düşünceli hâl almış; perşembeden gitsem, İstanbul'da konaklayacağım yerden oraya gitmek ayrı dert olacak, şehrin trafiğine gireceğim diye, kalmak ve arkadaşlarımla görüşme fırsatını teperek günübirlik gitme tercihine yönelmiştim. Bunları tartarken ve bir diş hekimi arkadaşımla konuşurken yanında yeni çalışmaya başlayan genç bir meslektaşımın da kursa kayıt olduğunu öğrendim. İki şoför ve yol arkadaşıyla bu iş olur, dedim ve kararım netleşti. 

Cuma sabahı altıda yola çıktık. Sis, yağmur arasında ilerledik. 10'a beş kala eğitim salonuna girdik. Büfeden kahvaltı niyetine karbonhidratları indirdik mideye, çayı da keyifle yuvarladık. Sabah altıda yola çıkmamış, yorulmamış gibi başladık dinlemeye. Hoca hem alanında iyi, hem de sevilen biri. Bundan iyisi Şam'da kayısı dediklerinden. Salon full, sandalyeler doluydu. Öndeki bir kişilik boş yere kuruldum. Başladım dinlemeye. Hoca bir ara, firmaların gazıyla her şeyi hemen almayın, ben aldım, aranızda targis vectris duyan var mı diye sordu. Elimi kaldırdım hemen. Duymak ne kelime, 28 yıllık inlayim hâlâ ağzımda. Arada konuştuk sonra. Deniz ablanın danışmanlığını yaptığı bir doktora tezinin ilk hastasıydım, 28 yıldır kullanıyorum, dedim. İlk Deniz ablalar aldı, sonra biz, dedi. Marmara, Ege sohbeti sürdü biraz da. Benim öğrenciliğim zor geçti. Ara ara diş hekimi olacağımı bilseydim ve fakülteleri tanısaydım, Marmara yerine başka bir yer yazardım derim. Ağzımdan çıkmışlığı vardır bu sözün, birden fazla. Bu da bizi edebiyatın, sinemanın en sevdiği konuya getiriyor, öyle değil mi? Kader mi? Tesadüf mü?

Birkaç soru az yapıp Marmara'ya yerleşmek yerine, Ege'ye gitseydim örneğin, hayatım nasıl olurdu? Neler değişirdi? Bunlar hep varsayımsal sorular, cevabı yok ama insan merak ediyor. En çok da hayatının bir döneminde bir şeylerden memnun olmadığında merak ediyor. Bir sefer psikoloğuma demiştim, çok şey yaşadım, çok badire atlattım, 1,5 kişilik hayat zorluğu yaşamışım gibi geliyor diye. Şimdi bunca yıl sonra, geriye dönüp baktığımda, bazı şeylere daha duru, daha yargısız bir yerden baktığımda, sempatiyle kendime acımadığımda Buda'nın bize öğretmeye çalıştığı yerden bakmaya çabaladığımda şunu görüyorum. Evet ızdırap vardı. Evet çok ızdırap vardı. Hepsinin bir sebebi vardı. Ve hepsinin bir sonu da oldu. Şimdi düzlükteyim. Geçmişle helalleştim. Yaşadıklarımdan öğrenmem gerekenlere baktım. Dönüşmem gereken yerleri fark ettim. Oraları halletmeye çalıştım. İnsanın kendini tanıması en zor, en uzun yolculuk. Şimdi ben kendime iyiyim diyorum ya, belki bir sene sonra geri döndüğümde, yok yahu iyi değilmişim diyeceğim. Çünkü bugünün belirsizliğini ancak belli bir yere gelip dönüp baktığımızda yorumlayabiliyoruz. O yüzden, muhtemelen hiçbir şey değişmezdi İstanbul yerine İzmir'de okusam ve de çok şey değişirdi. Arkadaşlarım değişirdi örneğin, anılarım değişirdi, deneyimlerim, şu an olduğum yerde, olduğum kişi olmazdım. Bazı şeyleri belki daha erken keşfederdim, belki daha geç. Varsayımsal sorularla zaman kaybetmemeli belki de insan. Zihin bizi o tuzaklara çok düşürüyor, o adım yerine bu adımı atsaydım, orada sussaydım, burada konuşsaydım... Bitmeyen bir zihinsel aktivite... Hiç de yararı yok. Ben gerçek bir overthinker olduğum için çok iyi bildiğim yerler burası. Çok mesaim var, çok deneyimim. Düşüncelerime bir kaptırırsam kendimi beni rezil de eder, vezir de, iyi biliyorum. O yüzden Şiddetsiz İletişim'in gözlem basamağını çok önemsiyorum. Kendime etiket takmak, kızgınım, üzgünüm demek yerine içimde üzüntü var, kızgınlık var demenin, onları özne olarak koluna takmak yerine nesneleştirmenin fark yarattığını biliyorum. Buraları deneyimliyorum. Birinin bana şiddetsiz iletişim usulünde alan tutmasının, yargısızca dinlemesinin, birlikte düşünceleri tasnif etmenin, onları ihtiyaç ve duyguya çevirmenin önemini, kıymetini biliyorum. Bununla beraber bazen sempatiye de ihtiyaç duyuyorum, gaz verilmesine. Ah evet yakınlık mı özlüyordun sorusu yerine bira tokuşturup elini sallasan ellisi demeye de yer var hayatta. Olmalı. 

İstanbul'a gidiş dönüş gene sislerin içinden geçerek oldu. Noel pazarlarına giderken de sisin içinden geçmiştim, tek başıma. Hem aracın içinde, hem de yolda yalnızdım. Bir çift farın rehberliğinde ilerleyerek yol aldığımdan, yine de hedefime vardığımdan, bunun hayatın metaforuna çok benzediğinden bahsetmiştim. Dünkü sisin başka hediyeleri oldu. Yanımda biri varken daha az korktuğumu fark ettim örneğin. Yolda seyreden diğer araçların farlarını görmek, onları rehber alarak ilerlemenin, yolda tek başına olmaktan çok daha güvenli olduğunu deneyimledim. Neymiş, insana müttefik gerekirmiş. Aynı yolda, aynı yönde ilerleyen bir grubun içinde insan daha güçlü, daha cesurmuş. O zaman ne yapıyoruz? Aynı hayali paylaştığımız insanlarla çeviriyoruz etrafımızı. Onları kendimize müttefik kılıyor, belirsizliğin içinde bir çift farın aydınlattığı alan kadar ilerlerken düşüncelerimizi kendimize düşman eylemiyor, korkmadan yürüyüşü sürdürüyoruz. 

4 yorum:

  1. Ocak doğumlu olduğum için beni okula erken yolladılar. İlkokul ve o meşhur kolej sınavlarında pek başarılıydım da lise bir ve iki zorladıydı. Annem hep der yanlış mı yaptık, seni yaşında mı yollamalıydık diye. Ben de hem astroloji yardımı hem kendini bilme haliyle farketmezdi derim. Tabii farkederdi. Çünkü şimdiki arkadaşlarım, sınıfım, geçmişim olmazdı. Başka bağlar kurmuş, başka ilişkiler geliştirmiş olurdum. Her şey yine de olması gerektiği yere varırdı sanki. Kaderden ziyade ruhun yolculuğu diyorum.
    İnsana müttefik gerekiyor gerçekten. Bazen sisli yolu aydınlatacak bazen o siste yanyana yol alacak müttefikler. Aynı hayali paylaştığımız insanlarla yola devam :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi müttefikler seçmek de yaşla ve deneyimle gelişiyor. Herkese ihtiyacı kadar müttefik ve bolca hayal diliyorum :)

      Sil
  2. Kendini keşfetmek;yeni kıta keşfinden zor bazen , ama heyecan verici ve eğlenceli aynı zamanda.Yol hep sürsün,bazen yalnız bazen müttefikle:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mesele ritmi sürdürmek bence de. Bazen yavaş, bazen hızlı...

      Sil