26 Şubat 2026 Perşembe

Reset: 3

Reset yazılarını iki günde bir yazarak, böyle bir ritim tutturarak sürdürebilirim diye düşünmüştüm. İlk iki yazının ardından pause düğmesine basılmış gibi oldu. Yazmaya başladığım bir taslak var, esasında, bunun haricinde. Yarıladım ama bitiremedim. Yazıyı paylaşma aşamasına gelmedim. O konuların üstünden de atladım, geçtim. Geri dönesim yok. Mevlana haklı. Dünle beraber gitti, ne varsa, düne dair, bugün yeni sözler söylemek gerek. 
Asıl gündemime geçmeden önce kordondan kareler ekleyerek güncelliyorum, sevgili Leylak Dalı için, unutulmaz Çanakkale gezisinin anıları canlansın diye.  







                                                                                 *

Masumiyet Müzesi'ni izledim. Kitabı çok uzun yıllar önce okumuştum. Füsun'un trafik kazası geçirip öldüğü gelmemişti hatırıma ama Kemal ile beraber evde Grace Kelly filmi izledikleri sahnede ah dedim, geliyor gelmekte olan. Hatırlarsınız, Füsun oyuncu olma hayaliyle Kemal ile yeniden temasa geçer, Limon Film kurulur ama çok istediği oyunculuk hayaliyle ilgili hiçbir gelişme yaşanmaz. Feridun kendi yolunu çizerken Füsun iyice eve kapanır. Güzellik yarışması, üniversite, oyunculuk hiçbir hayalini gerçekleştirememiş, yaşama tutkusu adeta kanından çekilmiştir. Evde oturup yemek yiyip televizyon izledikleri esnada Grace Kelly'nin araba kullanmasına duyduğu hayranlıktan bahseder. Araba kullanmayı özgürlükle bağdaştırır. Sohbetin bir yerinde Grace Kelly'nin filmin çekildiği yerde, bir sene sonra araba kazasında öldüğünü söyler. Kemal ile direksiyon dersleri başlar. Hayalini kurduğu şeylerden yalnızca araba kullanmayı başarır ancak kendi kullandığı arabanın yoldan çıkmasıyla ölür. Belki de seçimi ele aldığı yegâne şeydir, hızlanmak, frene basmamak... Çok net değildir veriler ama böyle yorumlamak da çok yersiz kaçmaz. Dizi üzerine çok yazılıyor, yorumlar yapılıyor, parodiler çekiliyor. Yığınla reels gördüm. Kimi komik, kimi yavan. Ben dizide en çok Sibel'i sevdim sanırım. Oyunculuğunu, kendini zarifçe taşımasını, Kemal'e yardım çabalarını, olmadığını anladığındaki haklı, kararlı, tutarlı, zarif isyanını ve özsaygısını yitirmeden zerafetle kendi yoluna gitmesini, seçim yapmasını ve mutluluğu yakalamasını... Sevgili Neslihan'ın reset yazısında dediği gibi: "It takes two to tango." Kesin bilgi!
                                                                       *

Hamnet'i de izledim. Görüntülere bayıldım. Jessie Buckley'in oyunculuğuna da. Filmin konusu gerçeği mi yansıtıyor, bilmiyorum. Tarihçiler arasında da William Shakespear'in hayatına dair net veriler yok. Bununla beraber bu tahmin, gerçekçi kurgu filmin yas ve yeniden yaratım sürecine dair kuvvetli sözler üretmesine vesile olmuş. Büyük büyük sözler söylemeden, bağırmadan, trajediye yaslanmadan diyeceğini anlatıyor, izleyiciye de aktarıyor. Ben Shakespear'ın baba Hamlet'in hayaleti rolüne çıkmasını metaforik anlamda etkileyici buldum. Oğul Hamlet'in sahnede ustaca kılıç sallaması, evlat Hamnet'in babasıyla sahneye çıkma arzusunu gerçekleştirmesine yordum ve avundum. Zehrin kanına karışması sonucunda can veren Hamlet'in ardından oyunun "and the rest is silence..." cümlesi daha da dokundu bana. Çocuk kaybının ardından ebeveynlik halleri bu olsa gerek diye düşündüm. Kitabı okumadım. Okumayı da düşünmüyorum. Film beklentilerimi karşıladı. Bu da yeterli. 
                                                                     *
Hamnet için avmye 20 dakika kadar erken gidince D&R'a girdik. Raflar arasında gezinirken Onur'un (Çalı) yeni deneme kitabı Mahsus Selam'a rastladım. Arkadaşım selam vermiş, almayayım mı? Onur'un Parşömen'e düzenli olarak yazdığı Dünlük'leri duymayan var mı? Yazar, günlüklerine dünlük diyor çünkü yazıp bıraktığımız anda geride kalıyor, düne ait oluyor ama geçerliliğini kaybetmiyor. Okumayı, yazmayı, film izlemeyi, eski yazarların günlüklerinin, denemelerinin peşine düşmeyi seven bir yazarın günlük hayata dair notlarını okumak, ayak üstü sohbet etmek gibi biraz da. Ben severek okumaya başladım. Hatta, reset serisiyle beraber giriştiğim zihinsel detoksumun yakıtı oldu. Şöyle: Ben başak burcuyum efendim. Düşünmek, aşırı düşünmek, veri yetersizken bile analiz etmek benim ata sporum. Kendimi aynı düşünceler içinde geviş getirirken buluyorum sık sık. Veri sahiden yetersiz. Bir duvarın önündeyim. İçeriden sızan tek ses yok ve ben düşünerek duvarın arkasında ne olacağını bulmaya çalışıyorum. Öyle bir hâl. Böyle resmettim ki, çıkayım bu düşünce sarmalından, sessizliğin de bir cevap olduğunu kabul edeyim. Düşünceler, insanın bir sandığa kilitleyip üzerine fil oturtabileceği ve sonsuza kadar kaybedebileceği bir şey değil. Bir ezgi, bir sosyal bağlantı, bir soru, günlük hayatın içinde küçücük bir an, geliyor, bazen özlemle, bazen kayıp hissiyle, bazen ezici, bazen yorucu, bazen sakin bir kabullenişle ama geliyor, illa ki, orada didişmeden gördüm seni, diyerek, verinin yetersizliğini kabul ederek ve kendi hayatımın akışının ritmine uyarak, birkaç sayfa daha okuyarak,  sürdürüyorum detoksumu. İyi de gidiyor. Kötü kişi olmuyorum bu sayede kendimle. 
                                                                       *
Reset serisi başlamadan kısa süre önce son verdiğim bir ilişkim var. Bir arkadaşımdan evde reformer pilates dersi alıyordum. Dağınık, esnek program beni birkaç kez zorladı. Yeni bir seçim yaptım. Üç ay fitness üyeliği yaptırdım. O süre dolarken arkadaşım işinden ayrıldığını, evdeki dersleri sürdüreceğini söyledi. Yeniden başladım ve yeniden hemen ikinci, üçüncü derste aksaklık belirdi. Saat konusunda anlaştığımızı sanıp aslında sözleşmediğimiz gerçeğiyle karşılaştım. Ders saatine 40 dakika kala. Sen yanlış anladın ile başlayıp uzun uzun paragraflarca süren açıklamalar karşısında çok şaşırdım. Çünkü antrenör-danışan arasındaki diyalog kusura bakma yanlış anlamışız birbirimizi dersi ne zaman yapalım ile sürmeli ve hızla yeni bir saat belirlemeliydik. Ben o gün, üzerimde de tayt olduğu için doğruca parka gittim. Hem hareket etmeye hevesli ve hazır bedenimin ihityacını karşıladım hem de bunca suçlama karşısında şoke olmuş, uyarılmış sinir sistemimi regüle ettim, ağaçlara bakmanın, kuş seslerini dinlemenin,  şehrin uzamış bitki çitlerinin ardına saklanmasının, insana iyi gelen, sakinleştiren bir yanı var. Yürüdüm. Durumdan uzaklaştım. Sonra konuya mecburen yeniden yaklaştım. Çünkü söylenen onca sözün üzerine sessiz kalmıştım, bir seçim yapmak ve deklere etmem gerekiyordu. İyi kötü, haklı haksız, hoşgörülü hoşgörüsüz duailitesine girmeden, düzenli hareket etmek istediğimi, bu stratejinin benim için işlevsel olmadığını, emekleri için teşekkür ettiğimi söyleyerek bitirdim bu bağı. Sınırlar ve sabrım üzerine de düşündüm sonra. Bazen, çoktan bitmesi ya da en azından sınırlandırılması gerekeni bitirmediğimi, sessiz kaldığımı fark ettim. Buralar yeni fark etme ve büyüme yerleri benim için. Bu gece deneyimledim daha, çok yeni. Duygusal olarak kışkırtma ve duyguları yükseltme alanında ihtisas yapmış, hayatımda artık etkin olmayan biri ile işbirliği yapmak üzere bir aradaydım. Bir de baktım teşhis koyuyor, suçluyor, bu algı için alan tutuyor ve bunu eskiden bildiği yerden yapıyor. Eski verilerle konuşuyorsun, dedim ve sustum. Bu kadarı yetti ezberi bozmaya. Yeri geldi, bir andan ve anıdan bahsetti, kendi davranışıyla ilgili bir örnek tutarak. Pası aldım, yeri gelmişken o günkü davranışın nezaketten uzaktı, hoş değildi, dedim. Bir telafi beklediğimden değil, duygularımı muhataplarına söyleme konusunda yol katetmek istediğimden. İşte bunlar hep yeniden yapılanma. Reset yani.
Kavganın ortasında yılgınlığa kapılmadığım, yüreğimi karartmadığım, hikâyeyi satın almadığım için memnunum, gururluyum. Üzerine bolca yargı etiketi yapıştırılmış o paketi almadım. Evime, iç dünyama taşımadım. Yolda arkadaşlarıma uğradım. Kısa bir sohbet, çay molası aldım. Kendimi ağırladım, düzenledim ve eve vardım. Her moladan ve yeniden yapılanmadan sonra insanın vardığı yer kendisi ve evidir zaten. O zaman temenni tek ve biricik. Bugün yolunuz eve çıksın hep eve. 









4 yorum:

  1. Aldığınız karardan ötürü kutluyorum, en iyisini, en doğrusunu yapmışsınız. Ben şu yaşa geldim hala yapamıyorum, tam çıkarmaya karar veriyorum birini hayatımdan geçmişteki ufak bir yakınlık, bir yardım, bir iyilik ket vuruyor. Niye vuruyor ki, çok daha fazlasını ben de ona yapmışımdır aslında. Sürekli bu küçük sinsiliklerin üstünü örterek ilişkiyi sürdürmeye çalışmak çok toksik, deş yarayı bitir yahu. Sanırım bizim kuşağın yetiştirilme tarzı, annem her karmaşık ilişkide suçu kendimizde aramamızı söyledi, bilinçaltına nakşoldu sanırım.Genetiğe işledi. Neyse ki geçenlerde birisi kendiliğinden çıkıverdi hayatımızdan, aman ne ferahladık :)
    Dert dökesim varmış, eh reset yazısına resetli yorum yapmış oldum. Çok sevgiler yolluyorum ve Kordon da çekilmiş bir fotoğrafı hala bekliyorum, geçmişte kalan ve tek fotoğrafımın olmadığı o şahane Çanakkale tatilimizi anımsamak adına...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız valla. Çuvaldızı kendimize batıra batıra bir hâl olduk. Ay boyu bekliyorum resetli yorumları :)
      A yollamadım mı ben size kordon fotoğrafı? Derhal yazının içine ekleyeyim birkaç tane!

      Sil
  2. Geldim, gördüm ve çok mutlu oldum. Çok sevdiğimiz ahbaplarla yaptığımız ve çok keyifle döndüğümüz bir geziydi. Çok isterdim tek bir fotoğrafım olsun, babam makineyi evde unutmuştu. Her plaj dönüşü "Şoför amca yavaş Kordon'u dolaş" diye bağırırdı koca koca adamlar, müthiş neşeli bir gruptuk. Hafiften içim sızladı. Hepsi gittiler başka bir diyara, gençler çok yaşasın diyelim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel anılar... Yolunuz düşerse bol bol dijital fotoğraf çeker, o günleri yad ederiz.

      Sil