Havalar ısınacak, bahar geliyor derken sıcaklıkların giderek düşmesi, özellikle bayram tatilinin soğuk geçmesi fiziksel ve ruhsal dayanıklılığımı düşürdü. Bayramı vesile edip hazır üç gün evde olacakken günübirlik bir yere gitme planı da soğuk karşısında rafa kalktı. İlk gün aileyle kahvaltı, ikinci gün lise arkadaşlarıyla akşam yemeği, üçüncü gün evlenip şehir dışına taşınan eski asistanım ve ailesiyle dışarıda görüşmeyle geçti. Küçük kızıyla tanışma imkânı buldum, koynuma sokulması, başını omzuma yaslaması karşısında içimin yağları eridi. Elimden geldiğince dışarıda yürüdüm. Doğum günümde hediye gelen binlik yapboza giriştim. Yapboz açılınca bir kez evde, ahali kayıtsız kalamıyor. Kedim gelip gelip üstüne yattı, kızım ucundan tuttu. Hafta içi bitirdik. Bir parça eksik. Soyut bir tablo çıktı ortaya. Çerçeveletip asılacak kadar güzel bir seçim. Ama saatler boyu üzerine eğilmek, parça seçmek, yeri yerine yerleştirmeye çabalamak belime hiç de iyi gelmedi. Aman aman belim koptu sızlanmalarıyla yerimden kalktım çoğu zaman.
Soğuk, üşümek, ısınamamak, bel ağrısı derken eksik parçayı buldum. Uzun zamandır hamama ya da masaja gitmiyorum. Pazar günü günübirlik bir tesise gitmeyi, açık havada sıcak suda yüzmeyi, üzerine masaj yaptırmayı, yemek için tasalanmamayı, önüme hazır gelenlerle karnımı doyurmayı, bahar gelmeyi mi unutmuş, nerede kalmış diye kaplıca civarında gezinmeyi kafaya koydum. Kimi zaman bu tür işletmeler, yüksek sezonda günübirlik misafir kabul etmeyebiliyor. Telefon açtım, öğrendim. Aileleri kabul ediyoruz, dedi telefondaki kadın. Kızım olmazsa, ben tek başıma da bir aile olabiliyormuşum. Onu öğrendim. Aile, erkek gruplarına kapalıyız, demenin kibarcası zaten. Bu planla keyfim yerine geldi. Pazar günü eski çalışanımı görmesem belki de bu planı yapamayacaktım. Sohbet sırasında annesinin orada çalıştığını hatırladım. İyi de oldu. Sıcak suya, şefkatli ve maharetli ellere gerçekten ihtiyaç duyuyorum çünkü.
Hayatımızdaki eksik parçayı bulmak için galiba durup düşünmek gerekiyor. Bayram tatilinde durmak buna yaradı. Üç gün mola verince çok yorgun olduğumu fark ettim. Daha çok desteğe ihtiyacım olduğu kesin. Yemek konusunda bunu alıyorum son haftalarda. Kendi mutfağında leziz yemekler, pastalar, börekler pişiren bir hanıma sipariş vermeye başladım. Böreklerin bir kısmını buzluğa da kaldırıyorum. İhtiyaç anında kullanmak için. Bu ufacık destek bile işimi kolaylaştırdı. Destek ve kolaylık için stratejiler bulmak şart. Yoksa kendimizi enkaz halinde bulmamız an meselesi. Rahatlamaya, neşelenmeye daha çok zaman ayırmaya çalışıyorum işte bu yüzden. Cumartesi akşamı aynı ekibin doğaçlama tiyatrosuna gideceğim ikinci kez. Yanıma kızımı ve arkadaşlarımı da katacağım bu sefer. Geçen sefer çok gülmüştük. Gözümden yaşlar akmış, yanaklarım gülmekten acımış, bir ara öksürmeye bile başlamış, gecenin sonunda çok memnun, biraz da heves duyarak, imrenerek ayrılmıştım oradan. Yaratıcılığı ortaya çıkaran işler hepimize iyi geliyor bence. Bu ara yazma arzusu daha sık yokluyor içimi. Şu hayalini kurduğum ama ortada ne karakter ne öykü fikri bulunan çocuk romanı yazma fikri çok çekici geliyor. Yazmanın formülü belli: yazarsan yazarsın. Bahar ve yaz aylarında dışarı çıkmak evde oturup yazmaktan daha cazip, orası kesin. Ama dışarı çıkmanın da insanı hikâyeye çeken bir yanı var. Belki bu pazar ve sonrakiler bir hikâyeyi ucundan tutuşturmak mümkün olur ve bir eksik parça daha yerli yerine oturur. Yazmayı, bir kitap bütünlüğünü ortaya çıkarmayı çok özledim çünkü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder