Ramazan geldi. Yeniden. Bugün ilk gün.
Birkaç gündür yumurta kapıya dayanıncacılar giriyordu, günlük akışa, son dakikaya bırakılan diş çekimleri, şunu hallet de gerisi bayramdan sonraya kalsınlar... Bilirsiniz işte, her zamanki denge kurma işleri, önceliklendirmeler...
Ramazan bedenle, zihinle, dille yeniden, daha özenli bağ kurma zamanı bana göre. Detoks zamanı, sadeleşme, içe bakış zamanı. Bu yazıların, hatta başlığın zamanlaması, içeriği öylesine belirlenmiş değil. Sevgili Neslihan'ın içeriğini belirleyip davet ettiği Reset serisinde ben de içe döneceğim, yavaşlayıp kendimle yeniden bağ kuracağım.
Bir süredir yapmaya başlamıştım esasında. Beni heyecanlandıran, heveslendiren bir yeniden tanışma vesilesiyle aralıklarla kendimi yokluyorum son aylarda. Tutkuya, dürtüye, isteğe kapılmadan, sürüklenmeden, dengemi, odağımı yitirmeden, bu heyecanı bir yakıt olarak hayatıma almayı, fitilini tutuşturduklarımla kendim olmayı, merkezimde kalmayı, objektif bir yerden gözlem yapmayı deniyorum. Her temas ve temassızlık iz bırakıyor. Duygularımın, ihtiyaçlarımın farkındayım, onların ilettiği mesajı alıyor ve fakat sağduyumu bir kenara bırakmıyorum. Hayatın bana bu konuda fazlaca vaadi yok, anlıyorum. Her zaman kazanacağız ve muradımıza ereceğiz diye bir şey yok. Öyle değil mi? Hoş bu kazanma/kazanmama meselesi değil. Daha çok zamanlama ve uyum meselesi. Burada eşzamanlılık yok gibi duruyor. Yine de başladığımdan daha iyi bir yerdeyim. Yeniden sevebilme ihtimaline kendini açan cesur kalbimden öpüyorum ve daha derinden kurduğumuz, daha hakiki bağa bakıyorum. Romantik olmayan bir yerden, yeniden, ilk kez kurduğumuz, doğrulttuğumuz o bağ, sahici olan sayesinde daha iyiyim, neşeliyim, canlıyım. Daha kolay harekete geçiyorum. Daha az üşeniyorum. Dava hevesliyim ve de coşkulu. Biraz da hassas. Bu yüzden bazı şarkılar daha çok dokunuyor kalbime. Sözleri can evimden vuruyor. Bir daha dinliyorum, bir daha, bir daha. İşte onlardan biri:
Bir yabancıyı kıymetliye çeviren hayat karşısında şaşıp kalıyorum. O her şeyi başlatan ilk ânı hatırlamaya çalışıyorum. Nereye kadar gidebilirsem artık. Bir yerde sezmeye başlayınca verdiğim değeri, içimde duyduğum daha yakından tanıma hevesini, daha bilerek, fark ederek geçiyor dakikalar, damla damla doluyor, sızıyor günlerimden içeri, beraberinde şarkılarla... İçeride kocaman bir sıçramaya vesile olduğunu fark ediyorum, ufkumu açtığını, kalbimi genişlettiğini... İlk cemre de düştü. O zaman hoş geliyorsun bahar, sonra da ver elini sarı, sıcak yaz.
Geçenlerde canlı bir konserde dinledim Kiremitçi'yi, normalde müziğini dinlediğim biri değildir, polisiyelerini seviyorum. Konserde de biraz kibirli bir hava sezdim ama belki bana öyle gelmiştir. Gitme sebebim, üniversitede çok sevdiğim ve 29 yaşında kaybettiğim bir arkadaşımın yıllar sonra bulduğum kızıyla bir evlilik yapmış olması. Hatta ölen arkadaşımın adını taşıyan bir de kızları var küçük. İçimden arkadaşımın yerine boşanmış da olsa damadını görsün benim gözüm aracılığı ile duygusu geçti. Saçma belki ama o an öyle geldi, zira acısı hala kalbimde. Bu şarkı çok güzel ama...
YanıtlaSilİlk cemreyle başlasın bahar umudumuz, hevesiniz ve coşkunuz artsın eksilmesin...
Çok genç yaşta kaybetmişsimiz arkadaşınızı. Yattığı yer incitmesin. Ne güzel bir anma olmuş. Torunu ve kızının uzun ve mutlu bir ömrü olur dilerim. Gelsin ve sürsün bahar, hepimiz için 🙏
Sil