3 Mayıs 2026 Pazar

Pazara ve yeni aya merhaba

Makinede yuvarlanan, sarmaş dolaş çamaşırların çırpıntısı, telefondan yükselen yumuşak, şefkatli ezgi, kahve kokusu, görme çilesi, evin içinde gözlük bulmak için atılan turlar, toplanmayı bekleyen çamaşırlar, iki kolunu gökyüzüne açmış dur durak bilmeden üzerine serili giysileri taşıyan kurutmalık, gün boyu gidip gelip atıştırmak için kaldırılmamış kahvaltı sofrası, sessizliği paylaşmak, kendinle meşgul olma konforu, ev hali, pazar gününün kendine has yavaşlığı... 
Saat 13.51. Hava kapalı, serin. Yağmur atıştırıyor. Her zamanki alışkanlıkla kordonda bir tur atıyorum. Kapişonum başımda. Ellerim cebimde. Fosforlu yeşil montum sırtımda. Parlıyorum. Rengi yüzünden elden ele dolaşıp bende kalıyor. Geçiriyorum sırtıma. Seviyorum dahası. Rengini, parlaklığını, dikkat çekmesini... O her daim sosyalleşmekten yorulduğu anda kendine dönen, bundan da memnun olan biri için tuhaf mı? Bilmem, değil, belki de... Hayat dualiteden ibaret değil neticede. Gökyüzü gibi değişken, salınan bir yapıda, bir uçtan diğerine sallanmak gibi yaşamak... Kontrol etmek, her şeyi bilme çabası salınımı bozuyor. Dönüp dolaşıp bu yönümle yüzleşiyorum. Bazen hiçbir işime yaramayacağını bildiğim konularda yüzleşmek, durumu netleştirmek, etiketi yapıştırmak ve yola devam etmek istiyorum. Psikoloğum spesifik bir konuda bunu yapma eğilimimi dile getirdiğimde "Bu size ne fayda sağlayacak?" diye sordu. Kendimi bildiğim, durumu doğru okuduğum bir konuda, beklentisizlik içindeyken sahiden şart mı bu? Böyle kararlar da yazılar gibi, üzerine en az birkaç gün uyumak gerekiyor. Uyuyup uyanınca netlik elde etmeye dair düşüncenin yakıcılığı da kalmıyor. En güzeli hayatımın içine yuvalanmak. Pazara gitmek, enginar, bakla, çilek almak... Dün yaptığım gibi..
Dün iş çıkışı arkadaşımı aradım. Ruj almak için dışarı çıkıyordu. Birlikte gittik. İki dolandık AVM'de. Ruj denedik, göz kalemlerine baktık, çekpas aldık. Semt pazarına gittik. Eve gün tabağı menüsü bırakacaktı becerikli bir kadın. Siparişin gelmesine yakın döndüm eve arkadaşımla. Çayı demlerken bir arkadaşım aradı. Dertli ve yorgun. Gel dedim, karnını doyur, içini dök. O da geldi. Üç kadın mutfak masasında toplandık. Tam da sevdiğim gibi. Çayı, böreği, kısırı, sohbeti, paylaştık. Dağılırken arabası olmayan arkadaşımı evine bıraktım. Diğeri aradı. Telefonda bir fasıl birlikteyken anlatamadığı bir mevzuyu anlattı. Sırtını sıvazladım, iyi bir arkadaşın yapması gerektiği gibi. O, gecenin kalanına hazırlanırken kordonu adımladım iki tur. Rakı sofrasında gördüm bir arkadaşımı, bir başkası fotoğraf attı şarap kadehleriyle, kulaklarını çınlatıyoruz notu ile. Cumartesi akşamları yalnızlığı diye bir şey var galiba. Dilsiz ve dipsiz bir çuval gibi bazen. İçine ne koysam yutuyor, genişliyor. 
Pazar sabahları öyle değil ama. Nerede uyanırsan uyan, umutlu, uzun. Bedeni uyandırmak için sokak çağırıyor. Bugün soğuk ve gri. Geçen pazarın güneşli, şenlikli havasından eser yok. Sokaklar sessiz. Müziksiz, renksiz, insansız... Binlerce koşucudan yoksun. Kahvaltı mekânları yavaş yavaş doluyor. Ben yürüyorum. Kızım uyanana, ayılana kadar adımlıyorum kordonu. Ellerim çantayı yokluyor. Kaç adım, kaç km, kaç kardiyo puanı olduğunu merak ettiğimden. Yanımda değil. Kim bilir evin neresinde bıraktım. Dönünce buluyorum. Yatağın üstünde sere serpe yatıyor. İki arkadaş mesajı içeriyor. Hatırlanmak güzel şey, umutlu şey. Pazar kahvaltısı hazırlamak güzel şey. Biri için sofra kurmak, her şey hazır olunca davet etmek güzel şey. Kızım nasıl hatırlayacak bu günleri, bilmiyorum. Önünde çoktan soğumuş kahvesi defterini dolduruyor. Belki onun yazması, belki Memet Baydur'un kelimeleri, bir itki çağırıyor beni yazmaya. Bilgisayarı açmaya falan uğraşmadan telefonumdan giriyorum bloğuma. Yeni ayın ilk merhabası böyle dökülüyor işte. Olduğu gibi de yayına giriyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder