6 Mart 2019 Çarşamba

DENİZCE SORULAR 3


Füsun Çetinel dördüncü çocuk kitabı Çiko'nun Seçimi'nde sirk okuluna gitmek ve büyüyünce sirkte çalışmak isteyen Seren ile yakın arkadaşı Cemo'nun hikâyesi üzerinden dostluk, büyüme, seçim yapma, seçimlerin olağan sonuçları, hayvan hakları ve hayvan sirklerinin acımasızlığını anlatıyor. 
Deniz kitabı okudu ve merak ettiklerini Füsun Çetinel'e sordu. 



Seren’in babası neden kahvaltıda bile balık yemek istiyor?

Seren’in babası; uzak yol kaptanı olduğu için zamanının büyük bir bölümünü gemilerde, deniz üstünde geçiriyor. Ambarlardaki kuru veya dondurulmuş gıdaları yemekten bıkan bir denizci ne yapar? Hemen oltasına davranır ve en lezzetli balıkları yakalar, pişirir, afiyetle yer. Herhalde bu Seren’in babasında alışkanlık yaratmış canı hep balık çekiyor…

Senin de baban kaptanmış ve kitap çeviriyormuş. Seren sen misin? Kaptan da baban mı?

Yazarlara en sık sorulan sorulardan biri. Yazdıkların senin hayatın mı? Beynimi bir kap gibi düşün. Doğduğumdan beri gördüklerim, yaşadıklarım, okuduklarım, dinlediklerim her şey her şey bu kaba doluyor. İş yazmaya gelince hayaller, gerçekler, yaşananlar, kurgular birbirine karışmış olarak satırlara akıyor. Kolaysa gel de bu karmaşada hangisi ben, hangisi Seren, hangisi Kaptan hangisi babam ayırmaya çalış!

Diğer taraftan da çok yerinde bir soru yakalamışsın Deniz arkadaşım. Belki de kendi hayatıma en çok yaklaşan kitaplardan biri Çiko’nun Seçimi’dir.

Seren’le benzeşen bir sürü yanımız var; örneğin hayvanları sevmek, sirklerde çalışma hayali, uzak yolculuklara çıkmak, kitap okumak… Bir sürü de farklılıklarımız var. Belki kimse inanmayacak, ben ablamla hiç kavga etmezdim. Bir kere şakalaşırken eline çatal saplamıştım ama o da tabağımdaki köfteyi almaya çalışıyordu ve ben köftemi kurtarmaya çalışırken olan oldu işte.

Kaptan, babama bir sürü yönden benziyor. Babam da polisiye kitap çevirileri yapardı. Yemek pişirmeyi çok severdi; özellikle deniz ürünlerini. Karada yaşamaktansa, gemide deniz üstünde yaşamayı tercih ederdi. Pipo içerdi. Türk kahvesini çok severdi. Birlikte sirke giderdik.  Kitaptaki Kaptan’dan farklı olarak; bilgisayarda değil daktiloda yazardı yazılarını çünkü o zamanlar daha bilgisayarlar icat edilmemişti. Kahvaltıda sucuklu veya pastırmalı yumurta yerdi. Muzlu krep yapmayı hiç bilmezdi.  

Seren neden büyüdüğünde ablasının büyümeyeceğini düşünüyor?

Hah! Ben büyüyünce Bayan Mükemmel de büyümeyecek mi sanki! diyerek isyan ediyor Seren. Büyümek istiyor ama bir taraftan da ablasının da büyüyeceğini ve Bayan Mükemmel’in hep ablalık yapacağını, onu gıcık edeceğini biliyor.

İspanyolcada Çiko’nun çocuk anlamına geldiğini nereden biliyorsun?

Ben İspanyolca bilmiyorum. Köpeğe isim arıyorduk. Aslında aklımda Miço ismi vardı. Tam Kaptan’a yakışacak bir köpek ismi olurdu. Ama çok sevdiğim yazar Yalvaç Ural’ın yıllar önce çıkardığı çocuk dergisinin de adı Miço’ydu. Başkasının bir şeyini çalmak gibi olacaktı Miço adını kullanmak. İnternette köpek isimlerini taradım, hatırladıklarımı yazdım, uydurdum ve upuzun bir liste hazırladım. Pek kolay olduğunu söyleyemem ama sonunda editörümle birlikte Çiko’da karar kıldık. Çiko’nun Seçimi. Her iki sözcükteki Ç harfi bir ahenk sağlıyordu söylenirken. Üstelik anlamı da- editör yardımcımız İspanyolca bildiğinden bize anlamını söylemişti- pek hoşumuza gitti.

Neden Çiko tasmasını ağzında taşıyor?

Ah, bunu birçok terbiyeli ve akıllı köpek yapar. Herhalde “Bana tasma takmana gerek yok, beni çekiştirmene gerek yok. Seni takip edebilirim,” demek istiyorlar bize. Bazen de, “Haydi ama tuvaletim geldi. Dışarı çıkmazsak şuracığa yaparım bak. Sonra beni suçlama,” diyorlar. Veya “Biraz egzersiz hiç fena olmaz. Evde patates çuvalına döndük oturmaktan,” demek istiyor olabilirler. Çiko; ailenin adaya gitmek için hazırlandığını anlayınca onu da birlikte götürsünler diye hemen kapının yanına koşup tasmasını ağzına alıyor.

Çiko nasıl çok hızlı bir şekilde Türkçe öğreniyor?

Seren Türkçe öğrendiğini sanıyor ama köpekler dört beş hatta bazen on veya on beş komutu- sözcüğü- rahatlıkla kavrayabiliyorlar. Tabii sesin tonu ve bunu takip eden el kol hareketleri de köpeğin anlamasını kolaylaştırıyor. Terrier cinsi köpekler özellikle çok zeki oluyorlar. Son olarak kolaylaştırıcı formül; SEVGİ. Köpek sevildiğini anlayınca daha çabuk öğreniyor. Aslında düşünüyorum da, biz insanlar için de böyle değil mi? Sevdiğim öğretmenlerin derslerini hep daha çok sevmiş ve daha çok çalışmışımdır.

Seren neden Piranalarla Yüzen Çocuk kitabının üzerine süt dökmüş?

Hayal et Deniz arkadaşım. Okuldan çıkmışsın. Pelten çıkmış. Kaç saat ders dinlemişsin, sert sıralarda oturmuşsun. Eve geliyorsun, rahat giysilerine kavuşuyorsun. Annen sana kek yapmış, yanında süt. Oh, masaya yayılıyorsun. Bir taraftan kek tıkıştırıyorsun ağzına, kucağında en sevdiğin kitap, lıkır lıkır süt. Kendinden geçmişsin. O kitaba süt de dökülür, kek de bulaşır. Başına her şey gelir ama olsun kitabın keyfi bazen de böyle çıkar ne yapalım. O kadar da olsun.

Neden ablası Seren’i dolaba kapatıyor, iplerle bağlıyor polisçilik oynuyoruz diyor?

Oyun oynarken kardeşler arasında böyle şeyler olabilir. Birbirlerine zarar vermemek koşuluyla tabii. Seren ablasının kurallarına uyuyor, belki de biraz korkuyor ya ablam benimle oynamak istemezse diye. Abla da ‘Ben büyüğüm oyunun kurallarını koyarım. Şu ufaklığa gününü göstereyim,’ diye düşünüyor galiba.

Kaptan’ın kahvaltıda yaptığı muzlu krepin tarifini verir misin?

Bu soruyu okuyunca canım muzlu krep çekti.

1 çırpılmış yumurta

1 bardak süt

2 yemek kaşığı sıvı yağ

2 iyice ezilmiş püre haline gelmiş muz

1 bardak un

1 yemek kaşığı şeker

2 çay kaşığı kabartma tozu

1 cimcik tuz

Un, tuz, şeker ve kabartma tozunu karıştır. Başka bir çanakta süt, sıvı yağ, yumurta ve muz püresini iyice çırparak karıştır. İki karışımı birbirine ekle. Az yağla kızdırılmış krep tavasına kepçeyle dökerek çift taraflı pişir.

Afiyet olsun!

Buraya geldiğinde “İnsanların konuşmalarını dinliyorum,” dedin.  Peki bunu neden yapıyorsun?

Çanakkale’de yaptığımız söyleşiyi kastediyorsun değil mi? İlk başta bu kulağa çok kaba gelebilir. Bize öğretilen şey insanları dinlemenin ayıp olduğu. Ama ben onları dedikodu yapmak için dinlemiyorum ki. Onların hikâyelerini merak ediyorum. Bu hikâyeleri öğrenmenin en kolay yolu onları dinlemek, hareketlerini, yüz mimiklerini gözlemek. Çeşitli defterlerim var. Bazısına konuşmaları yazıyorum, bazısına insanların giysilerini, saç, kaş, ağız veya göz şekillerini. Bazı defterlere ise farklı mekânları. Romanlarımda, öykülerimde veya şiirlerimde bu notlarımı kullanabiliyorum. Aslında insanların konuşmalarını dinlemek, hikâyeler kurmak, yazmak; onları anlamama ve sevmeme yardımcı oluyor.

Sorularımı cevapladığın için teşekkür ederim.

Ben çok teşekkür ederim Deniz arkadaşım, senin sayende kitap hakkında düşünmediğim şeyleri düşündüm. Soruların epey terletti beni.

Çiko'nun Seçimi 
Yazan Füsun Çetinel 
Resimleyen Maria Brzozowska 
Günışığı Kitaplığı 
9-11 yaş 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder