24 Mayıs 2017 Çarşamba

İLK KİTAP DOSYASI

Kitap yayımlandıktan sonra geçen zamanı iyi değerlendirdiğimi düşünmüyorum. Ne dilediğim kadar yazabildim, ne de okuyabildim. Geçen zamana hayıflanmak istemiyorum gene de. Bir Çin atasözünün dediği gibi: Bir ağaç dikmek için en iyi zaman yirmi sene öncesiydi. İkinci en iyi zaman ise şimdi.
Şimdiyi elimden kaçırmadan başlamak istiyorum. Kendi köşemde oturup okumak, yazmak, biriktirmek, bir bütünlüğe ulaşmasını beklemek... Artık yazı köşem de var malûm, küçük bir oda. Kitaplar, yazı masam, kitap okumak ve misafir geldiğinde ağırlamak için yatak da olabilen bir çekyat. Çoğu zaman kucağımda bilgisayar salonda takılsam da, dağınıklığımı çalışma odamda bırakmaya uğraşıyorum. Ne kadar gayret edersem edeyim düzenli tutamıyorum. Masanın, koltuğun üzerinde kitaplar, defterler...
Dün akşam çalışma odamda, kanapenin üzerinde oturuyordum. Kucağımda bir şiir kitabı vardı. Günde on beş dakikamı şiir okumaya ayıracaktım. Öyle karar almıştım, haftada bir gün annemle kahve içmeye çıkacak, bir gün Deniz ile dolaşacak, bir gün de kendimi gezdirecektim. Beden farkındalığı atölyesine gidiyordum her salı ama bu sayılmaz diye düşünüyordum. Ve kendime fazladan vereceğim iki üç saatin hesabını yapıyordum. Kızım yanıma geldi. Koltuğun üzerinde çizdiği resmi buldu. Heyecanı, yüzüne, gözlerine yansıyordu.
"Anne yazacağımız kitap için mi ayırdın bunu?"
Kullanmak istediği resimleri bir dosyada saklayabileceğini söyledim. Dudaklarını büzdü. Bir dosyası olmadığını anladım. Yerimden kalktım. Kitaplığın altındaki kapaklı dolabı açtım. İlk kitabıma ait öykülerin bulunduğu dosyanın içini boşalttım. Ona uzattım.
"Al, bu senin olsun. İçine saklamak istediğin resimleri koyarsın."
Gittiğim eğitimlerden birinde aldığım üzerinde otel amblemi ve ismi olan basit, karton dosyalardan biriydi. Etkilendiğini görebiliyordum.
"Anne içinde bir sürü kâğıt varmış," dedi çıkardıklarıma bakarak.
Son vurucu darbeyi yapmak ister gibi "Önemli değil, onlara bir başka yer bulurum sonra," dedim.
Odasına koştu. Şiir kitabı kucağımdaydı hâlâ. Ayaklarımı uzattım. Rastgele bir sayfa açtım. Dizelerin içine giremedim bir türlü. Ulana ulana bir çocuk romanına dönmesini umduğum metni düşündüm. Yazmaya başlayabilmenin heyecanı ve mutluluğuna korku karıştı kısa sürede. Gözlerimi kapatıp düşünmeye koyuldum. Bu şekilde ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Deniz geldi. Elinde dosyayı tutuyordu. Kapağını açtı. Her iki kapağın içine daha önceden çizip sakladığı resimleri yapıştırmıştı, yan yana, alt alta, rengârenk, ışıl ışıl parlıyordu. Bir noktasından kartona tutturulmuş kâğıtlar, dosya hareket ettiğinde kanatlarını çırpan kelebekler gibiydi. Koştu, bir A4 kâğıt getirdi. Sayfanın solu, yukarıdan aşağı kelimelerle doluydu. Al, at, ak, an, ad, ata, ala, ama... Sayfanın en üstünde kocaman harflerle kendi adı yazıyordu: Deniz G.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder