29 Kasım 2017 Çarşamba

ŞEFKATLİ ANNE GÜNLÜĞÜ:2





Çocukla Barış, Bodrum BBOM Öğretmen Okulunda tanışan Özenç, Özge ve Gülesra öğretmenlerin orada öğrendikleri, araştırdıkları, derinleşmek istedikleri konuları ve sınıfa taşıdıklarını paylaştıkları dijital bir platform. 
Farklı yerlerde, farklı koşullarda çalışan üç öğretmen Sura Hart'ın rehberliğinde çıktıkları yolculuğu "Şefkatli Öğretmenin Günlüğü" köşesinde hafta hafta paylaşıyor. Gündemin ağırlığından kaçmak, umudunu arttırmak, çocuklarla ilişkilerinde fark yaratmak isteyen ebeveynler ve öğretmenler için küçük tavsiyelerle dolu günlükleri, kendi pratiğimize dökebilmek, sürecimizi gözlemlemek için bu şablonu kendi ev hâlimize uygulamak istedim. Adını da Özenç, Özge ve Gülesra öğretmenlerden ilhamla "Şefkatli Anne Günlüğü" koydum. 

Sura Hart ne diyor? 
Öğrenmek öğrenciler için sınıfa getirdikleri bir sürü ihtiyaçtan sadece biridir. İlişki tabanlı bir sınıfta; güvenlik, güven, öğrencinin ihtiyaçları, öğretmenlerin ihtiyaçları ve iletişim biçimleri kullanılan müfredat için tarih, yabancı dil, fen bilimleri ve diğer akademik konular kadar önemlidir. 
Sınıfta izlediğiniz müfredat bu değerleri nasıl yansıtıyor? Kullandığınız müfredatta bu değerleri daha güçlü yansıtmaya yarayacak değişiklikler yapmak ister misiniz?

Ben ne düşünüyorum?
Deniz öğrenmeye açık, meraklı, dikkatli, sorgulayan ve soru soran bir çocuk. Dolayısıyla "öğrenmek" büyütülecek bir mesele değil; okula gitmenin olağan sonucu. Güven ve güvenlik konusu, akademik başarıdan daha önemli çünkü Deniz ancak güvendiği ortamda kendisini açıyor ve iletişim kurmaya hevesli hâle geliyor. Beni tanıyan insanların, benim kızım olduğunu bildikleri için onunla tanıştıklarını ve konuşabilecekleri varsayımında bulunmalarını kesinlikle hoş karşılamıyor ve cevap vermiyor. Sorular peşi sıra gelmeye devam ederse rahatsızlığını bağırarak gösteriyor. Bu aşamaya gelmesi beni de zor durumda bırakıyor ve utandırıyor. Toplumun beklediği gibi ona sesli olarak ne söylemesi gerektiğini dikte ediyorum. Sözlerim Deniz'i utandırmak, direnç geliştirmesini sağlamak ve her ikimizi de strese sokmak dışında bir işe yaramıyor. "Seni tanımaları önemli değil. Benimle tanışmadılar ve ben tanımadıklarımla konuşmam" diyerek adım adım tanışmak, güven duymak, akabinde iletişim kurmak istek ve ihtiyacında olduğunu açıkça dile getiriyor. Bu netlik karşısında Deniz'i duymak, onu olduğu gibi kabul etmek ve zorlamamak gerektiği kanısındayım. Ve fakat aynı sebepten onu kalabalık bir sınıftan sakınmam gerektiğine de kuvvetle inanıyordum. Okulların açılmasının ardından kısa zamanda kaygılarımın yersiz olduğunu gördüm. Deniz 28 kişilik sınıfın içinde olduğu gibi duyuluyor, görülüyor.

Deniz'in geri bildirimi ne?
Deniz öğretmenine güveniyor. Ona şakalar yapmaktan hoşlanıyor. Oturma düzeninin sık sık değişmesini, yeni sıra arkadaşlarının olmasını olumlu ve heyecanla karşılıyor. Arkadaşlarıyla sıcak, paylaşmaya ve güvene dayalı bir ilişkisi var. İlkokul ona daha fazla özgürlük alanı açtı. Hâlinden memnun.

Sonrasıyla ilgili ne düşünüyorum?
Deniz'in etrafındaki yetişkinlerin ona bazı tavsiyeleri var: erken yatmak, dengeli beslenmek, eve gönderilen alıştırmaları yapmak vb. Deniz'in bunları zorunluluk gibi görmesini istemiyorum. Ona, bu tavsiyelere uyduğunda edineceği kazanımları fark etmeyi, bu kazanımları kendi cümlesiyle açığa çıkarmayı ve olumlu bakış açısı edinmeyi öğretmek istiyorum. Bu istek arabada giderken dile getirdiği bir hayal kırıklığının ardından kendi içimde yaşadığım kızgınlık duygusuna bakarken spontane gelişti.
Deniz yeni dergiyi okula götürmeyi unuttuğu için, öğretmenin o gün okulda yaptıkları çalışmaları evde yapmasını istediğini, ben evde kitap okuyarak eğlenirken onun ders yapmak zorunda kalacağını, bunun haksızlık olduğunu söylüyordu. Bu serzeniş beni kızdırdı çünkü işten erken çıkmıştım. Servisle ofis yerine eve dönmüştü ve birlikte dışarıda yemek yemiş, gezmiş, hoş vakit geçirdikten sonra eve dönüyorduk. Biraz söylendikten sonra, beni neyin rahatsız ettiğini fark ettim (tüm bu emeğin ardından biraz takdiri hak ediyordum). O zaman onun da hayal kırıklığını dile getirdiğini duyabildim. Onun olumsuz bir duygusunu kendi daha güçlü olumsuz duygularım (kızgınlık ve usanmışlık) yüzünden görmezden gelemezdim. Bunu fark etmek beni sakinleştirdi. Davranışlarımızın sorumluluğunu üstlenmekle ilgili kendimden bir örnek vererek kontrolü elime alabildim.
Ütü yapmayı sevmiyorum. Bununla beraber senin okul, benim iş formamın temiz ve ütülü olmasını önemsiyorum. Ütü işini para karşılığında bir başkasına yaptırabilirim ama kendim yapmayı tercih ediyorum. Böylece bu parayla seninle her hafta dışarıda güzel yemek yiyebilirim  çünkü seninle dışarıda vakit geçirmeyi, değişik yemekler yemeyi seviyorum. Bu yüzden ütüyü kendim yapıyorum.
Bir müddet çalışmaların ona kazandıracakları hakkında sohbet ettikten sonra Deniz kendi cümlesini buldu.
"Dergideki çalışmaları yapacağım çünkü bana okuduğun eğlenceli kitapları kendim okumak istiyorum. Dışarıda yemek yerken menüyü okuyup anneannemi şaşırtabilirim çünkü o benim hangi harfleri öğrendiğimi bilmiyor." 
Bu, sürdürmek istediğim bir çalışma.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Bu aralar yoyo gibiyim. Bazen kendimi fazlasıyla yorgun ve bezgin hissediyorum, bazen de coşkulu, umutlu, iyimser. Deniz'e davranışlarının sorumluluğunu almayı, duygularının farkına varmayı, bunları dillendirmeyi öğretmeye çalışmak benim için önemli ve de zor. Zira kendi duygularımın farkına varmak, onları çeşitlendirmek ve dillendirmek benim de acemisi olduğum bir konu. Aslında hayal kırıklığı olarak dillendirebileceğim pek çok meseleye sessiz kaldığımda, geçiştirdiğimde bunun katlanarak büyüdüğünü, öfke ve bezginliğe dönüştüğünü görüyorum. Belki her akşam uyumadan hemen önce birbirimize yönelttiğimiz "Bugün en güzel ne oldu?" sorusunun yanına "Bugün içinde en güçlü olan duygu neydi?" sorusunu ekleyebiliriz. 

Şefkatli Anne Günlüğü 1


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme