Havaalanında
Kimliği ve pasaportu yenilettim. Siftahı yapmak üzere A7 nolu kapının önünde bekliyorum. Yüzüm kapıya dönük oturuyorum. Bacaklarım kabin tipi bavulumu üzerinde hem dinleniyor hem de kulaklığımdan yükselen ritme uygun salınıyor.
Erkenden geldim. Bayram tatili neme lazım. Kalabalık falan olur diye düşünerek. Geçişler hızlı ve zahmetsizdi. Napzone'da da yer buldum. Uzanma koltuğuna yerleştim. Her ihtimale karşı saatimi kurdum. Belki içim geçer, uyuklarım diye. Ama kitap okumayı tercih ettim. Dört günlük tatilde istikamet Tiflis olunca tercihim bir Gürcü yazardan yana oldu. "Ben, Ninem, İlik ve İlarion" Nodar Dumbadze'nin otobiyografik ögeler taşıyan bir romanı. Ninesiyle köyde yaşayan Zu Riko'nun maceraları bana "Babam ve Oğlum" filmindeki babaanne torun ilişkisini hatırlattı.
Uçakta
"Nuremberg" filmini izledim. İkinci Dünya Savaşı sonrası üst düzey Nazilerin işledikleri insanlık suçları nedeniyle uluslararası mahkemede yargılanmalarını, ilk kez savaş suçlusu kavramının ortaya çıkmasını anlatan tarihi, siyasi, psikolojik bir drama. Hukuk, savaş tarihi, propaganda, psikoloji, faşizmin yükselişi gibi konulara ilgi duyanların seveceği bir yapım.
Film Hermann Göring ile Amerikalı askeri psikiyatri uzmanı Douglas Kelley arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Douglas Kelley tarihi bir kişilik.
Nuremberg'e Nazi liderleri ile çalışması için davet ediliyor, onlara İQ testleri, Rorschach testleri uyguluyor, kişilik analizleri yapıyor, çalışmalarını ileride kitaplaştırmak üzere ayrıntılı olarak tutuyor Göring'e yaklaşımı, ona duyduğu merak, dehşet, konuşturma arzusu, istediğini almak için karısı ve onun arasında mektup taşıması, Göring'in karısı ve kızıyla geçirdiği zaman filme derinlik katıyor. Göring'in zekası, insanları etkileme becerisi, sıradan insanların suç makinesine dönmesi gibi unsurların başarıyla incelenmesin yanı sıra müttefiklerin adalet mi intikam mı ikilemi, ilk kez savaş suçu kavramının ortaya çukarılması için verilen çaba da ilgiyle izleniyor. Orjinal olduğunu düşündüğüm siyah beyaz sekans lardan renkli ve geçişler de bize tarihi bir gerçeğe baktığımızı hatırlatıyor.
Douglass Kelley sonunda gerçekten de bu konuda bir kitap yazıyor. Profesyonel görüşü Nazilerin canavar olmadığı, insanlıktan kopuk sosyopatlar olmadığı, son derece normal ve sıradan oldukları yönündedir. Asıl tehlikenin uygun koşullarda sıradan insanların neye dönüşebileceği ihtimaline dikkat çekmeye çalışıyor ancak günün koşulları buna uygun olmadığı için kitabıbın tanıtımıyla ilgili açıklamaları ilgi çekmiyor onun da sonu Göring'inki gibi oluyor.
Tiflis'te
Sabahın erken saatlerinde vardım. Yorgunluk, para biriminin yarattığı kafa karışıklığı nedeniyle taksici kazığıyla başladım güne. Havaalanında söylediği ücretin üç, dört katını istedi. Onun istediği kadarını vermedim ama yine de fazladan para da kaptırdım. Tiflis'te bolt uygulaması çok yaygın ve ucuz, siz benim gibi tongaya düşmeyin, baştan yükleyin ve oradan araç çağırın.
Otele saat yedi gibi gelince bavulumu emanete verip biraz dolanayım dedim. Saat üçte geri döndüm. O araya kahvaltı, eski şehir sokaklarında dolanma, Kvarts kafe'de kahve molası ve portre çizimi, füniküler ile Mtamindsa Parkı'na çıkış, dolaşma, öğle yemeği, Dry Market dedikleri bit pazarını sığdırdım. Odama yerleşip duş aldım. Dinlendim. Otelin yakınlarında bir akşam yürüyüşü yaptım. Kısa yürüyüşte amaç aynı yoldan geri dönmekti. Binalara, dükkanlara, heykellere, duvar resimlerine bakarak, dikkatimi vererek yürüdüm. Aynı yolu geri dönmek göründüğü kadar kolay değil. Mutlaka atanan bir ayrıntı çıkıyor, kaldırımın o tarafı yerine bu taragında yğrüdüpün için eski gördüklerini kaçırman, yeni ayrıntılar yakalaman hayli olası. Bir ölçüde buluyorum yolu ama bir yerde kaçırıp dolap beygiri gibi dönüyorum, uzatıyorum ve soruyorum. Bir şehri gezmek de böyle bir şey değil mi zaten?
Günün sonunda 20 km'yi aştım. Neredeyse yarı maraton mesafesini yürüyen bacaklarıma, dün sabahtan beri uyanık beni taşıyan bedenime teşekkür edip uyumaya hazırlanıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder