30 Ağustos 2019 Cuma

Yalnızca bir mevsim


Ay tırmanıyor gökyüzüne ağır ağır. Göğün öte tarafında şimdi. Karanlık çökünce şıngır mıngır ışıldayacak karşımda. Ev içlerinden günün hemen her saati dışarı taştığım, erkenden kalkmak zorunda kalmadığım, balkonda uzun saatler geçireceğim, emekliliğimin ilk yazı uzanıyor karşımda. 
Bir mevsim boyunca üzerime geçireceğim rahatlığı, hafifliği hayal ediyorum.
Balkonda kahvaltı sefalarını, güneş yükseldi haydi içeri kaçalım nidalarını, öğle uykusuna mı yatsak denize mi gitsek kararsızlıklarını, akşam çökerken yeniden ver elini balkon diyerek oturacağımız uzun ve kalabalık sofraları... Çocuklarla pişti, papaz kaçtı, kulaktan kulağa oynamayı, evden yükselen kahkaha ve mızıkçılık seslerini, karpuz, ay çekirdeği, kahve, çay servislerini, çiçeği sulamayı unutmuşuz bak gördün mü boynunu bükmüş diyerek iç çekmeleri, çiçeklerin arasından boynunu gösteren semiz otlarına sevinmeyi, hemen suya tutup yeni mayalanmış yoğurda çalmayı, kuş seslerini, dışarıdan gelen çocuk ve sokak konseri seslerini...
Olabilir. Hepsi  gerçek olabilir. Bir mevsim, yalnızca bir mevsim kırsan inadını, alsan çocukları gelsen, üç ay kalsan, enkazcının yavaş yavaş bizim sokağa ilerleyeceğini, en fazla üç ay sonra anılarımızla beraber bizim duvarların da tozunu attıracağını, yayla gibi balkondan bir saksıyı zor sığıştıracağımız Fransıza mahkum kalacağımızı falan hepten unutacağım. Sizin dijital fotoğraflarınıza, sanal albümlerinize inat tek tek çerçeveleteceğim geçen günleri. Gündüz boynunu büken, akşam her dedikoduya başını kaldıran akşam sefalarını, boş çekirdek kabuklarından yaptığımız tepeciği, yükselen ve alçalan ayın ve güneşin altında güldüğümüz her anı, bir albümün içine dizeceğim. Torunlarıma ömürlerinin en güzel yazını hediye edip gideceğim sonra. Enkazcının girmek istemeyeceği, unutulmuş bir sokağa, geniş bir balkona, sakız sardunyaların, fesleğenlerin, akşam sefalarının arasına. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder