28 Mayıs
Dün çok yürüdüm, çok yoruldum. Şehri tanımaya çalıştım. Öğleden sonra Mtasminda Parkı'nda yediğim Haçapuri o kadar büyüktü ki günün kalanında sadece su içtim.
Gürcistan gerçek bir hamur cenneti. Haçapuri bizim Karadeniz pidesine benziyor. Kayık şeklinde ağzı açık, içine yumurta kırılıyor ve bir koca dilim tereyağla sıcak sıcak servis ediliyor. Karadeniz'den bildiğim gibi hemen ucunu kopardım. Yumurtayı patlattım, tereyağını sıcağında erittim ve ekmek kısmını banarak yedim. Tam o anda pt'im'den mesaj geldi. Kalorileri bir kenara bırakıp sevdiklerimle an'ın tadını çıkarmamı diliyordu. Meali dönüşte çok çalışacağız olsa gerek. Haçapurinin yanında yerel tarhunlu bir gazoz içtim.
Gürcistan gerçek bir hamur cenneti demiştim. Fırınlarda tatlı, tuzlu çeşitli börekler, çörekler satılıyor. Sabah kahvaltımı yürürken yol üstünde aldığım sosisli pay ile yaptım. Lezzetliydi.
Meteki Kilisesi'ni gezdim. Bugünkü hedefim Gürcü Ana Heykeli, Saat Kulesi, Meidan Çarşısı, Meidan meydanı, eski Tiflis sokaklarını geçmekti. Yol beni Rike Park'a çıkarınca önce teleferiğe atladım. Bilet sırasında yandan girip görevliye soru sormaya çalışan adamı el işareti ve "Stop" demek suretiyle durdurdurdum. Bileti kaptım. Turnikeden geçtim. Kabine yerleştim. Her nerede, her ne yaşta olursan ol teleferiğe binmenin neşeli bir yanı var. Yukarıda Botanik Bahçesi, hediyelik eşya ve içecek standları var. Biraz ilerisinde ise şehrin her yerinden görülen Gürcü Ana (Kartlis Deda) heykeli var. Gürcü Ana'nın sol elinde şarap testisi, sağ elinde kılıç var. Barışçıl niyetlerle gelenler için şefkatli ve bonkör, düşmanca niyetlerle gelenler içinde gözükara anlayacağınız. Ben hemen soluna geçtim. Tarafımız belli olsun.
Gürcü Ana heykeli Tiflis'i kuruluşunun 1500. yılında, 1958 yılında Gürcü heykeltraş Elguja Amashukeli tarafından ahşaptan yapılmış. İlerleyen yıllarda açık havada bozulmaması için alüminyum ile kaplanmış.
Gürcü Ana'nın ayaklarının dibinden eski şehre doğru ağır ağır indim. Merdivenler yer yer dik ve çok. Aşağıdan tırmananları motive edici şeyler de söyledim. Özellikle de çocuklara. Ağır ağır indiğim merdivenler
Betlemi Kilisesi'nin hemen altında ise günün en keyifli keşfiyle karşılaştım. Bok-Art isimli eski bir Tiflis evi. Hem sanat galerisi hem içecek ve ufak tefek atıştırmalıkların satıldığı bu küçük dükkanda kahve içtim. Çantamdan kitabımı çıkardım. Okuduğum kitabın kahramanı Zukera'nın köyünün buna benzer evlerle dolu olduğunu hayal ederek birkaç bölüm daha okudum.
Buradan Meidan'a geçtim. Kapalıçarşı gibi denmesine aldanmayın. Küçük bir pasaj içinde şaraptan baharatlara, erik sorundan kestiler, cevizli sucuğa, minenka denilen Gürcistan'a özel takılardan resimlere kadar her türlü hediyeliği alabildiğiniz bir yer. Buradan çıkınca Gürcü mutfağından yeni bir şeyler denemeye karar verdim. Bunu da bir sonraki yazıya saklayayım.
.











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder