9 Ekim 2026 Cuma

İzi düşer: 1

Dün Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Anne Carson ile yapılan bir kısa videoya denk geldim. Homeros okumayı ve metin yazmaya  olayların ortasından başlamayı öneriyordu. Çok öneri paylaşmaya meraklı değilmiş de, ısrarlı sorulara birer yanıt vermesi icap edermiş gibiydi izlediğim küçük kesit. Nobel ödülünü aldığı sırada da evi süpürüyormuş. 

Ben de sabah sabah iki hastaya baktıktan sonra bir koşu eve gidip yerleri silerken telefon aldım. Mevzu edebiyata dair değildi. Arayan asistanımdı. Kapıdan ağrılı bir hasta geldiği için ne zaman döneceğimi soruyordu. Benim evde yapacaklarım vardı daha, hasta bekleyebilecek durumda olmadığı için gitmeyi tercih etmiş. Normal. Hayat seçimler, önceliklendirmeler meselesi en nihayetinde. 

İn medias res.

Ortadan başla! 

Saat on birde eve döndüm. Yerleri sildim. 60 derecelik 60 dakikalık programda çamaşır yıkadım. Çünkü sabah kötü bir kokuyla uyandım. Önce Sani'nin tuvaletini yaptığını ve onun koktuğunu düşündüm ama yataktan çıkıp parkedeki ıslaklığı görünce duş teknesi giderinden su taştığını gördüm. Ana banyoda da vardı ama asıl sorun benim banyomdaydı. Hemen birkaç yeri aradım. Ana gider vanasını kapattılar. Ben paspasa pis suyu emdirip emdirip bahçeye boşaltırken apartman görevlisi yaya yolu üzerinde bir kapağı açmış oraya tel sokuyor ve tıkanıklığı kontrol ediyordu. Onlar durumu kontrol altına aldı ama yatak odamın parkeleri ve banyo zemini su içindeydi. Bilirsiniz işte, bir yeri pislik bastığında temizlemek zaman alıyor. 

Kızımı uyandırdım. O giyinirken kirli havuluları, temizleme bezlerini yerlere attım. Olabildiğince hızlı sudan kurtulmaya çalıştım. Su yolunu buluyor arkadaş, önünde bent olsan, dikilsen, taşacağı, sızacağı varsa doğası gereği sokuluyor, yayılıyor. Beslenmeyi akşamdan hazırladığım için evden çıkışımız sorunsuz oldu. Okula bırakır bırakmaz eve geri döndüm. Suyla mücadelemi sürdürdüm. İşe geldim. İki hasta baktım. İki hastayı öğle tatilinin sonuna doğru kaydırdım. Tekrar eve gittim. Yerdeki ıslak paspas, bez, havlu ne varsa çamaşır makinesine girdi. Onlar yıkanırken ben de çamaşır suyu, yüzey temizleyici, çamaşır yumuşatıcısı hem hijyeni sağlayacak hem de kötü kokuyu bastıracak ne varsa kokteyl yaptım. Yerleri sildim. Yeniden sildim. Pencereleri araladım ve işe döndüm. 

Yaz başından beri yaptığım tam olarak bu, galiba. Kontrolüm dışında, sebep olmadığım pislikleri evimden, hayatımdan uzaklaştırmak. Hayat bu yaz bana metaforlarıyla geliyor. Bakınız Bir Vatozun Anlattığı. Sabah güne kötü kokularla uyanınca yaz başına ışınlandım. Yine kötü kokularla (metaforik) bir uykudan uyanmış ve afallamıştım. Gerçeğin ne olduğunu anlamam da hayli zamanımı aldı. Çünkü aksi ispatlanmadıkça karşımdakinin beyanına inanma eğilimindeyim. "Honesty is the best policy" repliğiyle büyüdüm neticede. Bununla beraber ayrıntıları yakalamaktaki maharetim, fil hafızam ve sezgilerim sen onu benim külahıma anlat diyordu. İç sesim elbette. Dış sesim kibarlığı elden bırakmıyordu. Ama gerçek de su gibi. Bir yolunu buluyor, ortaya çıkıyor. Tüm stratejisini inkar üzerine kuranları ezip geçiyor. Bir zamanlar dürüstlüğünden şüphe duymadığım, aynı yöne baktığımı, yan yana yol aldığıma inandığım birinden gelince bu özensizlik kızgınlık ve hayal kırıklığı doğal. Ara ara içimde adalet arayan yan, sesini yükseltiyor. Hak yiyenin, maskesi düşenin hesap vermesi, adaletin tecelli etmesi gerektiği inancı içimde dimdik ayakta duruyor. Ama bazen birine haksız etiketi takmaya uğraşmak yerine ışığını, sesini kısanları geride bırakmak, yola devam etmek ve ışıldamak ile meşgul olmalı insan. Kendini var etmeli yeniden. İnadına gülmeli. Bunu yapamadığı anlarda ise gücünü hatırlamak, paylaşmak ve hafifleten için yazmalı. Bir daha, bir daha...

Yarın 10 Ekim. Yeni ay zamanı. Astroloji sayfaları, bangır bangır anlatıyor, o retro, bu retro. Okurken hoşuma giden cümleler, güneşi gören su damlaları gibi, zihnime konar konmaz buharlaşıyor. Kelimeleri unutuyorum, anlamları, vaatleri... İçsel gücümü hatırlıyorum ve yazma hevesimi... Yazıyorum, yazacağım, dolduğumda, hatırlamak ya da anlamak istediğimde. Şimdilik solo, Neslihan davet ettiğinde beraber ve aynı zamanda solo. Bu yazılar daha çok geçmişte bir şey oldu, bugüne izi düştü yazıları olacak sanırım. Bir başlık vermek gerekirse izi düşer diyebilirim. Bir, iki, üç diye ilerler. Ta ki başka başlıklar belirinceye kadar.