7 Aralık 2013 Cumartesi

UNUTULAN HİKÂYESİ ÜZERİNE NOTLAR





Oğuz Atay'ın roman ve hikâye kahramanlarının ortak özellikleri vardır: Bu kişiler entelektüeldir. İnsan davranışlarının altında yatan asıl nedeni görürler. Mutsuzdurlar. Uyum göstermeye çalıştıkları zaman bile sistemle, toplumla tam bir bütünleşme yaşayamazlar. Bu kişileri “tutunamayan” olarak genelleyebiliriz.

Unutulan hikâyesinde iki kahraman vardır. Biri tavan arasına çıkan kadın (yani tutunan) diğeri de tavan arasında intihar eden unutulan eski sevgili (yani tutunamayan). Unutulan artık yaşamayan bir karakter olsa da biz onu tavan arasına çıkan kadının hatırlamaları ile tanırız.

Unutulan hikâyesi, kadın kahramanın eski kitaplara bakmak amacıyla bir gün tavan arasına çıkmasıyla başlar. Kocasının verdiği fener tavan arasını aydınlatır! Hikâye boyunca kadın geçmişinde hatırladığı olayların önemine göre bu feneri yaklaştırır ya da uzaklaştırır. Orada bulduğu eskiye ait, unutulmuş çeşitli objeler aracılığıyla bir çeşit iç hesaplaşmaya girişir. Tavan arasında unutulanlar arasında eski sevgilinin cesedi de vardır. Bunlardan yola çıkarak kadın, yaşamını, geçmişini, bugününü sorgular. Oğuz Atay, bizlere kadın kahraman aracılığıyla yaşamı, evlilikleri, insanın acımasızlığını, duyarsızlığını, vurdumduymazlığını, modern yaşamı, insanı, özünden nasıl çıktığını göstermiştir.

Öyküdeki temel izlek: İnsanın yaşamın olağan akışı içinde pek çok şeyi ıskalaması, kendisi için önemli olması gereken pek çok şeye duyarsızlaşıp yabancılaşmasıdır.

Hikâye, kadın karakter ve onun iç konuşmaları üzerinden ilerler. Orta yaşlarındaki bu kadın iki evlilik yapmıştır. İki evliliğin arasında unutulan sevgili ile bir aşk yaşamıştır. Şu an yaşadığı adamın ikinci kocası olup olmadığına dair çok net bir bilgi verilmez. Ancak ikinci kocasıyla birlikte yaşadığını varsaymak hikâyede bir anlam bozukluğuna da yol açmaz. Birlikte yaşadığı adam hikâyenin kahramanı değildir. Yalnızca bir figürdür, tamamlayıcı unsurlardan biridir. Öyküde yeri yoktur. Kadın kahramanımız bir gün tuhaf bir dürtüyle tavan arasına çıkma isteği duyar. Bu isteğin onda bir gerilim yarattığını görürüz: “Yıllardır bu tozlu, örümcekli karanlığa çıkmamıştı. Korktu, fakat yararlı olacağını düşünmek kuvvetlendirdi onu.”

Öyküde asıl olan kahramanın tavan arasında karşılaştığı objeler yoluyla hayata ilişkin bir muhasebeye girmesidir. Tavan arasında pek çok eski eşya, obje, fotoğraf bulur. Bunların yarattığı çağrışımlar aracılığıyla geçmişe gider. Yaşadıklarını inceler, eleştirir.

Anne ve babasının resimleri ile karşılaştığında şunları düşünür: “Neden hiç sevmediler birbirlerini?”

Bu cümle, kahramanın kendi evlilikleri de dahil etrafındaki bütün diğer evliliklere yöneltilmiş bir sorudur. İnsanlar mutsuz evliliklerini şu veya bu nedenle, çeşitli bahanelerle sürdürürler. Neden sürdürürler? Neden birbirlerini sevmedikleri halde bir ömür birlikte yaşarlar? Neden sevmediğimiz biriyle yaşamayı sürdürürüz? Anne ve babası ile ilgili bunu sorduktan sonra, tavan arasında gördüğü objelerle ilgili pek çok şey düşünür. Anlatım sırasında anlatıcı sık sık değişir.

1Torbayı karıştırdı: 2Tuvaletle gittiğim ilk baloda giymiştim bunları. 3Her gece biriyle dışarı çıkardım dans etmek için. 4Aman Allah'ım! 5Nasıl yapmışım bunu? 6Ellerinin tozunu elbisesinin üstüne sildi. 7Mor ayakkabılara baktı: 8Buruşmuşlar, küflenmişler. 9Sol ayağına giydi birini: 10Ölçülerim hiç değişmemiş. 11Utandı; gene de çıkaramadı ayağından. 12Topallayarak bir iki adım attı. 13Sonra resimlere yaklaştı, diz çöktü, yan yana getirdi onları. 14Dirseğiyle tozlarını sildi biraz. 15Beni de kendilerini de anlamadılar.

Dış anlatıcı(Tanrı yazar): 1-6-7-9-11-12-13-14

İç ses: 2-4-5-8-10-15

Anlatıcının bu şekildeki değişmelerine klasik roman anlatımlarında rastlamayız. Metnin geneline “Bilinç akışı” tekniği hakimdir. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi kahramanımız aynı anda farklı şeylerle ilgilenmekte, zihninden farklı düşünceler geçmekte, çeşitli çağrışım sıçramaları yaşamaktadır.

Yukarıda bahsettiğimiz tüm ayrıntılardan sonra tekrar anne ve babasıyla ilgili düşüncelerine geri döner. “Beni de kendilerini de anlamadılar” der. Bu ifade, iletişimsizliğin, kendine yabancılaşmanın açık bir göstergesidir. Kadın bir yandan kendini suçlamaya devam eder. Ailesine karşı vefasız olduğunu düşünmektedir. Şu düşünceler, suçluluk psikolojisini doğrular niteliktedir.

Aşağıda onlara bir yer bulabilir miyim? Koridorda, sandık odasında... saçmalıyorum. Onları unutmadım, onları unutmadım.” Onları hayatının merkezine, salona ya da yatak odasına koymayı düşünmez. “Onları unutmadım, onları unutmadım” vurgusu aslında onları yıllarca ihmal ettiğine dair suçluluk psikolojisini yansıtır.

İlk eşinin fotoğrafını bulmasıyla onunla ilgili olaylar, anılar canlanır. Kendi biten evliliğinin anne babasının evliliğinden bir farkı yoktur. Anlamsız, mutsuz, boşuna birlikte yaşanmış yıllar...

Boş yere kavga edilmiş, kahramanımız çekip gitmiş, sonrası yoktur. Onunla ilgili başka bir şey hatırlamamaktadır. “Demek sonra hiçbir şey olmadı onunla ilgili. Ne kötü ne de iyi bir şey: demek ki hiçbir şey. Ama bunu hissetmedim; geçişler öyle sezdirmeden oldu ki...” Bitmiş evliliği ile ilgili temel düşüncesi sıradanlıktır. Evlilik kurumuna doğrudan yöneltilmiş bir eleştiri yoktur. Ancak satır aralarına mutsuzluk ve kanıksayış sinmiştir. Var olandan daha anlamlı, daha mutluluk verici bir şey yoktur. İlişkiler herhangi bir duygu inişi yaratmadan bir alışkanlığın sürdürülmesinden ibarettir.

Bütün bu eşyaların arasında birden eski sevgilinin cesedi ile karşılaşılmasıyla hikâye doruk noktasına çıkar. Bu gerçeküstü, gerçek olmayacak kadar sıra dışı bir şeydir. Tavan arasında ölmüş ve unutulmuş eski bir sevgili. Fakat yazar bunun gerçeküstü bir unsur olmadığını, çeşitli detaylara inerek açıklar. Bizi bunun gerçek olduğuna inandırmak ister. Burada absürd kavramı ile Kafka ve Camus ile buluşulur. Bir hikâyede fantastik bir öge kullanılacaksa diğer bütün özellikler gerçekçi olmalıdır. Betimlemeler inandırıcı olmalıdır.

Bu noktada hikâyenin unutulanı ile tanışırız. Entelektüel, Türkçe'nin doğru kullanılmasına özen gösteren (s.30-32), konuşmaktan çok düşünen tipik Oğuz Atay karakteridir.

Kadın ölümü aslında fark etmiştir. s.32 “Duydum mu yoksa?...Ateş etmişti demek...”

Kadın unutulanı gerçekten unutmuştur ama sevmeye devam eder. Tesadüfen görmemiş olsa onu hatırlamayacaktır. O yüzden unutulanın kalbi yerindedir. Çünkü kadın onu sevmeye devam etmiştir. Ancak onu düşünmediği için beyni çürümüştür. Suçluluk duygusunu bastırmaya çalışır. Kendini haklı görme çabası içindedir. Mağdur dilini bile kullanır. “Sonra köşemde kaldım. ... Belki de böylece kendimi cezalandırmış oldum.” s.33

“Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?” diyerek suçu başkalarına atar, kendini aklar.

Sonuç: Kadın karakter tavan arasında bulduğu eski objeler vasıtasıyla geçmişiyle bir hesaplaşma yaşar. Ancak bu hesaplaşma sonucunda hayatında hiçbir anlamlı değişiklik olmaz. Yükümlülüklerle dolu sıradan hayatına geri döner. Çünkü o bir tutunandır.

Unutulan kısa filmini izlemek için buraya 

 Kaynak:

“Korkuyu Beklerken” Gelenler Oğuz Atay Öyküleri Üzerine Yazılar

Derleyen Hilmi Tezgör


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder