19 Ocak 2015 Pazartesi

BAKIŞ AÇISI

Uzun zamandır televizyonun uzaktan kumandası Deniz'in kontrolü ve hâkimiyeti altında.
Geçtiğimiz haftalarda televizyonda başlamakta olan bir film benim de ilgimi çekince evdeki anne-kız koalisyonu bozuldu. Laptopa Deniz için bir çizgi film kondu. Ben kâh kanepede kâh yemek masasında Deniz'in yanında heyecanla filmi izledim. Uzun zamandır aksiyon filmi, yok yok herhangi bir film izlemediğim için mutluydum. Ne güzelmiş kumandayı eline alıp izleyeceğin bir şey seçmek.
 
 
A.B.D. başkanı İspanya seyahatindedir. Başkana suikast istihbaratı alınmıştır. Gizli servis ajanları Dennis Quaid (Thomas Barnes) ve Matthew Fox (Kent Taylor) başkanı korumak ve suikastı engellemek için İspanya'dadır. Başkan kalabalık bir meydanda konuşma yapmak üzere sahneye çıkar. Bir bomba patlar. Olayları meydandan canlı yayın yapan bir kadın muhabirin gözünden izleriz. Patlama gerçekleşir, film hızla geri sarar. Patlama ânından otuz dakika öncesine gideriz. Her yeni anlatıcıya geçildiğinde bu geri dönüş tekrarlanır. Her defasında patlamadan otuz dakika öncesine gider yeni bir bakış açısından olan biteni izleriz. Beş farklı bakış açısıyla hikâye ilerler, zamanla olayın nasıl gerçekleştiğine dair daha çok bilgi sahibi oluruz. Filmin kurgusu hoşuma gitti. Farklı bakış açılarıyla bilinmeyenlerin ilmek ilmek işlenmesi, ilerlemesi iyi fikirdi. Ancak sonuncu bakış açısına gelince büyü bozuldu. Klasik kovalamaca sahneleri, dar sokaklara giren arabalar, merdivenlerden aşağı son sürat inişler, otomobillerin tekerleğine ateş etmeler, bir Hollywood filminde rastlayabileceğiniz her türlü klişe işte. Tüm bunlara dayanabilirdim filmin finali bu denli özensiz olmasaydı. Sonunda iyiler kazansın, sözümüz yok ama film boyunca gözünü kırpmadan takır tukur herkesi vuran, öldüren insanların filmin sonunda yola çıkan bir küçük kıza çarpmamak için bir ağaca toslaması, gizli servis ajanının gelip rehini kurtarmasıyla ben de duvara tosladım. Çocuğa çarpmamak için direksiyonu kıran kişinin bir çocuğu olsa, gözünü kırpmadan insan öldürürken bir yandan ailesiyle telefonda konuşsa, akşamki doğum günü için alacağı hediyeyi düşünse ya da birlikte bisiklete binme, paten kayma sözünü hatırlasa, maçını, tiyatro oyununu izlemek üzere okula yetişme gayretinde olsa bir nebze inandırıcı olurdu ama bunca kötü çizilmiş bir karakterin sırf bir çocuğa çarpmamak için çok uluslu bir şebekenin, bunca uğraşılmış oyununu bozması ve bir ağaca çarparak duran araçtan iyi ajanın rehini kurtarması kelimenin tam anlamıyla fiyaskoydu.
Kötü biten bir filmden de öyküye dair bir ders çıkarabilir insan. Siz siz olun kahramanınızın sorununu çözmesi için doğaüstü güçlere güvenmeyin. Alan W. Ecker'in nasihatini yazı masanızın duvarına asın!
Kural 19: Kahramanınızın sorunlarını çözmesi için depremlere, yıldırımlara, tren ya da otomobil kazalarına, doğal felaketlere ya da tanrıya güvenmeyin. Eğer kahramanınız kendi sorunlarını kendi çözememişse öykünüz havada kalmış demektir.
Diğer 23 kuralı öğrenmek ya da hatırlamak isteyenler bu tarafa lütfen.
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme