19 Ekim 2015 Pazartesi

Ölmez Ağacı


Ne vakit kendimi çaresiz hissetsem, Erkan Oğur'un dizeleri imdadıma yetişiyor. Sola çeviriyorum başımı, zeytin ağaçları selamlıyor beni. İncecik gövdelerine inat nasıl da dolu dolu dalları.
Çoğu mitosta "Ölmez Ağacı" olarak adlandırılan zeytinin tanrı tarafından insanlığa armağan edilişi ve Mitos Dizisi'ni hatırlamanın tam sırası.
Arkeolog yazar Deniz Gezgin'in derlediği, Sel Yayıncılık'tan çıkan Mitos Dizisi üç kitaptan oluşuyor. Dizinin ilk kitabı Hayvan Mitosları; mitolojideki hayvan öykülerini, Bitki Mitosları; bitkilerin mitler aracılığıyla sembolik değerlerini ve dizinin yayımlanan son kitabı Su Mitosları ise suyun hayatla dolayısıyla kültürle olan derin bağını içeriyor. Çeşitli kültürlerin mitolojilerinden derlenen bu geniş seçkiye kitaplığınızda yer açın.
Ezginin Günlüğü'nden Delice Zeytin eşliğinde zeytin ağacının insanlığa armağan edilişinin hikâyesi:
Akdeniz dünyasının yaşam kaynağı niteliği taşıyan ve çoğu mitosta “Ölmez Ağacı” olarak adlandırılan   zeytinin tanrı tarafından insanlığa armağan edilişi pek çok mitosta anlatılır. İlk insan olarak kabul edilen Adem ve eşi Havva cennetteki rahat hayatlarından işledikleri günah sebebiyle kovulmuşlardı. Allah onlara cennetin tüm nimetlerini sunmuş ancak bir tek ağacın; iyilik ağacının meyvesini yasaklamıştı. Bir gün yılan Havva’yı ayartarak İyilik ve Kötülük meyvesinden yemesini sağladı. Havva onun sözüne uyup meyveden yedi ve kendi yemekle kalmayıp Adem’e de yedirdi. İşte böylece ikisi de çıplak olduklarını bildiler. Bu durumdan büyük utanç duyarak örtünme gereksinimi duydular. Edep yerlerini incir yapraklarıyla sakladılar. Allah onları görmüştü. Kendi sözüne değil de yılanın sözüne inandıkları için Adem ve Havva’yı lanetledi; onları cennetten kovdu. Bundan böyle Adem ekmeğini topraktan çıkartacak, emek sarf edecek, zorluk çekecekti. Havva ise sancılı doğumlar yapacaktı. Yılan da onlar gibi lanetlendi ve o da yerlerde sürünmeye mahkum oldu. Böylece yeryüzünde hayat mücadelesine giriştiler. Hiçbir şey cennetteki gibi hazır değildi, artık her şey için çok ama çok emek harcamaları gerekiyordu. Onlara verilen en büyük ceza ise artık ölümlü olmalarıydı. Gün gelecek topraktan gelen bedenleri yine toprağa geri dönecekti. Yıllar geçti ve Adem artık ölüm zamanının yaklaştığını anladı. Ancak Allah’a karşı işlediği günahtan çok büyük pişmanlık duyuyordu. Ölmeden önce hem kendisinin hem de onun günahı yüzünden lanetlenen tüm insanlığın affedilmesini umuyordu. Bu sebeple oğlu Şit’i cennet bahçesine elçi olarak gönderdi. Şit, Aden’e vardı ve burada Allah’ın Adem’i ve soyunu bağışlaması için dua ederek yakardı. Cennet bahçesinin bekçiliğini yapan melek onun dualarını duydu ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacından üç adet tohum alarak bu tohumları Şit’e verdi. Melek, Şit'e bu üç tohumu Adem öldüğü zaman onun ağzına koyarak onunla birlikte gömmesini söyledi. Şit geri döndüğünde Adem hayata gözlerini yumdu. Meleğin söylediği gibi tohumları Adem'in ağzına koydular ve Adem'i Hebron Vadisi'ne gömdüler. Bir süre sonra Adem'in mezarı üzerinde üç ağaç yeşerdi. Bu ağaçlar Akdeniz'in üç ünlü ağacı; zeytin, sedir ve servi ağaçlarıydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme