4 Nisan 2016 Pazartesi

TDB DERGİ İLE SÖYLEŞİ

Meslektaşım Füsun Şeker ile TDB Dergi için yaptığımız söyleşi:


Lodos Çarpması daha ilk öyküde beni hemen içine aldı. Öylesine aktı gitti sayfalar. İkinci öyküye geçmeden kitabın önüne arkasına bakayım dedim. Yazarı Tuğba Gürbüz’ün özgeçmişini okuduğumda kendimi ona daha yakın hissettim. Meslektaşım olması beni ayrıca gururlandırdı. Kendisiyle Facebook üzerinden iletişime geçtim. Meslektaşımızı ve NotaBene Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabı Lodos Çarpması’nı, TDB Dergi’de tanıtmak üzere sayfalarımıza konuk aldık.

Sizi tanımak istiyoruz. Önce dişhekimi mi, anne mi, eş mi, yoksa yazar mı?

Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden 2000 yılında mezun oldum. Çanakkale’de yaşıyorum. Diş hekimi olan eşim Çağlar ile müşterek muayenehanemiz var. 2011 yılının nisan ayında kızımız Deniz doğdu. O günden beri öncelikle ve daima Deniz’in annesiyim. Pek çok kadın gibi günlük hayatı zaman dilimlerine ayırarak yaşıyorum. Diğer kimlikler (diş hekimi, eş, meslektaş, ev kadını, öykücü, blogger) o zaman dilimlerine uygun olarak sahneye çıkıyor ve iniyor. Kurmacabiyografiler ve bikipak adında iki bloğum var.

Yazmaya nasıl başladınız?

2004 yılında ciddi bir sağlık problemi yaşadım. Genel olarak hastalıklar, hastaneler, yakınlarımızı, sevdiklerimizi yitirme korkusu, ölüm gibi deneyimlerin hayatımızda önemli yeri vardır. Bu kırılma noktaları tam da bir öykünün aydınlanma ânı gibidir. O çakma, gerçekle yüzleşme ânından sonra mutlaka birtakım gerçeklerin ayırdına varır, değişim arzusu taşırız. Etrafımızda ilişki kurduğumuz pek çok kişiye (açık ya da örtük) sormuşuzdur benden razı mısın diye ama kendimize pek az yöneltmişizdir her nedense. Sorular sorduğum ve cevaplar aradığım bir iç hesaplaşma döneminin ardından kendimi Mario Levi’nin Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nde buldum. Ve devamı geldi.

Neden öykü?

Tür olarak öykü okumayı ve yazmayı seviyorum. Onur Çalı’nın yönettiği Parşömen Sanal Fanzin ve Ebru Askan’ın yönettiği yazmakgibi  adlı bloglarda yayımlanan söyleşilerde öykü sevgime ve sadakatime değindiğim için burada öykünün bir başka pratik yararından bahsetmek istiyorum. Öyküyü kısa zaman dilimlerinde yazabilir, uzun süre demlenmeye bırakabilir, yeniden kısa bir okuma süresinin ardından kaldığınız yerden hikâyenin içine girebilir hatta bu taze solukla çok daha iyi yol alabilirsiniz. Ayrıca bir dosya bütünlüğüne ulaşmadan tek tek öykülerinizi edebiyat dergilerinde sınayabilirsiniz. Onlardan birinin yayımlandığını gördüğünüzde yazma şevkiniz artar, azminiz kamçılanır. Öyküyü romandan daha kolay bir tür ya da romana geçiş basamağı olarak görmüyorum ancak şu da bir gerçek. Roman yazmak, daha uzun zaman, sabır, yoğun ilgi ve süreklilik gerektiriyor ve benim hayat tarzıma da kişiliğime de uymuyor. Şiire gelirsek, hayatım boyunca yazdığım berbat aşk şiiri sayısı ikiyi geçmez. Tüm bu sebeplerden dolayı yazın uğraşımı öykü üzerine yoğunlaştırdım.

Nasıl bir öykü anlayışınız var?

Klasik, anlatmaya, olaya dayalı bir öykü anlayışım var. Haldun Taner’in “Açık seçiklik, sadelik yazarın birinci nezaket borcudur,” diyen anlayışının takipçisi olduğumu söyleyebilirim. Öykülerin sıcak, içten ve inandırıcı olmasına özen gösteriyorum. Taraf tutmamaya, nesnel anlatmaya çalışıyorum. Kahramanlarım genellikle kentli, entelektüel seviyesi yüksek, yalnız kimseler. Temel izleklerim, aile eleştirisi, birey olma tutkusu, modern bireylerin yaşadığı yalnızlık, iletişimsizlik. Bu anlatım tarzına sadık kalır mıyım, yeni arayışlarım olur mu, bilemiyorum.


Öyküleriniz nasıl ortaya çıkıyor? Öykülerdeki ortak tema nedir?

Lodos Çarpması’ndaki öyküler 2,5 yıllık bir çalışmanın ürünü. Yazım sürecinde herhangi bir okur kitlesi, benim yazım anlayışıma hangi yayınevi uyar gibi düşünceler yoktu aklımda. İçimden geldiği gibi yazdım ve biriktirdim. Genellikle günlük hayatın akışı içinde yolumu kesen masalların, söylencelerin, kentin tarihi içinde çoktan unutulmuş hikâyelerin, anların, modern bireylerin yaşadığı yalnızlığın, yabancılaşmanın, birey olabilme kavgasının peşine düştüm. Yerel bir söylence olan Sarıkız efsanesinin bir varyantı da yer alıyor kitapta, Bolşevik Devrimi’nden kaçan Beyaz Ruslar da… Dolayısıyla kitabın tematik bir bütünlüğü yok, geniş bir öykü evreninden söz etmek mümkün. Tüm bu kahramanların, olayların çeşitliliğine rağmen ille de onları ince bir zar gibi saran ortak tema belirlemek gerekirse bu da yaşama gayretleri, hayalleri ve umutları olabilir.

Sırada başka kitaplar var mı?

Kitapta on yedi öykü yer alıyor. Bir o kadar da eleyip dosyaya almadıklarımı saymazsak şu an elimde yeni öykü yok. Bir sporcu ya da profesyonel müzisyen disipliniyle her gün öykü yazmak üzere masanın başına geçmiyorum ancak okumak ve blog yazıları günlük yaşamımın bir parçası. Bu günlük ritim içinde öykünün bana göz kırpacağı anları kolluyorum. Sayfalarınızı bana açtığınız için teşekkür ederim.       



2 yorum:

  1. "Benden razı mısın?" güzel soru, kendime sormalıyım bu aralar çokça.

    YanıtlaSil
  2. Ben'i ihmal etmeye gelmez. Dilerim, rızasını alırsınız. :)

    YanıtlaSil