4 Mart 2014 Salı

ANI TOPLAYICISI*


Yitik Ülke Edebiyat ve Kültür Sanat Dergisi Öykü Yazma Yarışmasının dördüncüsü sonuçlandı.
Anı Toplayıcısı isimli öyküm, anahtar sözcüğü "yağmur" olarak belirlenen yarışma kapsamında yayımlanmaya değer bulunan dört öyküden biri oldu. www.yitikulke.com adresinden dergiyi takip edebilir, yarışma ve kitap projesi duyurularına ulaşabilirsiniz.




“birden bire

 bir çiçek rıhtım

taşının aralığından

uzatmış başını

bir çiçek yolumu kesti.”



O sarı çiçeği görmeseydim bugün yaşamıyor olacaktım. Bir kez daha aynı acıları, sıkıntıları yaşamak istemediğimden emindim. Doktorun yanından çıkarken “İyi ki yalnız gitmişim.” diye düşündüm. “Hep birlikte üstesinden geleceğiz, atlatacağız, ne lazım gelirse yapacağız.” zırvalarını dinlemek zorunda kalmamıştım. Şimdilik...

İlk telefonu cevapladığım anda işler benim kontrolümden çıkacaktı, biliyordum. Bir karar vermeliydim. Önüme çıkan ilk eczaneye girdim.

Telefonum ardı sıra çalmaya başladı. Doktora gideceğimi bilen karım ve iş arkadaşlarımdı muhakkak. Şehrin gürültüsünün telefonun sesini bastırdığını veya doktorun yanından henüz çıkmadığımı düşünüp bir süre daha rahatlar, sonra sessizliğimin kuşkularını doğruladığını anlayınca olanca çabalarıyla bana ulaşmaya çalışırlardı. Ondan sonra gelsin ameliyat, gitsin radyoterapi, ısırgan otu, keten tohumu, reiki, dua, kurşun dökmeler... Bir sene uğraştıktan, tam atlattım diye düşünüp rahatladıktan sonra, medikal ya da alternatif herhangi bir tedaviyi yeniden denemeye hiç mi hiç niyetim yoktu. Ruhum, bedenimi terk etmişti sanki. İçi boş bir çuval gibi hissediyordum kendimi. Oturduğum yerde arkama yaslanmasam yere düşüp dertop olacak bir kumaş yığını, insan sureti... Defalarca kesilmiş, iğnelerle delinmiş zavallı bedenime bunca eziyet etmeye değmezdi. Bir otel odasına gidecek bir kutu uyku hapı yutacak, bir şişe viskiyi kafama dikecek, ölmeye yatacaktım.

“Keşke Beşiktaş'ta simit alsaydım, martılara atardım.” diye düşündüm. Deniz kokusunu, martı çığlıklarını, Haydarpaşa garını, hepsini zihnime kazımalıydım. Bu son, bir daha göremeyecektim. İçim ezildi, gözlerim karardı. Oğlumun büyüdüğünü görmek, yaşlanmak, yaşanmışlık ağrıları çekmek, ihtiyarlamak, elden ayaktan kesilmek ancak o zaman ölmek isterdim, huysuz, yaşlı bir ihtiyar olarak... Kırklı yaşların henüz başında değil! Keşke bir yolu olsaydı. Uyusam uzunca bir uykuya dalsam, uyandığımda bütün tedaviler bitse, her şey eskisi gibi olsaydı...

Vapurdan en son ben indim. Ucuz bir otel bulmalıydım. Karıma kabarık bir kredi kartı ekstresi bırakmak istemezdim. Bir anda bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Islanmamak için sundurmanın altına koştum. Ölmeye karar verdiğim dakikalarda ıslanmamak için gösterdiğim çaba da neyin nesiydi? Yağmurla beraber hava sertleşti. Giderek büyüyen dalgalar rıhtım taşlarını adeta dövüyordu.

Cılız bir sarı çiçek gördüm. Rıhtım taşının çatlağında, bir parça toprakta açmış, şiddetli rüzgâr ve yağmurun etkisiyle sağa sola savrulan, başı dik, inatçı, kararlı, cesur bir sarı çiçek... Şuncacık çiçeğin cesareti yoktu bende... Ağladım, orada, sundurmanın altında. Kaç vapur gitti, geldi, kaç insan indi, bindi, bilmiyordum. Yağmur bitene kadar bekledim.

Bir oyuncakçıya girdim. Oğlumun ne zamandır istediği dinazorlardan aldım. Gözlerindeki mutluluğun her şeye değdiğini görünce anı toplamaya başladım. İyi bir film, fırından yeni çıkmış sıcak bir simit, mide bulantısız geçen bir gün, dostlarla keyifli bir sohbet, tatil hayalleri...

Bugün dördüncü kemoterapiye giriyorum. Doktorum kitlenin küçüldüğünü söylüyor. Ne yaptığımı soruyor. Anı topluyorum, hepsi bu!

*Bu yazı 27 Şubat 2014 tarihinde www.yitikulke.com da yayımlandı.
http://www.yitikulke.com/yitik-ulke-oyku-yarismasi-sonuclari-yagmur-konulu-oykuler.html



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme