22 Mart 2014 Cumartesi

KIRSALDA MASAL ARAMAK

Adamın biri bir balona binmiş. Uçarken sürüklenmiş ve bilmediği bir yere gelmiş. Balon yere yakın seyrederken aşağıda birini görmüş ve sormuş.
"Kayboldum. Nerede olduğumu söyler misiniz?"
"Yerden 10 metre yüksekte uçan bir balonun içinde, bu çayırın üzerindesiniz."
"Siz bir akademisyen olmalısınız!"
"Evet. Nereden bildiniz?"
"Söylediğiniz her şey doğru. Ama hiçbir işime yaramıyor."

Yazıya neden bu fıkrayla  başladığımı merak ediyor olmalısınız? Bugünlerde okumak ve yazmakla ilişkim çok bozuldu. Elim bir türlü varmıyor. Okuduğum, dinlediğim haberler  beni sadece ve sadece yalnızlaştırıyor. Kızıma utanmadan sarıldığım, kokladığım tek bir gün yok. Biz yaşıyoruz. O çocukça kaprislerini yapmaya devam ediyor. Bazen içten içe kızıyorum, ne kadar şanslı olduğunu bilmediği için... Yaşamak, nefes almak hiç bu kadar zor olmamıştı. İşten çıkıp eve doğru yürüyorum. İnsanlar, gülüyor, eğleniyor, yiyor, içiyor. Boş gözlerle bakıyorum. Nasıl olup da hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam edebiliyorlar? Ben günlerdir o güzel çocuklar için ağlarken onların adını dahi duymamış olan tanıdıklarımın yüzüne nasıl bakacağım? Asosyal değilim. Sadece normal olabilmek için çaba harcamaya gücüm yok. Bence kimsenin olmamalı. Şu günlerde hiçbirimiz normal olmamalıyız! Aklım almıyor, vicdanım kabul etmiyor. İçin için kanıyorum, yalnızlaşıyorum. Durmak istiyorum. Öylece durmak... Bu topraklarda ölen bütün çocuklar için sessizce yasımı tutmak istiyorum. Ve bu durumda iken yazamıyorum, okuyamıyorum. Ama haftada iki blog yazısı yazacağıma dair kendime sözüm var. Ayrıca bugüne kadar bütün masal söyleşileriyle ilgili bir not, işaret düşmüşüm bloğuma. Söyleşide aldığım notlara bakıyorum. Nafile...
Bu yüzden Ömer Gözükızıl'ın affına sığınarak bu akademisyen fıkrasıyla başladım sözlerime. Aşağıda aktaracağım söyleşi notlarının hepsi doğru ama işinize yaramayacaksa, tadı tuzu olmayan kelimelerin ardı sıra dizilmesinden ibaret olacaksa, onları bir akademisyenden dinlediğim içindir.
Aslında fıkra burada bitmiyor. Şöyle devam ediyor:

"Siz de işadamı olmalısınız!"
"Evet. Siz bunu nereden anladınız?"
"Birincisi kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi, nereye gitmek istediğinizi, amacınızı bilmiyorum. Tamamen kaybolmuş durumdasınız. Buna rağmen size yardımcı olmamı bekliyorsunuz. İkincisi benimle karşılaşmadan önce hangi durum ve pozisyonda idiyseniz, şimdi de aynı yerdesiniz. Buna rağmen beni suçluyorsunuz."
İşadamı kelimesi yerine rahatlıkla beni koyabilirsiniz. Söyleşiyi aktaramayacaksam sadece kendimi kaybolmuş hissettiğim içindir. Ancak yine de bir nokta* koymak istiyorum, bakalım beni nereye götürecek?

Çanakkale'de Yaşamak, Kırsalda Masal Aramak

Çanakkale Kent Müzesi, ÇAYEK, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ortaklığıyla düzenlenen masal söyleşilerinin dördüncüsü 19 Mart 2014 tarihinde Çanakkale Kent Müzesi'nde gerçekleşti. "Çanakkale'de Yaşamak, Kırsalda Masal Aramak" başlıklı söyleşinin konuğu Halkbilimci Ömer Gözükızıl oldu.
Hacettepe Üniversitesi Türk Halkbilimi Bölümü mezunu Gözükızıl, 1988 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda Folklor Araştırmacısı unvanıyla kamu hizmetine başladı. Yurt içinde ve yurt dışında
(Azerbaycan ve Kazakistan) saha araştırmalarında bulundu. Masal Masal İçinde, Çanakkale Masal İçinde, Çanakkale Halk Kültürü 1-Halk Anlatıları ve Âşık Zülâlî'den  Âşık Zülâlî adında üç kitabı yayımlandı.


"Seke seke düştüm yola. Köyünüzde verdim mola. Masal derlerim masal. Bir masala bir kalıp sabun.
Var mı masal anlatacak? Hay dedim, hey dedim, masalcı geldi dedim. Bir masala bir kalıp sabun, gül kokulu lavanta kokulu sabun. Hay dedeler, hey dedeler! Eli öpülesi masal ustaları, masaldır çağrımın adı. Anlatmakla, dinlemekle çıkar tadı. Kim masal bilir de anlatmazsa, yesin onu Arap dadı."**
Bir kalıp sabun karşılığında heybenizde kaç masalla  ayrılabilirsiniz bir köyden? Masal derlemek  göründüğü kadar kolay bir iş midir? Yıllarını kırsalda masal derleyerek geçiren Halkbilimci Ömer Gözükızıl bakın bu konuda neler anlatıyor:
"Köylülerin gösterdiği ve yaşadığı farklıdır. Kentlilerden bilgiyi saklar, ona duymak istediğini anlatır, verir, adeta avutur. Aynı dili konuştuğunuzu görene kadar size tam anlamıyla açılmazlar. Etnik köken önemli değildir. Benzer yaşayışlar, çocukluğu aynı doğa şartlarında geçirmiş olmak yakınlık sağlar. Masal derlemek kolaylaşır. Anadolu masallarında cin, peri hikâyeleri çok yaygın değildir. Cin, peri anlatıları Anadolu'da 'hayvan'a çevrilmiştir. Eğer dinlediğiniz uzun, dört başı mamur bir masalsa büyük olasılıkla bu topraklardan değildir, basılı bir anlatıdır.
Maalesef günümüzde anlatılar kısalmıştır. Masalların başı, sonu atılmış, geriye sadece olay örgüsünü anlatan kısa epizotlar kalmıştır. Usta masalcılar anlatıya kendi hayatlarını monte edebilirler. Çan'ın Altıkulaç Köyünde bir Keloğlan masalı dinliyordum. Bildiğim Keloğlan masallarına göre en az üç paragraf uzadı. Keloğlan'ın sırma gibi saçları çıktı. Daha sonra kaynak kişi ile sohbet etmeye başladım. Ne iş yaptığını sordum. Çoban olduğunu, ot topladığını, topladığı otlarla karışım yaptığını, bu karışımın saçların çıkmasına yaradığını söyledi. Kendi hayatını masala monte etmişti. Usta masalcıyla amatör masalcının farkı budur. Amatör masalcı kendinden bir şey katmaz. Günümüzde usta masalcılarla giderek daha az karşılaşıyoruz."
Oysa yaşamak için masallara, hikâyelere ihtiyacımız var. Çağlar değişir, ancak insanın içindeki öykü, öyküleme, anlatma ihtiyacı ölmez. Etrafınızda hâlâ masal anlatabilecek yaşlılarınız varsa çıkarın kayıt cihazınızı, kaydedin. Ve etrafınızdaki büyükler uyanıncaya kadar dinlediğiniz masalları  anlatmaya devam edin.
*"Bir nokta yap bakalım, seni nereye götürecek." Dün okuduğum harika bir çocuk kitabı, Nokta'dan bir alıntı.
**Masalcı dede Cemalettin Kavaklıgil'in masal tekerlemesi


 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder