10 Mart 2014 Pazartesi

AŞKIN GÖZÜ KÖR MÜ ACABA?


Leylâ ile Mecnun
Leylâ ve Mecnun, eski bir Arap efsanesine dayanan çok bilinen bir aşk hikâyesidir. Sayısız defa işlenen konuyu, Fuzulî 1535 yılında Mesnevi türünde yazmıştır. Hikâyeyi bilirsiniz. Leyla ve Kays ilkokul yıllarında birbirine aşık olur. Bunu duyan annesi Leylâ'yı okuldan alır, görüşmelerini yasaklar. Ayrılık acısı Kays'ı deliye çevirir, halk arasında deli anlamına gelen "Mecnun" diye anılır. Bu kara sevda yüzünden çöllere düşer. Bir çok kişi Leylâ'yı unutmasını söyler. Dedesi onu Allah'a yakarsın, bu dertten kurtulsun diye Kâbe'ye götürür. Mecnun tam tersi derdinin artması için dua eder. Leylâ bir başkasıyla evlendirilir ancak kocasını kendisinden uzak tutar. Adam ölür. Bu sırada Mecnun çöldedir. Aşkın bin bir türlü çilesini, cefasını çekmektedir. Dünyayla bütün bağlantısı kesilir. Bir gün Leylâ onu çölde bulur. Mecnun onu tanımaz.
"Leyla benim içimdedir. Sen kimsin?" der.
 
Kürk Mantolu Madonna
Raif, Berlin'e geleli bir sene olmuştur. Almanya'ya niçin geldiğinin sebebini unutmuş gibidir. Günlerini kitap okuyarak, Almanca dersi alarak ve resim sergilerini gezerek geçirir. Bir gün gazetede sergi haberi görür. Çok da ilgisini çekmeyen sergiye yolda tesadüf edince içeri girer. Resimleri incelemeye başlar. Kürk Mantolu Madonna tablosunun önüne geldiğinde olduğu yerde mıhlanır kalır. Sergi kapanana kadar tabloyu seyreder. Her gün öğleden sonra oraya gider. Tablonun karşısına geçer ve kapanış saatine kadar tabloyu izler.
Bu halimin sergide bulunanların merakını uyandıracağı muhakkaktı. Nitekim bir gün korktuğum başıma geldi. Salonda bir kaç kere rast geldiğim ve uzun saçlı siyah elbiseli, kocaman boyunbağlı ressamlarla konuşuşundan kendisinin de ressam olduğunu anladığım bir kadın yanıma sokularak:
"Bu resmi pek mi merak ettiniz?" dedi. "Her gün onu seyrediyorsunuz!"
Raif, kadına bakar, tanımaz. Kadın, tabloda kendi portresini çizmiş olan Maria Puder'den başkası değildir.
 
Paranın Cinleri
Çocuk Murathan üç dört yaşlarındayken günlerce geyik ister. Sonunda babası Mazıdağı'nda bir geyik yakalatır, eve getirtir. Merdiven altındaki yuvarlak kemerli, derince boşluğu bir kafes haline getirip geyiği oraya yerleştirirler. Çocuk Murathan çok mutludur. Her sabah erkenden kalkar. Parlak çatal boynuzlu, yeşil, çekik gözlü geyiği bıkmadan usanmadan saatlerce hayranlıkla izler.  
Günler boyu sevdasına tutulduğum o geyiği seyrettim durdum. Daha sonra benden gizli, o geyiği hasretini çektiği yurduna geri gönderip, yerine "doldurulmuş" bir geyik koymuşlar. Bu değişikliği anlamayan ben, gene eskisi gibi geyiğin karşısına geçip saatler boyu onu seyrediyormuşum.
 
Sevda dedikleri de böyle bir körlük değil midir?

 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme