21 Aralık 2015 Pazartesi

Masaldır bunun adı dinlemekle çıkar tadı



Masallar, şimdi kitapçıların çocuk raflarında satılıyor ancak tarihsel süreçte masalların çocukları eğlendirmekten ziyade onları yetişkinlerin dünyasına hazırlamak amacı taşıdığını, kullandığı sembolller ve metaforlar vasıtasıyla kadının ve erkeğin bilinçaltına kalıplar yerleştirdiğini, içinde yaşadığı toplumun kurallarını, kodlarını, kültürel değerlerini, baskın düşüncelerini gelecek nesillere miras olarak bıraktığını biliyoruz. Çocukları eğlendirmek, tesellemek amacıyla anlatılan “masum” masalların bunu nasıl başardığını herkesçe bilinen bir örnek üzerinden anlatabilir misin?

 

Masalların;  halkı –özellikle okuma yazması olmayan toplumlarda–  eğitmek, toplumlarda otoriteye karşı çıkarak psikolojik rahatlama duygusu sağlama gibi onlarca işlevi vardır. Çocukların eğitiminde kullanılması da bunlardan biridir. Çocukları disipline etmek, anne babanın sözünden çıkmamaları konusunda uyarmak, kız ve erkek çocuklarına ayrı ayrı ‘toplumsal rollerine uygun’ olarak görevlerini öğretmek masallar vasıtasıyla nesilden nesile aktarılmıştır.

Bunu mesela Külkedisi masalı üzerinden örneklendirebiliriz. Kız çocuklarına kurallara uygun davranırsanız, büyüklere itaat ederseniz, bir gün ‘prensle / kısmetinizle’ evlenebilirsiniz denilmektedir:

a) Külkedisi aslında ev kızıdır ve evin bütün işlerini yapmaktadır. Burada kızlara evi temizlemeleri, yemek yapmaları gibi toplumsal rolleri öğretilmektedir.

b) Kötü kalpli üvey anneye bile karşı gelmemektedir. Büyüklerinize hele de anne babaya, size kötü davransa da baskı yapsa da karşı gelmeyin, dediklerini yapın. Aksi takdirde cezalandırılırsınız, uygun davranırsanız, eziyet çekseniz bile günün birinde mükâfatlandırılırsınız fikri aşılanmaktadır. Tıpkı ustasından senelerce eziyet çeken bir çırağın, yıllar sonra ustasını ‘bana meslek kazandırdı’ diyerek sitayişle anılması gibi.

c) Külkedisi baloya gitse bile on ikiden önce evde olması gerekmektedir. Kızların geç saatlere kadar dışarıda kalmaması gerektiği, belli bir saatten önce eve dönmesi gerektiği yoksa her şeylerini, tüm güzelliklerini kaybedeceği anlatılmaktadır. Burada geceyi dışarıda geçirmemeleri özellikle vurgulanarak; arabanın balkabağına, seyisin sıçana, parlak kıyafetlerin çaputlara dönüşmesi metaforunun altında kızlığın kaybedilmesi halinde her şeylerini kaybedecekleri anlatılır.

d) Külkedisinin prensle dans edip, yakınlaşmasına rağmen, daha ileri gitmemesi, kendini gizlemesi, prensi peşinden sürüklemesi. Annelerin kızlara erkeklere nasıl davranmaları gerektiği konusunda yazılmış bir manifesto gibidir. Erkekle belli oranda yakınlaşsan bile fazla ileri gitme, kendini hemen açık etme, bırak sırlarını merak etsin, mutlaka kaç, çünkü kaçan kovalanır.

e) Masallarda toplulukların odağındaki dinsel güdülerin güçlü biçimde kullanıldığı da unutulmamalıdır. Üvey annesi Külkedisini prensin adamlarından sakladığı halde, ilahi güç sayesinde gerçek açığa çıkar ve genç kız prensle evlenir. Siz üzerinize düşen yükümlülükleri yerine getirirseniz, çektiğiniz sıkıntıları bir sınav olarak görürseniz, yaratıcı da sizi görür ve günün birinde mutluluğa eriştirir, denilmektedir.     

 

Sen ne düşünürsün bilmiyorum ama ben Rapunzel masalını klasik masallardan ayrı bir yere koyuyorum. Orman, masallarda sıkça kullanılan bir sembol. Ormana girmek ve ormandan çıkmak korkularla yüzleşmenin ve büyümenin hikâyesi. Bu bağlamda baktığımızda ormandan kendi imkânlarıyla çıkamayan, prenses ve ailesi tarafından kurtarılmayı bekleyen olgunlaşmamış, büyümemiş bir prens var. Rapunzel masalı bize ne söylüyor Fırat? Bu konuda neler söylemek istersin?

 

Masalı prens açısından pek düşünmemiştim aslında. Ama hem prens hem de Rapunzel açısından olgunlaşmanın gerçekleşmesi durumunu yaşıyoruz şöyle ki:

Masalı çocuk psikolojisi açısından inceleyen kimi pedagoglara göre; Rapunzel annesinin aşırı korumacı sevgisinden bunalan ve özgürleşmek isteyen bir kızın hikâyesidir. Kule ‘yuva’ ‘baba evi’ olarak, gerçek dünyanın tüm kötülüklerinden uzakta, korumacı ve steril bir ortamdır. Rapunzel çocukken bu durumu kabullenirken, büyüdükçe annesinin dizinin dibinde oturmaktan sıkılır, dışarıdaki hayatı ve dış dünyayı merak etmeye başlar. Özgürleşmek, erişkinliğe adım atmak için de kendi bedeninden –masalımızda saçından– yardım alır.  

Rapunzel’in saçlarına önce annesi (cadı) tırmanırken, daha sonra aynı saçlar prensin kuleye çıkmasına yardımcı olmaktadır. Bu da çocuğun bilinçaltına aileyle olan ilişkisinin yerini belli cinsel olgunluğa eriştikten sonra karşı cinsle ilişkinin alacağı mesajını göndermektedir. “Rapunzel odasına bir adamın girdiğini görünce önce çok korktu, o zamana kadar hiç erkek görmemişti. Prens onunla dostça konuşmaya başlayarak onun şarkısını duyduğunu ve yüreğinin bundan çok etkilendiğini, bu yüzden onu görmeden edemeyeceğini anlattı. Rapunzel'in korkusu geçiverdi.” Burada erkeklere kızlara nasıl yaklaşması gerektiği mesajı verildiği gibi, kızlar için erkekler belli bir olgunluğa erişmeden sakınılacak nesneler olarak sunulmaktadır.

“Genç oğlan ona kendisini koca olarak kabul edip etmeyeceğini sordu. Onun ne kadar genç ve yakışıklı olduğunu görünce, ‘O bana yaşlı cadı Gotel’den daha iyi bakacaktır’ diye aklından geçirdi ve olumlu cevap verdi. Elini onun elinin üzerine koyarak: “Seninle gelmeye razıyım. Ama buradan nasıl çıkacağımı bilmiyorum. Bundan sonra her gelişinde bir yumak ipek iplik getir; ben onu örerek bir merdiven yaparım. Tamamlandığı zaman onunla aşağı inerim, sen de beni atına alıp götürürsün,” dedi”. Burada kızların kendilerine iyi bakacak birini bulduklarında baba evlerinden ayrılarak kendi evlerini kurmaları mesajı verilmektedir. Kaldı ki, bunun hemen bir anda olmaması, emek gerektirmesi, yeni kurulacak yuva için gösterilmesi gereken sabır ve çalışmayı anlatmaktadır. “Ve şöyle kararlaştırdılar. Prens hep akşamları gelecekti, çünkü büyücü kadın hep gündüzleri çıkageliyordu.” Erkek ve kadının geceleri görüşmelerinin altındaki cinsel çağrışım açıkça ortadadır. (Kaldı ki masalın ilk hallerinde Rapunzel prensle birlikte olmakta ve hamile kalmaktadır.)

Masalın sonunda annesinin (cadının) sözünü dinlemeyen Rapunzel evden kovulur, çöllere düşer. Bu kısımda anne babanın sözünün dinlenilmesi gerektiği, yoksa insanın başına kötü şeylerin geleceği vurgusu yapılır.

Öte yandan Rapunzel senelerce aç biilaç çöllerde süründükten sonra, kuleden düştükten sonra kör kalıp sefalet çeken prensle karşılaşır ve gözyaşlarıyla prensin gözü açılır ve evlenerek prensin ülkesinde ölene kadar mutlu bir hayat sürerler. Burada da büyümeye giden yolda çeşitli acıların ve sıkıntıların olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca prens ve Rapunzel olgunluğa erişmeden birlikte olamayacakları mesajı verilmektedir.

Özetle bu masalın alt metninde, kız ve erkek çocuklarına olgunlaşma serüvenleri sırasında karşılarına çıkabilecek durumlar anlatılmaktadır. Son olarak bunu, cinsler arasında eşiklikçi bir masal olarak kabul edebiliriz. Önce kadın kahramanı erkek kuleden kurtarmakta –aslında tam da kurtaramamakta, kurtarmaya çalışmakta dememiz daha doğru olacak– sonrasında ise gözyaşlarıyla kızımız Rapunzel derbeder biçimde çöllerde gezen prensin gözlerini açmakta ve bunun neticesinde birlikte mutluluğa ulaşmaktadırlar.  

 

Sarah Gibb’in klasik masaldan uyarladığı farklı bir varyantta, cadı prensle Rapunzel’i yakalıyor; prensi büyüyle bir ormana yolluyor, Rapunzel’inse saçını kesiyor, cadı gölgeler alemine gidiyor ve büyüyle yaptığı her şey kayboluyor. Etraf sık ağaçlı bir ormana dönüyor. Rapunzel hayvanlarla konuşabildiği için, onların yardımıyla eski ailesinin yanına dönüyor. Sonra kuşlar tekrar ormana gidip prensin yerini buluyorlar ama prensle konuşamadıklarından geri dönüp Rapunzel’e haber veriyorlar. Rapunzel ve ailesi prensi ormanda bulup kurtarıyor. Bir de böyle bir versiyonu var, onun için ne dersin?

 

Klasik masallar zaman içinde ve dilden dile dolaştığı farklı topluluklar içinde toplumsal yapıdaki değişiklikle birlikte evrimleşmiştir. Öyle ki masalları derleyen Grimm Kardeşler bile her yeni basımla birlikte masal sayısını arttırırken, gelen tepkilere göre değişiklikler yapmışlar. Masalın orijinalinde, Rapunzel prensle baş başa kaldığında sadece sohbet etmekle kalmayıp, birlikte de olmaktadır. Dünyadan bihaber büyüyen Rapunzel, karnının büyümesini anlamlandıramaz, “Neden kıyafetlerim bana bu kadar dar geliyor? Artık hiç biri olmuyor?” diye kendini sorgulamaya bile girişir.

Bu sebeple günümüzde yazılan bir uyarlamada, kızların ‘kurtarıcı beyaz atlı prens’ masalını yerle bir ederek, kendilerinin zor durumdaki prensi kurtarmaları masalın canlılığının kanıtı bence. Ama az öncede söylediğim gibi, klasik masalda bile, Rapunzel en az prens kadar hatta belki daha fazla kurtarıcı konumunda. Cadıdan kurtulmak için sadece prense yaslanmıyor, birlikte hareket ederek, prensin getirdiği ipliklerden merdiven örerek kurtulmayı planlıyor. Ayrıca cadıya rağmen, prensle görüşüyor, yani kendi kararlarını verip, uygulayan bir genç kızla karşılaşıyoruz.  

Orman dışarısını temsil ediyor, Rapunzel kendi bilgi ve becerisiyle ormandan kurtularak erginleşiyor, oysa prens erginleşmeyi tamamlayamıyor ve dışarıdan bir kurtarıcı sayesinde güvenli olan eve ulaşabiliyor.

Klasik versiyonda cadının sonu belirsiz kalırken, adeta yaptığı kötülükler yanına kâr kalırken; modern versiyonda cadının gölgeler âlemine giderek, yaptıklarının cezasını çekmesi, çocuklara kötülüklerin cezasız kalmayacağı düşüncesini aşılıyor.   
 
 

 

Masalla ilişiği ilkokul yıllarında kesilmiş, klasik bir kurmaca eserler okuruyken, üç yıl önce tesadüfen bir masal söyleşisine gittim ve müdavimi oldum, çıktım. Masalın böyle bir etkisi var. İnsanı yavaş yavaş içine çeken büyülü bir orman. Ancak serde kurmaca okurluğu olduğundan, anlatının akışı içinde hiç bahsi geçmemiş, ima dahi edilmemiş bir çatışmanın içinden “meğerse” diyerek çıkılması beni rahatsız ediyor, dev analarına, ağzından ateş püskürten ejderhalara inanıyorum da bu “meğerse” ile çözülen sorunlara inanmakta güçlük çekiyorum. Bir kurmaca metin yazarı olarak ne diyorsun Fırat, bir meğer yeter mi bütün düğümleri çözmeye?

 Aslında benim masal serüvenim de senden çok farklı değil. Çocukken okuduğum masalları kızıma da okuyup ne güzel, yaşayıp gidiyordum. Sonra daha önce çeşitli programlar yaptığım Uzman Tv masallarla ilgili de program yapmamı istedi. Masal işte, hepimizin bildiği şeyler, farklı ne anlatabilirim ki, diye düşünerek başlarda biraz soğuk durdum. Sonrasında programı hazırlarken birkaç kelime de farklı şeyler katmak adına araştırma yaparken, kendimi bir anda masalların renkli dünyasında buluverdim. Meğerse… masallarla ilgili hiçbir şey bilmiyormuşum.

Buluş o buluş… bir buçuk iki yıldır, epeyce okudum yazdım, etkinlikler düzenledik konuştum falan. Masalların alt metnine, gizemine, sırlarına vakıf olmaya çalıştım. Meğerse meselesine gelince, kimsenin çocuklarına; bunun alt metnindekiler, onun için öğretici olacak diye düşünerek masal okuduğunu sanmıyorum. Ama ortada toplum içinde sürekli tekrarlanan durumların bir süre sonra farkında olmadan kafanıza yerleşmesi gibi bir durum var: Geceleri tırnak kesilmez, şeytan tırnaklarını toplar, düşüncesinin altında eskiden yetersiz ışıkta ilkel makaslarla bir yerlerin kesilmemesi için önlem alma düşüncesi yatar. Makas / bıçak elden ele verilmez kavga çıkar, aslında yaralanmayı önlemek için geliştirilen bir toplum pratiğidir vs vs. Benzer biçimde de masallar vasıtasıyla, kız çocuklarına sürekli olarak ev işleri yapmaları, anne babaya itaatkâr olmaları, kısmetlerini beklemeleri; erkek çocuklarına büyüdükleri zaman evden ayrılarak rızıklarını aramaları, temiz süt emmiş bir kızla evlenmeleri bilinçaltlarına sürekli olarak üflenir. Kendisini kız ya da erkek kahramanla özdeşleştiren çocuk da ister istemez toplumun yönlendirmesine uygun hareket eder. Mesela Almanya’nın birliğinin oluşturmasında kültürel anlamda görev alan Grimm Kardeşlerin kimi masallarında ciddi Yahudi düşmanlığı vardır, bu masalları okuyarak büyüyen Hitler’in de yaptıkları ortadadır.  Alt metin ve ana fikrin yanı sıra masalın; cinsel, dinsel, ruhsal, tarihi vs. meğerseleri de var ki, keyifli ve bilinç açıcı okumalara yol açıyor ama ilk anlatanların masalları uydururken bunca şey düşündüğünden emin değilim. Keyifli detaylar üzerinde çalışmak, okumak, dinlemek, insanın merakını kaşıyor, hoşuna gidiyor. Ben zorlama anlamlar yüklemeden, bundan keyif almanın ve ufak tefek ilginç bilgiler derlemenin peşindeyim. Yoksa bir meğerseyle bütün düğümleri çözmek bir yana yeni düğümler bile atılmaktadır. Ben bu meğerselerin güzel yanının, okuyan ve araştıranlar için o yeni düğümlerde gizli olduğunu düşünüyorum. 

Masal, bir öykücüyü nasıl besler?

Tüm okuduklarımız gibi masallar da yazarı besler. Masal dili, bilinçli olarak hadım edilmiş bir dil olduğundan öykü ve roman için çok elverişli değildir ama atmosferi en yetkin eserler üretebilecek kadar büyülüdür. Latin Amerika’nın büyülü gerçekçi edebiyatı bir yönüyle masala dayanmaktadır ve bence nefistir. Edebiyatta fantastik kurguya, büyülü gerçekçiliğe, tarihsel anlatıya meyyalsek masalları bilmeden bunları yazabilmek bence mümkün değil. Yazılır elbet ama masalları bilen biri kadar güzel yazılamaz. Zaten, dinler tarihini, efsane ve mitleri, başat masalları bilmek hem yazana hem de okuyana çok şey katar. Masalların atmosferini yazdıklarına muhteşem biçimde yediren Gabriel Garcia Marquez, Ursula K. Le Guin, Murathan Mungan, Burhan Sönmez… muhteşem eserler vermişlerdir. Bence eselerinin muhteşem olmasının altında iyi edebiyatçı olmaları kadar masalları özümsemiş olmaları da yatar. Ben de, günün birinde masalsı bir atmosferi olan, bir nehir roman anlatabilmeyi çok isterim. Belki bir gün…       

Bu keyifli sohbet için teşekkür ederim J

Masallar üzerine konuştuğumuz için asıl ben teşekkür ederim Tuğba. Yolu Kaf Dağı’nın ardına düşen herkese de selamlar sevgiler…  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme