7 Aralık 2015 Pazartesi

BAY PRADA NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?


Araya giren çocuk kitabın Annemin Kuşları‘nı saymazsak beş yıllık bir aradan sonra kasım ayında ikinci öykü kitabın Bay Prada Nasıl Öldürüldü? yayımlandı. 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’na katıldın. İlk tepkiler nasıl?

İlk kitabım Herkesin İçinde Hiç Olmak amatör ama büyük bir coşkuyla yazılmış öykülerden oluşuyordu. Samimi olmak gerekirse öyküye dair çok fazla fikrim de yoktu yazarken. Bay Prada’ya kadar geçen beş sene içerisinde okumalarımda ve öykü anlayışımda değişiklikler oldu. Bu süreç aynı zamanda kendimi daha yakından tanımamı sağladı. İlk öykülerimi 20’li yaşlarda yazmıştım, şimdiki meselelerim daha farklı. Bu yüzden Bay Prada’da pek çok şeyi deneme fırsatım oldu, daha sakin, daha bilinçli yazdım öyküleri. Coşkunun değil, çalışmanın ürünleri oldular. Önemli olan öykülerin beni tatmin etmesiydi, öyle de oldu. Tepkilere gelince çoğunlukla arkadaşlarımdan dönüş oldu ama bunlar da çok güvenilir dönüşler değildi. Çoğunlukla “Eline sağlık, güzel olmuş” ya da “Tebrikler” şeklinde dönüşler bunlar. Fakat okuma rutinlerini iyi bildiğim insanlardan olumlu-olumsuz eleştiriler de aldım. Genel olarak aynı şeyleri düşündüğümüzü görmek beni rahatlattı, özellikle olumsuz eleştiriler almak da o eleştirilere hak vermek de benim için daha anlamlıydı.

Yazmak, bir yandan da kendini tanıma, merakını harlayan, hayal gücünü besleyen, yazdığın ve yazacağın metinleri şekillendirecek temel meselelerini bulmak demek. O yüzden yazarın asıl yolculuğunun ikinci kitapta başladığını, bu yolun biraz daha zorlu olduğunu söyleyebiliriz.  Yeni öykü dosyası üzerinde çalışırken ilk kitapta aklını meşgul eden soruların hangileri peşini bıraktı, hangileri elendi, neler seni şaşırttı?

Temel izleğim yalnızlıktı. Hâlâ da öyle. Bu duygudan ve konudan kurtuluşum yok gibi görünüyor fakat artık aynı şeyleri yazmaktan da sıkıldım. Bu yüzden daha deneysel öyküler yazmaya başladım. Deneysellik benim için kendini şaşırtmanın en iyi yolu. Konudan ziyade kurguya odaklandım. Ama başta da söylediğim gibi yalnızlık peşimi bırakmadı, yazdığım hemen her öykü yalnızlığa bir şekilde çıkıyor. Ben cebinde kalem ve not defteriyle gezen biri değilim. Toplumsal bir olay bende anlık bir etki yaratıyorsa sırf yazmış olmak için yazmam. Önemli olan eve geldiğimde korunaklı hayatımdan utanmama neden oluyorsa yani artık benim meseleme dönüşüyorsa yazıyorum. Bunu rahatça söylememin sebebi şu: Burası Türkiye ve her gün acı bir olayla güne başlıyoruz. Birisine hakkıyla üzülemeden bir yenisi ile karşı karşıya kalıyoruz. Daha kötü olan ise acıları kanıksıyoruz. Dumankuş öyküsü bu şekilde yazıldı. Pek çok insan öldü fakat Berkin’in el kadar hali beni günlerce etkiledi. Yazmasaydım delirmezdim ama yediğim lokma boğazımda düğümlenirdi.

İlk öykü kitabın Herkes İçinde Hiç Olmak’ta yer alan Çivi öyküsünün şair kahramanı arkasında bir iz bırakmak, dünyaya ölümünden sonra dahi bir çivi çakmak, unutulmamak için yazıyor. Sen neden yazıyorsun?

Yazmaya 20’li yaşlarımda başladım. Hatta çoğu zaman kızdım kendime yazdığım için. Hayatı yaşamak varken eve kapanıp yazmak ne kadar anlamsız. Hayatı hep geriden takip ettiğini bilmek, beni hep rahatsız etti. Genç yaşlarımı boşa harcamışım hissinden kurtulamadım. Pek çok tesadüf beni yazmaya itti. Ama asıl sebebi araştırırken şunu fark ettim: Öykülerimde çok fazla soru işareti var. Neden bu kadar soru soruyorum diye düşündüm. Tuhaf olan, bu sorular okura değil kendime sorduğum sorular. Şimdi ise biliyorum. Ben; anlatmak için değil, anlamak için yazıyorum. Kendimi, insanları, olguları, özetle hayatı anlamak için yazıyorum.

Öykülerinde köy-taşra-şehir üçlüsü var. Bu üç kültürü de biliyor görünüyorsun. Bu konuda neler söylemek istersin?

Evet, çünkü her kültürün içinde bulundum. Köy çocukluğumun, taşra ilk gençliğimin geçtiği yerler. Şehirlerde yaşıyorum. Haliyle hepsini iyi biliyorum. Yazdıklarıma da yansıyor hepsi. Bu benim için bulunmaz bir nimet çünkü atmosfer yaratmak çok zor gelmiyor bana. Köyde zeytin toplamasaydım, tütün dizmeseydim; taşrada kahvehanelerde çalışmasaydım, şehirlerin hengâmesinde boğulmasaydım muhtemelen yazamazdım. Bu anlamda şanslı hissediyorum kendimi.

Tunç Kurt öyküsünün oluşmasında etkili olan yazarlar var mı?

Ben okuduğum her yazardan etkilenirim. Bana iyi ya da kötü anlamda illa ki bir şeyler katarlar. Bazen nasıl yazmam gerektiğine dair ipuçları verirler, bazen de nasıl yazmamam gerektiğini gösterirler. Sadece yazarlar değil, tanıştığım her insan bana bir şey katar. Dinlediğim bir şarkı, baktığım bir resim de aynı etkiyi yapar. Hatta bir sokak kedisi bile etkiler beni. Ama belli bir yazar ismi veremem, çünkü o kadar çoklar ki… İyi ki de varlar ya da var olmuşlar.

Bay Prada Nasıl Öldürüldü?, dört bölümden oluşuyor. İlk bölümde toplumsal konulara, ikinci bölümde kurgusal-deneysel öykülere, üçüncü bölümde bireysel konulara değinmişsin. Son bölümde ise bir öykü var. Kötücül Mantarlar, adlı bu öykü sanki öykülerin nasıl yazıldığını anlatıyor, bu son bölümü oluşturmanın sebebi ne?

Senin de söylediğin gibi son öykü Kötücül Mantarlar, öykülerin başlamadan önceki sessizliği, izlediğim yol haritasını hatta matematiği, yöntemleri ve yaratım sürecinin sıkıntılarını anlatıyor. Bu öykü aslında benim son sözüm niteliğinde. Yani önsöz yazıp okuyanları sıkmamak için son söz yazma gereği duydum. Ona öykü demek doğru olmaz.

Annemin Kuşları kısa sürede yedi baskı yaptı. Kaleminin çocuk edebiyatına yakıştığını düşünüyorum. Türkçe öğretmeni olman ve çocukları yakından tanıyor olman sebebiyle didaktiklikten uzak, macera dolu metinler ortaya çıkmış. Ufukta yeni bir çocuk kitabı var mı?

Çocuklar biz yetişkinler gibi değil. Onların beğeni ve algıları daha yüksek. Okudukları metinlerdeki büyüklerin çokbilmiş, dikte eden, parmak sallayan üsluplarını yakalarlar ve o kitabın yüzüne bakmazlar. Çünkü onlar için okumak bir eğlencedir. Bence de öyle olmalı. Yetişkinler bugün çocukların okuduklarına karar veren kişiler. Onu okuma, bunu oku, diyen kişiler maalesef. Annemin Kuşları’nı yazarken sadece bunu düşündüm. Eğlenceli bir okuma tecrübesi sunmak istedim. Elbette mesajım vardı ama öykülerin akıcılığına çelme atmasına izin vermedim. Yaptığım tek şey bu. Yeni bir çocuk kitabı çok istiyorum fakat acele de etmek istemiyorum. İyi bir hikâye bulursam ilk işim çocuk kitabı yazmak olacak.

Peki, yeni bir kitap?

Öykü yazmaya devam ediyorum, ne olur bilmiyorum. Çıkar mı bir şeyler? Fikrim yok. Uzun zamandır zihnimde çevirdiğim bir roman var ama tek satır yazmışlığım yok. Belki de ona başlarım. Zamanın akışına bıraktım her şeyi. 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme