19 Mayıs 2016 Perşembe

Masalsı Hareket Atölyesinin Ardından

Organizasyonuna emek verdiğim, başlaması için gün saydığım Masalcılar Buluşması başladı ve bitti. Seminerler, atölyeler, konserler, masal anlatımlarıyla dolu beş büyülü gün... Tüm konuklarda olduğu gibi bende de güzel izler bıraktı. Masala dair, kendimi tanımaya dair, insanı anlamaya dair yeni sözler çalındı kulağıma. Özellikle merak ettiğim, Deniz ile katılabileceğimi düşündüğüm etkinlikler de vardı, Masalsı Hareket Atölyesi gibi.
Atölyenin yönlendiricisi, Esra Yurttut, dansçı ve koreograf. Esra'yı farklı atölyelerde izleme, etkinliklerine dâhil olma imkânı buldum. Ondan öğrendiğim bir şey var. Herkesin içinde ben olmayı sürdürmek ancak ben olurken biz ile de akışta kalmayı başarabilmek. Bunu yapmak için kelimelere ihtiyacımız olmadığını sadece beden hareketlerini izleyerek, göz teması kurarak bunu yapabileceğimizi fark etmemizi sağlıyor. İçimizdeki dansı ararken bakmamız gereken yer burası. Benim çıkardığım sonuç bu, en azından.

 
Çemberin içinde ısınarak başlayan atölye, çemberin dışına, parkın farklı noktalarına taştı. Ve yeniden başlangıç noktamızda bitti. Yere oturduk. Renkli kartonlar ve rengârenk keçeli kalemler çıktı. Aklına gelen kelimeyi yazdığın, canının istediği resmi çizdiğin, ve içinden gelen karalamaları yaptığın kartonlar her iki yönde dönmeye başladı. Bana göre diğerlerinden farklı olan sonuncu kartonun amacı, Esra'nın başlattığı cümleyi takip ederek kendi cümlelerimizi yazmak ve ortak bir hikâye yaratmaktı. Dediğim gibi bu karton bence diğerlerinden farklıydı. Kendi hikâyemizi yazarken, bir önceki cümleyi takip etmek, onunla uyum içinde ilerletmek gerektiği kanısında olduğumdan, keyifli geçen beş günün üzerimde yarattığı hoşluğu ya da hayallerimi geçirmedim kâğıda. Cümlelerin gelişine göre, olay örgüsü kattım ortak metnimize. Zira içinden olayı aldığınız şey bir öykü değildir. İki kez sıra bana geldi. Her iki sıramda da flu duygular dünyasından reel dünyaya, somut bir olaya bağladım yazdıklarımı. Her şeye vâkıf tanrı yazar nerede kim tarafından ben anlatıcıya çevrildi bilmiyorum ama Esra en son eklemek istediğiniz bir şey var mı diye sorduğunda sayfanın altına yazdığım son cümleyi okumadan kendi cümlesini yazanın kim olduğunu ve metnin bir anda nasıl yeniden ve uyumsuz bir şekilde tanrı yazara döndüğünü ve şahsi bir temenniyle bittiğini gördüm. Yer kalmadığı için öylece bıraktığım son cümleyi okuduğumda taşıdığı sonsuz ihtimalleri görmek, bende bir öykü finali yazmışım hissi uyandırmıştı, oysa. Öykü, sık sık kapımı çalmadığından sevinmiştim hatta. Belki bu yüzden yazdığım uzun sayılabilecek cümlenin okunmadan ardına şahsi bir temenni gelmesine şaşırdım. Ama hepsi bu değil.  Aslında konuşurken, yazarken, yaşarken, tüm ortak üretimlerimizde, yan yana durduğumuz anlarda kendi vereceğimiz mesajla ilgilenmekten bütüne bakmadığımızı fark ettim.
Atölye bitiminde içimden geçen ancak söyleyemediğimdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme