17 Kasım 2016 Perşembe

YAVAŞLADIKÇA ÇOĞALIYORUM(*)

Yazım süresinde bana eşlik eden müziktir:

Kurmacabiyografiler üç yaşında.
Bloğu açarken, ilk yazıyı yayımlarken, bu yolculuğun ne kadar süreceği, nerelere evrileceğiyle ilgili en ufak fikrim yoktu. Ağırlıklı olarak edebiyat ve yaşama dair yazılar paylaşmayı ve düzenli güncellemeyi amaçlamıştım. Herhangi bir yayın kurulununun onayını almadan, yayın listesine girdiği halde haftalarca, hatta aylarca beklediğim, akıbeti belirsiz metinlerin aksine, yazdığım anda paylaşabilmek büyük özgürlük olacaktı, hissedebiliyordum. Bu büyüye kapılıp peşi sıra yazıp sonra soluğum kesilmişcesine durmayacaktım. Ayda 8 yazı, ne eksik ne fazla... Hedefim buydu.
Çoğu, durgun bir nehir yatağında akar gibi gidiyor blog yolculuğu. Bazen sular çekiliyor, neredeyse kuruyor, biraz uğraşla, görev bilinciyle tamamlıyorum. Pek de hoşuma gitmiyor. Paylaştığım yazılar, tatsız tuzsuz, mekanikmiş gibi geliyor, hissetmemişim gibi, okuyanı kandırıyormuşum gibi... Tuhaf, tekinsiz hisler geliyor yakama yapışıyor.  Niye ayda 8 yazı sözü verdim sanki diye didikliyorum kendimi. Tutmasam ne olacak ki diyorum. Ama oyun alanımı bırakıp gidemiyorum. Sanki burayı bırakıp gidersem, hepten yenileceğim. Sarı bir çiçek bir daha asla yolumu kesmeyecek yürürken. Kediler bacağıma dolanmayacak, kucağıma atlayıp yayıldıkça yayılmayacak. Gülüşlerimiz sararacak, solacak.
Dışarıda bu kadar zulüm, bu kadar şiddet varken yaşamak, kalın ve aşılmaz gibi görünen duvara toslamak gibi. Hep aynı düşünceler tekrarlıyor zihnimin içinde. Aynı yılgın düşüncelerle oturuyorum, düşünüyorum, konuşuyorum, ben kendimden bezmişken, içinden yeni bir anlam çıkmayacak cümleleri neden sıralayayım ki diye düşünüp küsüyorum kâğıda, kaleme... Okuyamıyorum, yazamıyorum, yaşayamıyorum, göğüs kafesimde bir ağırlık taşıyamıyorum. Haberleri izlemeyi, gazete okumayı bırakıyorum. Zevk alabileceğim küçük şeyler bulmaya çalışıyorum kendime. Hayatı sadeleştirmenin yollarını arıyorum, basit mutlulukların... Bu minik ihtimaller üzerine yürüyorum. Portakal, mandalina kabukları biriktirip evde yüzey temizleyici yapmayı deniyorum. Güzel bir film izliyorum. Arkadaşlarıma yemek pişiriyorum. Yavaş yavaş olağan ve normal olana yaklaşıyorum. Ancak o zaman kitap okuyabiliyorum. Dışarıyı, içeriyi, bedenimi, ruhumu her şeyi unutup, sayfaların içinde kaybolabiliyorum. Okuduğum metin bir anahtar, bende define avcısı... Ardı sıra kapalı kapıları açmaya çalışıyorum, bir oraya bir buraya savruluyorum. İşte en az kuraklık kadar verimsiz bir başka dönem kapıda. Coşkulu, hevesli, bir o kadar da maniğim çünkü. Onlarca parlak fikir, zihnimi kamaştırıyor. Not defterlerim yarım bırakılmış cümlelerle doluyor. Hiçbir fikrin sonu gelmiyor. Coşku yavaş yavaş soluyor, yerini hayatımın her alanına sirayet etmeye çalışan bir eylemsizlik hâli alıyor. Bir kızım olmasa, ona bakmam gerekmese, günlerce parmağımı kıpırdatmadan durabilirmişim gibi hissediyorum. Bunu deneyimleyebilmenin yolu yok ama merak ediyorum. Yavaşlığın sınırı ne? İnsan aynı pijamayı üzerinden çıkarmadan kaç gün yaşayabilir? Ya da evden hiç çıkmadan...
Yavaşlamak istiyorum. Beden farkındalığı atölyesi yardımıma koşuyor. Zihnimde hiç durmadan konuşan ve birbiriyle çarpışan sesleri susturmaya, beyaz bir boşluğun içindeymiş gibi sessiz, sakin, kıpırtısız oturmaya çalışıyorum. Zihnimin koridorlarının usul usul boşaldığını, tatlı bir esintinin hiçbir yere çarpmadan dolaştığını hayal ediyorum. 
Dışarıdaki tüm kirliliğe inat ağır usul konuşmak istiyorum kendimle. Ruhumu hatırlasam bedenimi unuttuğum, bedenimle ilgilensem ruhumu görmediğim dönemlerin aksine ikisini bir arada tutmaya çalışıyorum. Bana fısıldayıp duranın yalnızca ruhum olduğuna inandım yıllarca. Şimdi kelimeleri unutuyorum, sözlük anlamlarını ve de mecaz anlamlarını. Bedenime bakıyorum, ona kulak veriyorum. Fısıldadıklarını işitebilmek için kelimelere ihtiyaç duymadan, anlamak çabasını bir kenara koyarak, sezmeye çalışıyorum. Ana dilini öğrenmeye çalışan bir bebekten farkım yok. İzliyorum ve dinliyorum.
*Yazının başlığı, Kjersti Skomswold'un Jaguar Kitap tarafından dilimize kazandırılan Hızlandıkça Azalıyorum romanından esinle konulmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme