1 Nisan 2014 Salı

MURATHAN MUNGAN'DAN YAZAR ADAYLARINA TAVSİYELER

Yazarların (sevdiğim, sevmediğim, okuduğum, okumadığım) yazma önerilerini okumayı seviyorum.
Şu sıralar okumaya daha az zaman ayırıyorum maalesef. Belki bir aydır tek roman okuyamadım. Bunun tek istisnası çocuk kitapları ve Murathan Mungan'ın 189 Sayfa adlı deneme kitabı. Akşamları uyumadan önce (o sırada elimde bir çocuk romanı yoksa), gün içinde boş olduğum anlarda ayaküstü sohbet ediyorum Murathan Mungan'la.
Kendisi de kitabını böyle tanımlıyor zaten.
"İyi yazılmış notlarda ayaküstü sohbet etme tadı vardır. Hayat, geçerken birbirine uğramış insanların birbirlerinin kapısına bıraktıklarıyla da çoğalır. Benim bu notlarla yapmaya çalıştığım kısaca budur."
Okuru daha önce ilgilenmemiş olabileceği alanlara yönlendirmeye, birbirinden farklı konulara dikkat çekmeye; merak kışkırtmaya, heves bilemeye, kısacası ona kendi iştahını bulaştırmaya çalıştığı 227 Sayfa ve 189 Sayfa kitaplarını baş ucunuzdan ayırmayın bence.
Murathan Mungan'ın 189 Sayfa  adlı deneme kitabından derlediğim yazma önerileri:
 


Öyküsü olmak, öykü yazmak
Hayatta herkesin anlatacak bir öyküsü vardır kuşkusuz, ama yazılı bir metin olarak ortaya çıkartılmak istenen öyküde asıl önemli olan, öyküyü işleten tekniktir. Anlatacak esaslı bir şeyinizin olması önemlidir elbet, ama sizi yazar yapan şey, bir tekniğinizin olmasıdır. Hiçlikten bile bir öykü, metin, anlatı yapan şey budur. Kurmanın, çatmanın, anlatmanın, söylemenin, göstermenin, hissettirmenin, kavratmanın becerisi.
Ne anlatacağını bilmek kadar, nasıl anlatacağın üzerine düşünmektir insanı öykücü, yazar yapan.

Gözün boşluk gereksinimi
Başta mimari olmak üzere bütün oranlama gerektiren disiplinlerde gözün boşluk gereksinimi ve bu gereksinimin karşılanması önemlidir. Neden hoşunuza gittiğini anlamadan hoşunuza giden şeylerin bir kısmı "boşlukta" saklıdır.
Kurmaca yazın metinlerinde de gözün boşluk gereksiniminin gözetilmesi, bunun dikkat ve özenle değerlendirilmesi gerekir. Burada söz konusu edilen okurun gözüdür elbet. Ustalıkla kurulan bir dengenin orantıladığı "boşluk", okurun yazılanları anlama, alımlama, anlamlandırma, yorumlama payıdır. Metninse soluk alma payı. Yazar, orayı "artan malzemeyle" sıvamaya kalkmamalıdır. Okuruna güvenmeli, seçilmiş boşlukları onun gözlerine teslim edebilmelidir.
 
Oyun okumak
Oyun okumak boşlukları doldurmayı bilmek sanatıdır. İyi bir yazar (öykücü, romancı) olmak isteyenlerin en çok okuması gereken yazın türü bana göre oyundur.
Oyun okumak, oyun okumayı öğrenmek, öykü ya da roman yazarını, kişi ve durumlara ilişkin gereksiz açıklamalar yapma yükünden, uzun uzadıya yorumlayıcı cümleler kurma külfetinden kurtarır, ona sahne yazma bilgisi, durum yaratma becerisi kazandırır. Malzemesini yormamayı; yarattığı kahramanlara, durumlara, alt-metnin varlığına güven duymayı öğretir. Dolayısıyla okurun algısına, alımlama yetisine güvenmeyi de salık vermiş olur.
Öykü ya da roman yazarları keşke "Boş zamanlarımda oyun okuyorum," diyebilseler.
 
Başka yazarların izleri
Sadece kendi dünyanıza, duyarlılığınıza, görüşlerinize yakın bulduğunuz yazarları okumayın. Dünyası, duyarlılığı, görüşleri, tarzları ve seçimleri farklı yazarları keşfedin. Farklılıklar, başkalıklar, çeşitlilikler insan ruhunu, dünyasını ve yazısını zenginleştirir. Bazen bize yabancı, hatta uzak dünyaların, kendi malzememizi yoğunlaştırıp çeşitlendirmede yazarlığımıza katkısı benzerlerimizden daha büyüktür.
 
Güneş bakır bir tepsiye benzemesin!
Basmakalıp betimlemelerden kaçının. Siz sıcağı yazmaya çalışın. Örneğin, öyle bir yaz sıcağı anlatın ki bizler okurken mevsim kış da olsa terleyelim, o sıcağı tenimizde hissedelim. Ama bunu, "Ortalık sıcaktan cayır cayır yanıyordu", "Gökyüzünde güneş kızgın bir sini gibi parlıyordu.", "Asfalt, buram buram sıcaktan yıvışmıştı.", "Boncuk boncuk terleyen alnını bir mendille sildi." gibi artık hiçbir etki gücü kalmamış basmakalıp söyleyişlerin, bayatlamış tümcelerin doğrudanlığına sığınmadan yapın. Klişeler anlatmaz, yalnızca sıkar.
 
Şiirsellik tamam da...
Romanlarda, öykülerde şiir duygusuna fazla güvenen bir dil kullanıp olayları, durumları, karakterleri, kurguyu boşlamayın.
 
Polisiye romanlar
Polisiye romanlar atmosfer yaratma, merak uyandırma, gerilim kurma, metin örgüsünde ve kurgusunda ustalaşma; okura metin içi deliller sağlama konusunda genç bir yazara hüner kazandıran şemalar, çatılar, yapılar sunar. Yazının teknik odası diyebileceğimiz işin beceri, maharet ve mühendislik gerektiren kısmında polisiye kitapların gölgeli ışığının yardımı çok olur. Tabii bu türün usta örneklerinden bahsediyorum. Kötü örneklerden iyi dersler çıkaranlarsa zaten büyük yazarlardır. Onlar çerden çöpten bile iyi ders alırlar. Yolun başındakiler, kendi karatınızı tartacak yere gelene kadar, iyi örneklerin izinden gitmelisiniz. Kendi ömrünüzü iyi kullanırsanız, yazınızın ömrü artar.

Merak çatallandırmak
Merak uyandıran, sürpriz vaat eden, temeli bir buluş üzerine kurulu bir kitap yazıyorsanız, mutlaka bir ikinci takip hattınız daha olmalı; ilkinde atlatamayacağınız uyanık okuru oyalayacak, ilgisini diri tutacak, merak çatallandıracak bir ikinci katman... İlkini çözse bile merakını, takibini sürdürebileceği bir ikinci halka.

Kayıtsızlığın edebiyatı
Yazar olmayı kafaya koymuş kişilerin, yazar adaylarının, hatta bir-iki kitabı yayımlanmış yazarların, dünyanın belli başlı yazarlarından, çağdaş klasiklerden, bir nedenle öne çıkan, sözü edilen günümüzün önemli yazarlarından en az bir kitap okumayı amaçlayan kendilerince bir okuma listeleri olmalıdır.
Özellikle bazı genç yazarların sevdikleri birkaç yazarın dışında kimseleri okumamış, merak etmemiş, hatta adlarını bile duymamış olduklarını gördükçe kaygılanıyorum.
Bu genel kayıtsızlıktan, kayda değer bir edebiyat çıkar mı, ya da nasıl bir edebiyat çıkar?

Özellikle şairler ve öykücüler için
"Acemi marangozun talaşı tahtasından çok olur"
Sözcük israfında, sıfat bolluğunda hatırlanması gereken bir atasözü. Özellikle betimleme, çözümleme, tanımlama, açıklama akıntılarına kapıldığınız zamanlarda hatırlamakta yararı dokunacak gayet kullanışlı bir söz. Yazı masanızın çevresindeki görünmez duvarlardan birine asın.

Okuma belleği
Okurda olayların devamını hayal etme hissi uyandıracak belirsizlikler öyküyü güçlendirir. "Ondan sonra ne olmuş?" sorusunu roman yanıtlar, öykü değil. Bence en iyi öykü finali, en doğru yerde yarım bırakılandır.
 
 
 
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme