20 Ocak 2016 Çarşamba

İyi bir zeytinyağlı gibi

 
İyi bir zeytinyağlı yemek kıvamını ertesi gün bulur. Tadına zamanı kattığını düşünürüm. Bence iyi yazılar da öyledir. Yazıyla uğraşmak isteyen genç arkadaşlara hep şunu öneririm: En kısa yazınızı bile en az bir gün bekletin. Bırakın üzerinden rüya geçsin. Ertesi günün gözleri bir yazıda çok şeyi değiştirir. Elbette kurmaca metinlerin gereksinimi çok daha geniş zamanlara yayılmaktır. İyi bir metin sahibine kendini unuttura unuttura ilerler. Yazının dem payıdır bu. Metinle aranıza zamanlar koymak, çeşitli kereler okumak, yazdıklarınızın üzerinden bir kez daha geçmek, metinde köklü bir değişiklik yapmasanız bile küçük dokunuşların, ufak yer değiştirmelerin, ekleme ve çıkartmaların onu ne denli olgunlaştırdığını, kıvam kazandırdığını görmek yazının ancak deneyimleyerek öğrenebileceğiniz gizlerini açar size.
Elbette dil aracılığıyla düşünür, kendimizi onunla ifade ederiz, ama asıl unutulmaması gereken dilin kendisi üzerine düşünmektir. Yalnızca metin değil, dilin kendisi de düşüncemizin nesnesi olmalıdır. Hiçbir dil bir kerede öğrenilmez; hele bir yaratıcı yazar için bu hiç bitmeyen bir süreçtir. Yazı yazıyorsak, ana-babalarımızdan öğrendiğimiz dili, aynı zamanda "sonradan öğrendiğimiz" bir dil haline de getirmeliyiz. Sonradan öğrenmedeki düşünce payı, yalnızca "ana"mızın dili olmaktan çıkarıp bizi daha çok sahibi kılar o dilin.
Kendi payıma bunca yıl ve bunca kitaptan sonra bile dil karşısındaki öğrenci duruşumu bozmamaya özen gösterir, aforizma ya da değini niteliğindeki kısa notlarımı, basın yayın organları için görüş belirttiğim bir-iki paragraflık yazıları bile en az bir-iki gün bekletmeye, dinlendirmeye çalışırım. Yazdıklarımın bunca geniş zamana yayılmasının bir nedeni de budur. İçimin susmayan dili.
Yazar dilini dilsizlerin hasretiyle sevmelidir. Hasret çeke çeke yazar olunur.
227 Sayfa
Murathan Mungan
Metis Yayıncılık
Deneme

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme