1 Aralık 2016 Perşembe

NASIL YAZAR/ŞAİR OLDUM? (30)

                            YAZMA SERÜVENİM

Nasıl yazar oldum diye sordum kendime. Yazar oldum mu gerçekten emin değilim ama bu soru iyi hissetmemi sağladı. Havalı bir soru ne de olsa.
Her şey çok yıllar önce okuma yazmayı yeni öğrendiğim zamanlara denk düşüyor. İlkokulda okul defterlerimin arkasına, boş bulduğum yerlere şiir olduğunu düşündüğüm şeyler yazardım. Ağaç, çiçek, kelebek, sevdiğim şeylere güzellemeler yağdırır, sevmediğim şeylere örneğin İstanbul'un kalabalığına kötü kötü laflar ederdim. Ada çocuğu olarak İstanbul hep kalabalıktı oysa.

Bir gün babam bir defter getirdi ve şiir defterin olsun dedi. Şiirlerimi o deftere yazdım ama kimselere okumadım. Kendim için yazıyordum, yazınca mutlu oluyordum. Ortaokulda Türkçe öğretmenimizin verdiği şiir yazma ödevini tahtada okuyunca nasıl heyecanlandığımı, yüzümün alev alev yandığını hatırlıyorum. Öğretmen zorlamasa okumazdım, neyse ki beğenmişti. İlk günlüklerimi de ortaokulda tutmaya başladım. Yaşıtlarım beni anlamıyor gibi geliyor ben de hissettiklerimi günlüklerime yazıyordum. Bu arada hep çok okuyan bir çocuktum, Enid Blyton, Jules Verne en sevdiklerimdi. Macera kitapları ilgimi çekiyor, afacan beşlerin serüvenlerini hayalimde canlandırıyor, onlara özeniyordum. Oturduğumuz lojmanlar çocukların geç saatlere değin sokakta oynaması için uygundu ve yaz gecelerinde çimenlerin üzerine uzanıp gökyüzünü izlerdim. Orada, milyonlarca yıldızın arasında bir uzay gemisi vardı ve onlar da bizi izliyordu. Bir gün beni alıp kendi gezegenlerine götüreceklerdi. Kurduğum hayaller beni ilk romanımı yazmaya sevk etti. Konusu insan kılığına giren bir uzaylının dünyadaki maceralarıydı ama çabuk sıkıldım romandan. O zamanlarda sabırsızdım demek ki. Okumalarım, kitaplardaki kahramanlara sığınmalarım ise tam gaz devam etti. Anne babalar çocuklarının kitap okumamasından yakınır ya ortaokulun ilk yılında gözlük takmaya başlayınca annem "biraz az oku" demeye başladı.

Lisede edebiyat öğretmenim yazdığım kompozisyonları beğeniyor, defterime yazıp devam ettirmemi istediği cümlelerle  beni sınıftakilerden ayırıyordu. Edebiyat öğretmenim Orhan Culfa'nın emeğini yadsıyamam. Beni en çok cesaretlendiren kişidir. İlk öykümü lise yıllarında yazdım. Oto tamircisine âşık bir genç kızın komik hikâyesi. Tabi ki oto tamircisine âşık olan bendim.

Klasikler, J. London, j. Steinbeck, Hemingway'den sonra babamın kitaplığı sayesinde tanıştığım Fakir Baykurt, Aziz Nesin derken ilçe kütüphanesinde bulduğum farklı türlerde romanlar derslerimin önüne geçiyor, her kitap beni kendi dünyasında yolculuğa çıkarıyordu. Gazap Üzümleri'ndeki portakal işçilerinin yaşadığı açlıkla derinden sarsılıyor, Güney Afrika Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı için savaşan Moses Gama maceraya çağırıyor, yazarlara olan hayranlığım kat be kat artıyordu.

Üniversite yıllarım biraz karışık, okumalar farklılaşmıştı haliyle. Okuldan hemen sonra öğretmenlik ve evlilik. İlk evliliğim boyunca günlükler ve mektuplarla idare etmek zorunda kaldım. Hatırlamak istemediğim o süreçten sonra ikinci evliliğimi yapıp Diyarbakır'a gitmemle tekrar yazmaya başladım. Hem öykücü arkadaşlarla tanıştım, hem Diyarbakır Sanat Derneği aracılığı ile çeşitli atölyelere katıldım. Cesaretimi toplayıp edebiyat dergilerine öykülerimi göndermeye başladım. Dergide yayımlanan ilk öykümü gördüğüm an, en mutlu olduğum anlardan biridir.  Kül öykü, Notos, Özgür Edebiyat, İzafi, Sarnıç, Lacivert, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Galapera Öykü Fanzin'de öykülerim yayımlandı. Öykülerimi dosya bütünlüğüne getirip yayınevlerine yollamak ayrı bir heyecan, beklediğim yanıt gelmeyince yaşadığım hüsran ise cesaret kırıcıydı. Yılmadım. İlk kitap, Kül Sanat Yayınları'ndan çıkan Denizini Arayan Kadınlar, ardından NotaBene Yayınları'ndan Belleğin Bahar Temizliği.

Yazmasam günlük hayatın sıkıntılarına, dışımızdaki dünyanın korkunçluğuna dayanabilir miyim bilmiyorum. Sanırım okuyabildiğim sürece yazmaya da devam edeceğim.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme