25 Şubat 2015 Çarşamba

MASAL VE EFSANELERDEKİ YARATIKLAR

Türk Dünyası Mit, Masal ve Efsanelerinde Yaratıklar başlıklı söyleşinin notları:2

 

Masal ve Efsanelerdeki Yaratıklar
Bu yaratıklar, masalların muradına erememiş varlıklarıdır. Onlar muradına erse, masallar öyle bitmezdi.
Masallarda (en çoktan aza doğru) 9 tip korkunç yaratık vardır: Dev, peri, cadı, canavar, ejderha, cin, Arap, şeytan, şahmeran
Efsanelerde çok daha fazla korkunç yaratık vardır: Cin, ejderha, al karısı, şeytan, cadı, peri, şahmeran, geçkinci... vs.
Masallarda tasvirler daha ayrıntılıdır. Efsanelerde sadece isimler geçer. Bu türün hacimsel özelliği ile ilgilidir. Masallar daha hacimli anlatılardır. Efsanelerde şahitlik vardır; "Benim başıma geldi", "Amca kızımın başına geldi, oradan biliyorum." diye başlar. Hepsi çok çirkindir, korkunçtur. Yöresel olanları vardır:
Davara: Doğu Karadeniz'de çok yaygındır. Karabasana, ağırlığa, benzer. Çok iri yarı ve şişmandır. Avcunun içinde bir delik vardır. Uyuyan insanın üstüne biner, çöker. Eliyle ağzını kapatır. Karabasandan farklı olarak o anda kişinin bilinci yerine gelir. Kişi, o delikten nefes alır. Başına gelen her şeyi net bir şekilde hatırlar.
Enkebir: Sivas'ta görülür. Belirtisi, simsiyah bir dumandır. Şekilsizdir. Enkebir bastığında kişi bilinçsizdir. Uyandırması çok zordur. Kişiyi aniden uyandırmamak gerekir. Duayla, ezanla uyandırılması tavsiye edilir.
Geçkinciler: Muğla yöresinde görülür. Cin tayfasına benzer. Kuyu kenarı, su kenarı gibi yerlerde bulunur. Alayıyla gezerler. Belirtisi durduk yere çıkan rüzgârdır. Kadınlara görünür ve defalarca geri gelir. Ancak bir hoca tarafından okunan muska ona verilirse ondan kurtulmak mümkündür.
Oğrak: Kars ve Ağrı'da görülür. Cin tayfasındandır. Şekilden şekle girer. Keçi, oğlak, kedi, köpek, tabut, ölü. Amacı sadece korkutmaktır, kişiye zarar vermez. Bağırma, çağırma, başka birine seslenme, okuma, üflemeyle kişi Oğraktan kurtulur.
Masal kahramanlarının korkunç yüzleri:
Onların amacı korkutmak değil, kahramanı var etmektir çünkü kahraman ancak onları yendiğinde, onlarla baş edebildiğinde kazanır. Masal baş kahramanının karşısındaki zıt, muradına erememiş kahramanların başında dev gelir.
Dev: Pek çok mitolojide vardır ve doğanın ta kendisidir. Zamanla algılar tersine döner, kötü, korkunç olanla birlikte anılır. Elbette iyi olanları da vardır. Anadolu sahalarında Ak, Sarı, Kara devler vardır. Bunlar bir masala girdiğinde saçından bir kıl ya da ortak eşyalarından birini verir ve uyarır: "Bak başına şu, şu gelecek. O geldiğinde bunu yap." Kahraman vakti geldiğinde o kıl veya ortak eşya yardımıyla üç seferde engeli aşar. Bunun dışında genellikle kötüdür. Örneğin Dev anası.
Devanası: Çok uzun tasvirleri yoktur. Olağanüstü büyüklüktedir. Bir dudağı yerde bir dudağı göktedir. Kaf dağının ardında yaşarlar. Su başında yaşarlar. Amaçları suyu durdurmaktır. Aileleriyle birlikte yaşarlar. Evleri vardır. Dağı, taşı kaldırabilirler. Dev anası memelerinin birini bir omzuna, diğerini diğer omzuna atar. Gaflet ânında bilerek ya da bilmeyerek kahraman dev anasının memesinden süt içer. Dev anası bunun üzerine "Bunu yapmayaydın seni yerdim ama artık benim evladımsın." der. Süt annelik, süt hakkı, bir kültürel koddur.
Tepegöz: Su başında güzel bir peri durur. Ona bir çoban tecavüz eder. Bu güzel, iyi, tatlı peri zamanı geldiğinde doğurmak için su kenarına gelir ve tepegözü doğurur. Bebek çobana beddua eder: "Bütün oban çeksin, bu günahın bedelini." Tepegöz büyür. Önce obanın çocuklarının kulakçıklarını, buruncuklarını ısırır, yer. Daha da büyüdüğünde koyunları, insanları yer. Tek gözlüdür. Eksikliği yüzünden haset eder, kötülüğe gider. Kahramanın tek gözünden şişlemesiyle ölür. Hasetten korunmak için nazar boncuğu takarız, "Elem tere fiş, kem gözlere şiş" deriz. Bunlar, bir kültürel koddur.
Periler: Su perileri çok güzeldir. Erkekler onlara hayrandır. Onları suya çeker. Başlarına türlü kötülük getirir. Sarıkız olarak da bilinir.
Cadılar: Yaşlı, dişleri dökük, uzun saçlı, çirkin kadındır. Anadolu'da süpürge yoktur. Cadı, küpüyle uçar. Genç kızları kaçırır, onları küpüne saklar. Cadının kaçırdığı genç kızların başına her türlü kötülük gelebilir. Kahramanın gelip onları kurtarması gerekir. Küp, bir kültürel koddur. Biz o yüzden sinirden küplere bineriz. Küpe binecek kadar sinirlendiğimizde bir cadının yapabileceği her şeyi yapabiliriz. Cadı, salt kötüdür. Kötülüğünün bir amacı yoktur, en saf, masum olana uzanır kötülüğü. Cadı, kaçırdığı kızları bir eve kapatır. Ona saçını taratır. O esnada baş parmağından veya başka bir yerden kurbanının kanını emer. Kanı emilen kişi, güçsüz düşer. Durumdan şüphelenir. Kahraman, onu kurtarmaya geldiğinde onu uyarır: "Cadının tarağını ve özel eşyalarını al." Kaçarken bu özel eşyalar, tarak, bir ormana döner, cadının önünü keser. Ve kurtulurlar. Cadı aynı zamanda vampirdir. Obur, eski kelimeyle ubur, kan emen anlamına gelir ve Batı dillerine buradan geçmiştir.
Tarak, bölmek, ayırmak anlamındadır. Anlatıda tam da bunu yapar, kahramanla cadının yollarını ayırır, bir ormana döner ve aralarına bir engel sokar.
Canavar: Cine benzemez. Genellikle dört ayaklı kurda, köpeğe benzer. Hareketle özdeştir.
Ejderhalar: Doğu ve batı ejderhaları vardır. Bizim masal ve efsanelerimizde büyük yılan şeklinde tasvir edilir. Türk mitolojisinde dünyayı çeviren bir büyük yılandır, Ebren. Onun hareketiyle gece gündüz oluşur. Yeraltına indiğinde kış ve gece olur. Yağmurları yağdırır. Yağmur duasına çıkıldığında ceketler ters çevrilir ve kurbağa sesi çıkarılır. Kurbağa sesiyle aslında çağırılan yılandır, Ebren'dir.
Ejderhaların ayakları, başları (3,5,7 ya da 9), boynuzları vardır. Ateş çıkarırlar. Nefesiyle her şeyi içine çeker, yutar. Karşındakini bu yolla etkisiz hâle getirir. Su kenarlarını tutarlar. Kahraman ortadaki başını, kulaklarını ya da boynuzlarını kestiğinde ölür.
Cin, Şeytan: Büyük duman, hortumla gelir. Her kılığa girer.
İyeler: Ateşin, ormanın, her şeyin bir iyesi vardır. Ne yapıyorsan onun iyesinden izin almalısın. Örneğin yemek yapıyorsan ateşin iyesinden izin almalısın. Ateşin iyesi Od Ana'dır. Kadınlar evde tüten bu ateşi asla söndürmemelidir. Yoksa her türlü kötülük gelir, onları bulur. Eğer taşınılıyorsa ateş söndürüldükten sonra kadın külleri elbisesinin yenine saklar. Gittiği yerde ocağını yeniden o küllerle tutuşturur.
İyeler birbirine karıştırılmaz. Ormandan avlanan geyik eti, evdeki ateşte pişmez çünkü orman yabanidir, eve, kadına, ocağa değmemelidir. Mutlaka arasında bir tepsi gibi aracı bulunur. Oysa evcil hayvanı pişirirken böyle bir aracıya gerek duyulmaz.
Korku masallarını çocuklara anlatmalı mıyız? Pedagojik açıdan uygun mu? Buna G.K. Chesterton'dan bir alıntıyla cevap vermek istiyorum. "Masallar, çocuklara ejderhaların var olduğunu söylemez çünkü çocuklar ejderhaların var olduğunu zaten bilirler."
Peki masallar çocuklara ne der? Ejderhaların yenilebileceğini, öldürülebileceğini... Bunun için vardırlar, umudu beslemek, inanmak için.
Korkunun mitleri, korkularımızla yüzleşmemizi sağlar. Onları nasıl yeneceğimizi söyler. O yüzden her dönemde, her yerde, geleneksel veya güncel formları anlatılmalıdır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder