4 Ocak 2019 Cuma

Karin Karakaşlı ile söyleşi*


“Çocuk edebiyatı benim için gerçek anlamda bir okul ve hiçbir dersi kaçırmıyorum”


Uçan Kız Volante kitabınızı çocukluğunuza ithaf etmeniz aklıma Lee Weatherly’nin çocuklar için yazmak konulu bir tavsiyesini getirdi. Şöyle diyor Weatherly:
Çocuklar için yazacaksanız çocukluğunuzu hatırlamalısınız. Dışarıdan gözlem yaparak, çocukları izleyerek yazmaya çalışmak yetmez. Çocuk olmayı yeniden içinizde hissetmelisiniz. Oyun oynamayı yeniden keşfedin. Ormanda sessiz yürüyüşler yapın ve etrafa çocuk merakıyla bakın, sorular sorun: “Neden?” “...olursa ne olur?” Çocuk kitapları yazmanın çocuk sahibi olmakla pek ilişkisi yok. Bütün mesele o duyguları içinde hissetmek ve sonra da yazmak.
Çocuklar için yazmak sizin için de benzer bir deneyim mi?
Kesinlikle öyle. Kardeşim yok. Dolayısıyla çocukken, hâlâ mahallede oynayabilen o mutu kuşağa ait olsam da geceleri yalnızdım. Hayali arkadaşlarım Unubli ve Kolunkbank’la saatler süren maceralarımı, resimleri olmayan bir kitapta iki satır arasındaki o incecik boşlukta gözümün önünde canlanan resimlerle birlikte bulunduğum odadan ve günden nasıl da bağımsızlaştığımı keşfettiğim o ilk ânı hiç unutmadım. Çocuk kitapları yazarken kendi çocukluğumu yardıma çağırıyorum. Yaşımı unutmak, bir çocuğun diline, hislerine ve düşünüşüne dönmek tadabileceğim en büyük mutluluklardan biri gibi geliyor. O mutlulukla yazıyorum kitapları.

Çocuklar için yazarken nasıl bir ön hazırlık yapıyorsunuz? Hikâye nasıl uç veriyor? Duygu ve temayı önceden belirliyor musunuz?
Sadece çocuk edebiyatında değil, her kitabımda uzun süreli bir hazırlık dönemine ihtiyaç duyuyorum. Kahramanlara ve kurguya dair genel bakış, kimi bölümlerin ismi, hangi karakter tarafından anlatılacağı, zaman, mekân, dış görünüş ve ruh haline ilişkin ayrıntılar el yazısıyla tuttuğum notların başında geliyor. Henüz yazılmamış o kitabın içinde kalıyorum. Yazmaya başladığımda ise artık hiç ara vermeden bütün yapıyı akıtmam gerekiyor. Her yazar için bu süreç farklıdır. Kimi yazar paragrafları, belli bölümleri yeniden gözden geçirir, tamamen bozup sil baştan kurabilir. Benimse su gibi akmam gerekiyor. O yüzden hazırlık dönemini uzun tutuyorum.
Çocuklar için yazarken ise bütün bunlara ek olarak, kurguda minik okurları rahatsız edecek herhangi bir boşluk olmamasına, dilin anlaşılır yalınlığına, bölümlerin sıralanışına, diyalogların sahiciliğine ve elbette hikâyenin samimiyetine dikkat ediyorum. Bu anlamda çocuk edebiyatı benim için gerçek anlamda bir okul ve hiçbir dersi kaçırmıyorum.

Volante’nin kaçışı sırasında havaalanında karşılaştığı yetişkinler, ona nasıl davranması ya da düşünmesi gerektiğini söylemiyor. Kurulan eşit ve özgür ilişki sayesinde hem Volante kendini büyümüş hissediyor, hem de hikâyenin anlamı okurun kalbine daha çok etki ediyor. Bu, yazarken gözettiğiniz bir unsur mu?

Evet, bunu özellikle gözettim. Yetişkinler genelde çocuklarla konuşurken didaktik cümleler kurma eğiliminde olur. Neyi ne zaman nasıl yapmaları gerektiği konusunda çocuklara sürekli uyarılar ve açıklamalarda bulunulur. Ya da tam tersi bir şekilde bebek diliyle konuşmalara rastlanır. Çocuklar bunların hiçbirinden hoşlanmıyor. Onlar yetişkinlerden farklı değil, dünya üzerinde geçirdikleri zamana bağlı olarak daha az deneyime sahip ama yetişkinliğin kalıp ve maskelerini kuşanmadıkları için de çok açık kalpli ve özgün varlıklar. Kendisine gerçek bir saygı ve sevgi ile yaklaşıldığını hisseden bir çocuğun size sunabilecekleri büyüleyici bir deneyim. Oyunun güzelliğini, şaşırmanın keyfini, keşfetmenin heyecanını hatırlamak hepimiz için çok özel bir hediye. Bunun içinse sınırlara saygı ve anlayış içeren karşılıklı bir güven tesisi şart. Elbette çocukları kendi güvenlikleri açısından bilgilendirmek, deneyimleri paylaşmak, onların başlarına gelen her şeyi anlatabilecekleri sıcaklığı sağlamak çok önemli. Ama Uçan Kız Volante’nin en önemli meselelerinden biri “Yabancıya güvenilmez” gibi sınırlayıcı ve tekinsizlik uyandırıcı bir genelleme yerine, kendisine kimin iyi ya da kötü geleceğini anlayabileceği bir donanım sunmanın önemini kavratmak. Biz tanışana kadar herkes yabancıdır. Dolayısıyla aşırı korumacılığın yaratacağı tutukevine yenik düşmeden, sağlam ve sağlıklı ilişkiler kurabilen çocukların mutluluğunu hatırlatmak ve bu mutluluğu onlara bahşedebilmemiz için yapabileceklerimizi düşünmek, bunları paylaşmak istedim.

Uçan Kız Volante nesillerarası iletişime de dikkat çeken, her neslin birbirinden öğreneceği çok şey olduğunu gösteren sıcacık bir hikâye sunuyor okura. Nesillerarası iletişimin sizin çocukluk anılarınızdaki yeri nedir?

Çocukluğumdan beri yaşlılarla çok özel bir bağım oldu. Deneyimlerin gücüne hep inandım ve yakınına oturup sohbet ettiğim büyüklerden, onların kâh gülümseyip kâh hüzünlenerek anlattıkları hikâyelerden çok şey öğrendim. Anneannesiyle aynı odada yatan, anlattıklarıyla onu kahkahalara boğan bir çocuktum. Bu sıcaklığı hiç unutmadım. Halen de en büyük mutluluğum, bu dünyada daha farklı zamanlara tanıklık etmiş eski kuşakların aslında her daim geçerli olan o güzelim hikâyelerini paylaşmak. Çocukların ve yaşlıların birlikte zaman geçirmelerini, toplumsal normların dayattığı yaş faşizmini yenmesi açısından da çok önemli ve gerekli buluyorum.

Massimo sayesinde ailesiyle paylaştığı sayısız sıcak anları hatırlayan Volante’nin öfkesi uçup gider. İstese de onların ilgisizliğine dair hikâyeyi zihninde diri tutamaz. Bu, her yaştan okura sunduğunuz en önemli hediye kanımca.
Volante’nin isyanı aslında yeterince sevilip önemsenmediğine ilişkin kapıldığı korku ve güvensizlik. Ablası Tessa onun gözünde her şeyi sinir bozucu bir mükemmellikte kotarabilen örnek çocuk. Küçük kardeşi Paulo, şirinliğiyle herkesi fetheden bir yaratık. Ortanca Volante ise bu denklemde kendisini beklentileri yerine getiremeyen, hayallere daldığı için sürekli uyarılan bir fazlalık olarak hissediyor. Tatil için anneannenin evine doğru çıktıkları yolculuk sırasında ailesinin havaalanındaki telaş içinde bir an ona hiç bakmadan yerlerinden kalkıp salona doğru harekete geçmeleri son damla oluyor ve yanlarından uzaklaşıveriyor. Ancak o yalnız geçirdiği zaman içerisinde karşılaştığı insanlar aslında Volante’nin nasıl özel bir çocuk olduğunu ve ailesinin onu nasıl sevdiğini görmesini sağlıyor. O uyanış eşliğinde de endişeden deliye dönen ailesine dönüyor. Elbette aynı insan olmayarak. Çünkü herkes değişir ve dönüşür. Bu da hayatın biz canlılara sunduğu en büyük hediye.

Hikâyede en sevdiğim noktalardan biri, kavuşmanın ardından Tessa ile Volante’nin sohbeti ve birbirlerini yeni bir gözle görmeye başlamaları oldu. Bu sohbet sırasında Volante bir şeyi yapabildiği için kusursuz yapmakla tutkuyla yapmak arasındaki farkı öğreniyor ve Tessa’ya denemeye devam etmesini öneriyor. Bakmak ve görmek arasındaki fark, bu olsa gerek.
Volante, havaalanında geçirdiği o kısacık ama uzun zamanda öğrendikleri eşliğinde, mükemmel varlık olarak gördüğü ablasının da kendi içinde yaşadığı güvensizlikleri fark ediyor. Şimdi artık her şey yerli yerine oturuyor sanki. Tıpkı o çizdiği resimler gibi. Kalbiyle görmeye başlıyor Volante ve dünya artık başka bir hale bürünüyor. Kendisiyle birlikte anlam kazanan bir gezegene...

Havaalanında tanıştığı yazar Eşlin ile yazışmalarında, küçük Volante’nin Eşlin’in hayatında da derin izler bıraktığını görüyoruz. Anlıyoruz ki yazar Eşlin hayatın akışı içinden hikâyeler yakalamakta çok mahir. Sizin yazarlık deneyiminiz nasıl? Gündelik olan, yazılarınıza ne oranda sızıyor?
Hayattan çok beslenen bir insanım ben. Her ne kadar mutlulukla şaşıracağımız şeyler de azalsa da hayatın sunmaya muktedir olduğu mucizelerden hiç umudumu kesmedim. Varlığından heyecan duyduğum insanlar, görmeyi istediğim mekânlar, tesadüf gibi görünen ama aslında en derindeki arzularımıza denk gelen, enerjimizle yarattığımız karşılaşmalar, beklenmeyen iyilikler en karanlık zamanlarda bile devam etmemi sağladı. Hakikatten mahrum bırakıldığımız her ânı kaydetmek, suskunların, susturulmuşların sesini duyurmak ve hayal gücüm eşliğinde yeni dünyalar yaratmak üzere edebiyata sığındım. Bunu yaparken de edebiyatla hayatı, yazmakla yaşamayı birbirinden hiç ayırmadım. Hâlâ da böyle yapıyorum.

Volante’nin kaçışı, bilmeden gitmekle başlasa da, hem gidende, hem de gidilenlerde değişime yol açan bir inzivaya evriliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Her ayrılık gidende de kalanda da değişime yol açar. Hesapta giden, belli bir kararla harekete geçendir ama bazen de aslında kalabileceği bir yer olmadığı için gitmek zorunda kalmış olandır. Volante bu süreçte kendisini, resme olan aşkını, özgüvenini keşfederken ailesine karşı tepkisinin aslında korkularıyla tetiklendiğini anlıyor. Dahası, Volante sadece kendisi değişmekle kalmıyor, karşılaştığı her insanda da dönüşüme yol açıyor. Çünkü öğrenmek ve paylaşmak karşılıklı bir edimdir ve birlikte yaşandığında mucizeye dönüşür.

Uçan Kız Volante okurla buluşan son yapıtınız. Üzerinde çalıştığınız, okurla yakın zamanda buluşacak bir dosyanız var mı?
Şimdilerde bir şiir dosyası üzerinde çalışıyorum. Tıpkı çocuk ve gençlik edebiyatı gibi, şiir de bana çok şey öğreten koca bir kâinat. Orada zaman ve mekândan bağımsız, dilin sınırlarını sonuna kadar zorlayarak, kelimelerin azlığında çoğalarak kendimi gerçek anlamda özgür ve tamamlanmış hissediyorum. Bir anlam buluyorum. Ve o anlamı aktarmaya çalışırken ulaşıp iyi geleceğim insanları düşlüyorum. Hayat bir süreliğine daha yaşamaya değer oluyor.



Uçan Kız Volante 
Yazan Karin Karakaşlı 
Resimleyen Merve Atılgan 
İlk kitaplar (2. sınıf, 3. sınıf, 4. sınıf)

* Bu söyleşi 22/12/2018 tarihinde Mevzu Edebiyat'ta yayımlandı. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder