24 Ağustos 2020 Pazartesi

Kitap Yazma Ayı Güncesi: 3

 

Yazı maratonunun on yedinci günü. Dün tek kelime dahi yazmadım. Misafir ağırlamak ve karavanı toplamakla geçti hafta sonu. Yazı bitirmenin hüznü, keyfi, karışık duygular... Kaç kelimede kaldığımı bilemiyorum. An itibarıyla eksiğim olduğuna yüzde yüz eminim ancak önemli değil. Önümüzdeki iki, üç gün içinde her gün biraz daha fazla yazarak kapatabilirim bu açığı. Saat sekize yaklaşıyor. Kuşlar ötüyor ve hava serin. Sabah serinliği. Bacaklarım ürperiyor. Karnımsa aç. Üzerimde mavi renk yazlık bir hırka var. Yarım kollu. Tam yerleşemedim yerime. Oturma kemiklerimin üzerinde dengeli bir halde oturmuyorum. Bağdaşta konforlu değilim. Belim ağrıyor. Omurgam dik değil. Ekmeğin arasına biraz peynir sıkıştırıp kendime kahve alıp öyle yerleşmek, yazmaya devam etmek istiyorum. 

                                                                                            *

Bir roman yazmaya başlasaydım muhtemelen bir gençlik romanı yazmak isterdim. Normal İnsanlar gibi bir gençlik romanı. Denemek istiyorum, başlamak, ilk taslağı çıkarmak, üzerinde düşünmek, geliştirmek. Aynı bir ayda 50 bin kelime yazmak gibi, gerçeküstü, olağanın sınırlarını zorlayan bir düşünce, tasarı, plan, hayal... Ama başlayınca, bir kelime, bir kelime daha yazarken oluyor, mümkün olduğunu görüyorsun. Zannettiğin kadar zor olmadığını görüyorsun. Roman yazacağım fikrimi sesli söylüyorum artık. Roman yazacağım, diyorum. Öykü kitabı çıkartmaya biraz ara vermek, araya çocuk kitabı ve roman sokmak istiyorum. Kendimi, becerimi, yaşam tarzımı, serbest zamanlarımı öykü ile sınırlandırmak istemiyorum. Pek çok şeye sabrettim ve sürdürdüm. Bir romanı yazmayı gerektiren sabır ve kararlılık bende var. Hep aynı şeyi söylüyorum. Çocuk kitapları genellikle belli bir şablon dahilinde gidiyor ve her defasında işliyor. Ben de yapabilirim. Yazmak, yazarlığa soyunmak bir cüret etme hali zaten. Ben de varım, deneyeceğim deme hali. 

                                                                                          *

Dün akşam bir arkadaşım kitabıma olan ilgiyi sorduğunda “Bir dahaki sefere roman yazacağım,” dedim. Romanın okur tarafından daha çok okunduğu klişesi bir yana, öykünün, günümüz öykü anlayışına uygun öykünün okurda bir tamamlanmışlık hissi yaratmadığını, öykü roman gibi uzun bir anlatı olmadığı için elbette kısa bir durumu göstereceğini ve fakat bu dar alanda dahi bir tamamlanma hissi yaratmadığını, oysa yaratması gerektiğini düşündüm yol boyu. O yüzden üçüncü kitabım öykü dahi olsa, benim öykü anlayışım ve yazım tarzım değişecek bence. Bir şeyleri ima ettirmenin, sezdirmenin, okura boşluk bırakmanın dışında bir yol arayacağım. Okurla benzer bir yolculuğa çıkma, onda yarattığım kahramanlara karşı empati uyandırmayı hedefleyeceğim kesin. Yazarken belli bir okur kitlesini düşünüyor değilim. Onların hangi konuları beğeneceğinden yola çıkarak üretiyor değilim ve fakat sonuç olarak insan okusun diye yazıyorum tüm bunları. O yüzden bir okur var, ulaşmak istediğim bir okur daima var ve onunla olan ilişkim değişecek. Şimdi ikinci kitabın yayımlanmasının ardından yalnızca beş ay geçtikten sonra bir dönüm noktasında olduğumu, bugüne değin hem yazdığım hem okuduğum metinler üzerine düşünüp bir seçim arifesinde olduğumu seziyorum. Buradan nasıl bir yol tutacağımı, o yolun bana neler getireceğini henüz bilmiyorum. Yazmanın büyüsü de belki burada saklı.

                                                                                           *

Evdeki tuşları şu an için bozulmuş laptopta kaç kelime kayıtlı bilmiyorum. Akşam açacağım ve kelime sayısına bakacağım. On üçüncü günden itibaren yazdığım bu Word dosyası üzerinden günlük hedef olarak ilerlersek 1756 kelime eksik. İki günlük kaybı kolaylıkla telafi edeceğim kesin. Çünkü henüz öğlen bile olmadı ve günlük kelimenin yaklaşık doksan kelime fazlasını yazmamın yeterli olacağı görülüyor. Bu harika. 

                                                                                           *

Bugünün alıştırması bir masal şablonunu kullanarak sinopsis yazmak. Masal şablonunu kullanarak yazılan hikaye deyince aklıma hep Gecegezen Kızlar geliyor. Açıklandığı halde oradaki iskeleti görmek benim için zordu. Bu alıştırma için düşünmem şart. Oysa şimdi seri şekilde açık tamamlama peşindeyim.

                                                                                         *

Bu haftanın alıştırmalarını sevdim. Alıştırmaların her biri yazıyı açmaya, ilerletmeye yarayan, işlevsel öneriler. Zaman vermek, düşünmek, her defasında açarak, ayrıntıları ekleyerek yazmaya devam etmek gerekiyor. Bu hafta zaman yaratmakta zorlandım. Bilgisayarımın hâlâ bozuk olması üzerine tuz biber ekti. Dingin kafayla, üzerine düşünerek yazmak isterdim. Bu yetiştirme telaşım şu an  bedenimin üzerinde. Saklıyorum bedenimde. Omuzlarım gergin. Yazarken sandalyenin tepesinde bağdaş kurmayı seviyorum, yemek masasının alt çıkıntısı bacağıma batıyor. Kürek kemiklerimin arası gerilim dolu. Boynum da ağrımış. Saat sekize geliyor. Neredeyse kırk dakikadır yazıyorum.

                                                                                     *

Bugünün alıştırmasını harfiyen yaptım. Dünkü şablon fikrini heyecan verici bulmakla beraber zor geldiği için denememiştim. Serbest yazı ile başlayan günün alıştırması güzeldi. Çok kolay aktı, çıktı. Tamamlayıcı alıştırmaları yaptığımda anahtar kelimelerle ne kadar kolay bir hikayecik kurabildiğimi gördüm. Anahtar kelimeler hayvanlar olduğu halde gerçekçi başlayan, gerçeküstüne çıkan bir metin yazdım. On dakika içinde. En güzeli sonuçlandı. Bitti. Yazdığım serbest yazıyla da uyumluydu. Orada da şefkatli ebeveyn olmaktan bahsediyordum. Hikâye de öyle çıktı. Analizini yapmak ise başlı başına şaşırtıcı, sakinleştirici bir keşifti. Çünkü oradaki sıkışıklığı, şablonu kendi hayatıma uyguladığımda sorunu, çatışmayı, çözüm önerisini açıkça görebildim. Bu da beni ferahlattı.

                                                                                   *

Sabahki yazı çalışmamın 1350 kelime tuttuğunu gördüm. Bu kendimi şahane hissetmeme yol açtı. Ayın 19’u ve 31 bin kelime civarındayım. Bu ayın sonunda 50 bin kelimeyi geçeceğimi tahmin etmek hiç güç değil. Bu bana gerçekten de güç veriyor. Kendimi kolay kolay bir yere ait hissetmesem de Sanal Yazıevi’nin bir parçası olmak, orada benim gibi başkalarının da kendi yazı keşiflerini sürdürüyor olduğunu bilmek, farklı seviyelerde, farklı tarzlarda yazmanın hiç de önemli olmadığını görmek bana kendimi iyimser ve şükran dolu hissettiriyor. Son alıştırma ve bulduklarım iyi geldi. Masalları nasıl kullanabileceğimi gösterdi. Masalları uyarlama fikri benim için yeni değil ancak bunun nasıl mümkün olduğunu bilmezdim. Bu yolu bulmam mümkün değildi. Gecegezen Kızlar karşısında afallamış, ne yaptığını algılamaya uğraşmış, olay örgüsünden oluşan masallardan yola çıkan bu müthiş dil zenginliği karşısında büyülenmiştim. Şimdi yeniden okumak ve feyiz almak istiyorum. 

2 yorum:

  1. Sadece yazdığın değil farkındalık da yarattığın bir ay oldu, oluyor. Hem kendin için hem benim için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ayki dirsek temasımız, birlikte yol alma halimiz benim için de çok kıymetli. Yazarak düşünmek, gerçekten de su üstüne çıkarıyor birtakım meseleleri.Ben de bulduklarım için memnuniyet duyuyorum. :)

      Sil